• BIST 104.123
  • Altın 145,971
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • İstanbul : 21 °C
  • Ankara : 12 °C
  • İzmir : 19 °C

Yalnız Kaldığımızda

12.04.2014 12:00
Cenk Zelyurt / Araştırmacı

Cenk Zelyurt / Araştırmacı

Yıllar önce Almanya’da bir kuru temizleyiciye gitmiştim. İtalyan bir karı kocanın işlettiği küçük ama düzenli bir yerdi. Yemek yerken lekelediğim bir kazağı önlerine koyduğumda lekenin nasıl oluştuğunu sordular. Soslu bir makarnanın lekesi olduğunu söyledim. Küçük bir fiş alıp orayı terk ettim.

Birkaç gün sonra kazağı almaya gittiğimde çok üzgün olduğunu ve lekeyi henüz çıkaramadığını söyledi.
İkinci ve üçünce seferde de durum değişmemişti. Her seferinde birkaç günlük ertelemeyle karşılaşıyor,
tepki vermemeye çalışıyor ama içten içe kızıyordum. Almanca’yı iyi konuşamadıkları için durumu detaylı olarak açıklayamıyorlardı. Son gittiğimde pırıl pırıl bir gülümseyişle karşılandım. Zannedersem beşinci kez uğramıştım. Kazağımdaki leke yok olmuştu. Üstelik bu sefer karşımda iyi almanca konuşan, genç bir İtalyan vardı. Önce gecikmeden dolayı özür dilediler, sonra gecikmenin nedenini açıkladılar.

Adı üzerinde “Kuru Temizleme” bizdeki gibi makineye atıp yıkamakla olmuyordu. Kazağın yünlü olması nedeniyle yıkanması zaten söz konusu değildi. Önce lekenin, yani soslu makarnanın neler içerdiği tespit edilip, hangi kimyevi işlemlerle çözüleceği araştırılıyormuş. Aynı leke kazağın iç kısmında oluşturulup, kimyevi çözeltinin etkisi araştırılıyormuş. Netice pozitif çıkarsa leke üzerinde uygulama yapılıyormuş.
O küçük kuru temizleme dükkanının arka bölümünde ufak bir laboratuar mevcutmuş. 
Tüm uğraşlara rağmen gerekli kimyevi bileşimi bulamadıkları için benim kazağımı daha geniş imkanları olan “Merkez’e” göndermişler. Orada makarna ile sosun analizi yapılmış ve sonrasında kazağımdaki leke yok edilmiş. Bütün bunları dinledikten ve yapılan işlemleri öğrendikten sonra biraz tedirgin olduğumu hissettim. Öyle ya, bu kadar işlemden sonra bana hangi fatura çıkarılacaktı?
Korktuğum başıma gelmedi. Normal ücreti ödedim. Bu kadar uğraşa değer miydi sorusuna ise
şöyle bir cevap aldım: “Sizin tatmin olmanız güzel ama bizim tatmin olmamız çok daha güzel”.
Peki bu işlemler sırasında problemler çıkmıyor mu diye sorduğumda, gelen cevap daha da ilginçti:
“Elbette çıkıyor, zaman zaman ütü yaparken kumaşı bozduğumuz ve hatta yaktığımız da oluyor. İşte o zaman aynı kalitedeki malzemenin bedelini ödemek üzere sigortamız devreye giriyor”.

Bolu’da vatandaşın biri kuru temizlemeye bir okul ceketi vermişti. Ceket makineye atılıp sıcak suyla yıkandığı için şeker bazlı, yapışkanlı olan tela koyuvermişti ve ceket buruşuk bir hal almıştı. Ceketi veren kuru temizlemeciye itiraz ettiğinde şu cevabı almıştı: “Hata bizde değil, bu ceketi kim diktiyse telasını ters
yapıştırmış”. Oysa ki böyle bir şey isteseniz de mümkün değildir.Telanın ters yapıştırılması demek, astara yapıştırılması demektir ki, astar pres sıçağına dayanmaz ve ceketlerde astarlama en son yapılan işlemdir.

Bu iki örnek bizdeki ve dışarıdaki “İŞ AHLAKININ” bir örneğidir. Bu örnekleri yüzlerce kez çoğaltabilirsiniz. Bizim insanımız “kendi kafasına göre” hizmet verir. Bile bile eksik veya kötü iş yapanlar, işi yavaşlatanlar vardır. Bunun hesabını veya en azından nedenini sorduğunuzda ilginç ama bir o kadar da aptalca cevap verirler. “Bu kafaya bu tıraş” veya “Ne kadar ekmek, o kadar köfte” deyimleri bunun bir işaretidir.

İnsanlar yalnız kaldıklarında, sadece vicdanlarıyla baş başa olduklarında, gerçek yüzlerini gösterirler.
Lokantada çalışıp “biftek, bonfile yiyenlere”,” iş yerine ait telefonu kullananlara” ,”yan gelip yatanlara”,
bir şekilde “ahlaksızlığa soyunup” yaptıklarının “HIRSIZLIK” olduğunu bilmezden gelenlere, “Madem memnun değilsin, o zaman niye buradan ayrılmıyorsun?” diye sorduğunuzda alacağınız cevap çok daha ilginç olacaktır: “Bu devirde daha iyi iş nerede abi?”

İş ahlakı, birey,aile ve toplum ahlakından bağımsız değildir. Her birey bir aile içerisinde yetişir. Aileden terbiye alır. Bunun yanı sıra okullarda ahlak konusunda eğitim verilir. Dolayısıyla bireyin ahlaklı olmasında aile ve eğitim kurumlarının çok önemli yeri vardır.

Bu vesileyle sizlere bir kere daha Robert BOSCH ‘un ünlü sözünü hatırlatalım: “İnsanların güvenini kaybetmektense para kaybetmeyi yeğlerim”.

Bu yazı toplam 473 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2014 Esenyurt Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim