• BIST 104.123
  • Altın 145,971
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • İstanbul : 20 °C
  • Ankara : 15 °C
  • İzmir : 19 °C

Yanlış sorgulama

21.04.2014 21:03
Cenk Zelyurt / Araştırmacı

Cenk Zelyurt / Araştırmacı

Bu başlık altında emekli Büyükelçi Sn. İlter Türkmen''in 9 Ağustos tarihli Hürriyet''te bir yazısı yayınlandı.


Sn. Türkmen "Türkiye ile Gümrük Birliği gündemde olmasaydı bile Güney Kıbrıs ile üyelik müzakereleri yine başlayacaktı çünkü Yunanistan AB''nin genişlemesini bloke etmek imkanına sahipti" diyor!


Bu gerçek karşısında sorulacak soru şudur: Rum - Yunan ikilisinin bu müracaatı 1960 Antlaşmalarına bir darbeydi. "Kıbrıs" adı altında Rum idaresinin AB ile müzakereye başlaması 1960 Antlaşmalarında var olan ve Kıbrıs''ta barışın kalıcılığını garantileyen Türk - Yunan dengesini Yunanistan''ın lehine bozmayı öngörmekteydi. Bunu önlemek için bizim girişimlerimiz veya çıkışlarımız yeterli değildi. Bu konuda Türkiye''nin kararlılığı gerekiyordu. Hafiflik buradaydı. Yunanistan''ın bu veto tehdidi karşısında Türkiye, Kıbrıs''ta ileri adımlar atabilirdi. AB''nin "Kıbrıs''ı hallet" çağrısına da etkin, susturucu cevaplar gerekliydi.

Bunları geçelim. Rum - Yunan ikilisinin bu yasa ve antlaşmalar dışı çıkışlarının sonucu Sn. Türkmen''in de ısrarla desteklediği Annan Planı''nda ortaya çıktı. Kıbrıs birleştirilerek (Türk tarafının da oluru ile) 1960 antlaşmalarını çiğneyerek (Türkiye henüz üye olmadan) AB''ne üye yapılacaktı. Biz buna razı değildik. Türkiye de razı değildi. "AB bu yanlışı yaparsa KKTC ile Türkiye de aynı esaslar dahilinde entegrasyona gider" diyerek AB ülkelerini yeniden düşünmeye, uluslararası antlaşmaları çiğnetmemeye davet ediyorduk. "Bu yanlışta ısrar ederseniz bizim de alternatifimiz vardır" diyorduk. Annan Planı''na EVET demekle Türkiye kendisi 1960 Antlaşmalarıyla elde ettiği her haktan vzgeçebileceğini kabul ediyordu. Kısacası Annan Planı''nı müzakereden başka bir kozumuz kalmıyordu. Peşinen egemenlikten, devletten de vazgeçiliyor, mal - mülk meseleleri "Rum''un tapusu geçerlidir" esasında içinden çıkılmaz bir hal alıyordu. İki kesimlilik karma bir vilayet haline dönüştürülüyor, 100 bin Türk göçmenliğe mahkum ediliyordu.

Türk Hükümeti (ve Sn. Türkmen''le arkadaşları) bu plana EVET demekle neyi elde etmek istiyorlardı? Meçhulümüzdür. "Türkiye''nin AB yolu ardına kadar açılacak, yeter ki siz Kıbrıs''tan vazgeçiniz" anlamına gelen bu davete inanan mı olmuştu? 


Ancak bir gerçekle karşı karşıyayız. Bunu yabancı diplomatlar da teyit etmektedir. Genişlemeyi Yunanistan veto etmesin diye, yanlışı ve işin sakatlığını bile bile Kıbrıs dedikleri Rum idaresini üye yapma kararını aldılar. O halde, Rumların üye olmasını Denktaş şunu yapmakla veya yapmamakla sağladı safsatasından vazgeçilmelidir; AB, genişleyebilmek için yani kendi çıkarı için bize haksızlık yapmayı göze aldı, ne gerçeklere baktı, ne de kanun, veya antlaşma tanıdı.


Annan Planı''na Rum da evet diyecek inancı içinde, Kıbrıs meselesini Türkiye''nin AB yolunda engel olarak görenler, Rum''un (Yunan şantajı altında) kaçınılmaz olan üyeliğini, "40 yıllık yanlış politikaya" mal edemezler. Rum - Yunan ikilisinin attığı bu kabul edilmez adım karşısında o günün hükümeti gereken cevabı vermişti: Yaparsanız, ben de yaparım!"

Sn. Türkmen hata arayıp buluyor. "AB Güney Kıbrıs''ta müzakere kararını almakla birlikte, çözüm arayışını zaman bırakmak için müzakerelerin başlamasını 1998''e kadar erteleyen bir formül bulunmuştu. O dönemi iyi değerlendiremedik" dedikten sonra "aksine maksimalist bir tutumla o devirdeki KKTC yönetiminin, federal değil, konfederal çözüm edebiyatına kendimizi kaptırdık. Sık sık yaptığımız gibi sanal bazı kozları gerçek zannettik ve pazarlık marjımızı abarttık" diyor.

Bu yargının geçerli olabilmesi için müzakere için onay almış olan ve yıllarca meşru Kıbrıs Hükümeti olarak tanınmış olan Rum idaresinin "yumuşayacağına" inanmak gerekir ki Rum''u, Yunan''ı bilenler bunun hayal olduğunu teslim ederler.

"Meşru Kıbrıs Hükümeti" sahte adı altında AB üyeliği için müzakere hakkını da sağlamış olan Rum''dan Sn. Türkmen''in medet umması oldukça üzücüdür.
Ancak bir noktada bir düzeltme gerekir. 

Konfederasyon''a geçiş, KKTC''nin eseri değildir, o günkü gelişmeler karşısında Türk tarafının 1960 Antlaşmalarından kaynaklanan haklarını koruma kararlılığının bir sonucuydu. Rum liderliğinin federasyon istemediği, hükümet statüsü ile "azınlıkla" görüşmekte olduğu görünümüne bir cevaptı. Hiç bir şart altında Rum idaresinin Kıbrıs''ın tümüne şamil bir hükümet olmadığı ve olmayacağı yönünde geçerli bir karardı ve karar Türk Hariciyesinindi. Biz bütün kalbimizle bunu destekledik.
Bugün de görüyoruz ki AB''nin yanlışları, Rum''un Kıbrıs''ın tümünden vazgeçme niyeti yoktur ve Türkiye''nin AB yolculuğunda "Kıbrıs" her safhada önünde bir engel olarak konmaya devam edecektir. Çare, buna boyun eğilmeyeceğinin kararlı bir şekilde ortaya konulmasına bağlıdır. 

İlter bey gibi Annan Planı''nı sonuna kadar destekleyerek Türk - Yunan dengesinin bozulmasına, Türk garantisinin etkisiz hale getirilmesine göz yumanlar; Rum''un EVET diyeceğine inanarak halkımızı tehdit ve vaadlerle EVETe zorlayanlar şimdi "Rumlar da Türk tarafının eşitliğini tanımazlarsa, KKTC ile Türkiye arasında da entegrasyona gidilir" demeye başlamışlardır. Yani zamanında var olan pazarlık kozunu Annan Planı''na kurban ettikten sonra şimdi aynı noktaya gelinmelidir demeye başlamışlardır. Türk Hükümeti bu noktaya gelebilecek mi? Göreceğiz!

Bu yazı toplam 757 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2014 Esenyurt Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim