• BIST 106.239
  • Altın 161,321
  • Dolar 3,8713
  • Euro 4,5671
  • İstanbul : 15 °C
  • Ankara : 2 °C
  • İzmir : 10 °C

Varlık Özmenek

20.01.2014 00:15
Ahmet Durmaz / Esenyurt Haber Muhabiri

Ahmet Durmaz / Esenyurt Haber Muhabiri

-Hani bizim cumhurbaşkanımız? 

-Çek bir kellepaça! 

"BİR APTAL İSTANBUL'U FELÇ ETTİ"... 

Dokuz sütun üzerine manşetteki haber başlığı bu. (Hürriyet, 22 Şubat) 

Haber, "TEM'de işkence" diye gidiyor; "akıl almaz sorumsuzluk, otoyolu göle çevirdi. Trafik kilitlendi. Onbinlerce İstanbullu saatlerce perişan oldu..." V.s... 

Bülent Demir-Cahit Akyol imzalı manşet haberin spotlarında "aptal"ın kimliği yok. Yakalanıp, yakalanmadığı; gözaltına alınıp alınmadığı ilk ifadesinde neler dediği ya da demediği gibi bilgiler yer almıyor. 

Lafı uzatmayalım, haberin devam sayfasında fail anlaşılıyor: 

. "Aptal kafa"!.. 

Oysa bu arada neler neler düşünüyor insan... 

.- Bir aptal 12 milyonluk İstanbul'u felç ettiğine göre, Türkiye'yi kaç aptal felç eder? (Ya da edebilir mi? Yoksa etmiş durumda mı?) 

- Bir aptal İstanbul'u felç ettiğine göre kaç akıllı düzeltir? 

- Bire bir mantıkla gidersek... 12 milyona 1 aptal hesabıyla... Türkiye'yi yaklaşık 5,5 aptal felç ederse, kaç akıllı düzeltir?.. 

Hiç de şaka değil... Gazete haberindeki sıfatı zamirleyip şöyle yapın: 

Bu kafa! 

Yıllardır, onyıllardır herkesin şikayetçisi olduğu da bu değil mi? Herkesin bildiği ama meçhul fail: Bu kafa! 

Yani, hemen herkesin yerinde sırasında kimi zaman çektiği, bulduğu, kelle paçadan yediği, ayılıp bayılıp aradığı kimi zaman çareden çoğu zaman çaresizlikten iki eli arasına alıp salladığı, bazen kendi kendine, çoğu kez de başkalarının 'boşver oğlum bu kafaları' dediği, sonuçta ezgin-bezgin eve götürüp yastığa devirdiği genellikle şişkin kafa... 

-Eee! Eve ekmek parası gerek, deyip; varsa ve de yoksa işine yollandığı, sabah düzeltip, akşam bozduğu... Laf çok uzadı, garip bir tevellüt ayracında gezdirip, 'inşallah öbür tarafta fazla iş düşmez' deyip sonsuz uykusunda çimlendirdiği kafa... 

* * *

Aziz Nesin, hem Nesin Vakfı için, hem de çıkacak 'Onbinler Gazetesi'nin girişim merkezi olsun diye Ankara'da bir ev almıştı. Onyıl önce. Büklüm sokaktaki evin onarım işlerini yapıyor bir orta yaşlarda parkeci kalfa. Ben de bakıyorum. Duvarda Aziz Bey'in fotoğrafı duruyor. Ama işini yapıyor. Ara sıra sigara çekiyor. Zaman zaman da fotoğrafa bakıp, 'of' çekiyor... 

Merak ettim, kaçıncı kezden sonra sordum: 

- Niye of? 

Ben daha tamamlamadan, o söyledi. 

- Reisicumhur olacak herif, ama... 

Lafın devamı yok. 

İlk kez duyuyorum: Aziz Nesin için 'Reisicumhur olacak herif' dendiğini... 

Benim sessiz ama ısrarlı bakışlarımı, 'dur patlama söyleyeceğim' der gibi yanıtlamaya devam ediyor... 

- Reisicumhur olacak adam-herif abi... Reisicumhur olacak adam bu... 

... Benim usanmama yakın da, nihayet şöyle dedi: 

- Kafa var ama akıl yok.. 

Aziz Bey'in 75. yaş yıldönümü bağlamında Ankara'da Alman Kültür Merkezi'nde yapılan toplantıda bunu anlattım... 

Halk, kendine yakın bulduğu adamı 'Reisicumhur' görmek istiyordu ama kendi aklının 'Reisicumhur' olabileceğine inanmıyordu... 

Kafa ile akıl arasındaki nazik ilişki paramparça olursa ve gelenek itibariyle akıl ile alt yapı sistemleri yer değiştirirse, böyle oluyordu... 

İşler böylesine karmakarışık bir hal alıyordu ki.. halk kafayı buluyordu. Sürekli de karmakarışık olduğu için halk sürekli kafayı buluyordu. Bulduğu kafa Aziz Nesin'de simgeleniyordu ama gel velakin yol akıllının yolu değildi. Halkın yolu hakkın yolu v.s... 

Yol kelle-paça yoluydu... 

* * *

Nur içinde yatsın sevgili Ali Özoğuz, 1973teki 'Cumhurbaşkanlığı' kapışmasında günler, haftalar ilerliyor bir açıklık görünmüyor, dertli dertli anlatmıştı: 

"Geçende kaç zamandır bahçedeki işimi bıraktım, biraz şöyle gezip dolaşayım dedim. Biliyorsun ben uzun zamandır bahçemde uçak yapıyorum. 'Kendi uçağını kendin yap' kampanyasını benimsediğim için işin üzerindeyim. Ne zaman yetiştireceğimi kesin bilemiyorum. Ama kuyruk tarafına geldim... Neyse şöyle bir hava alayım diye Gazi Orman Çiftliği taraflarına gittim. Dolaşıyordum ki, bir Fransız turist çift kumrular gibi ağaçların arasında karşımda değiller mi? Ne diyeyim? 'İyi günler' dedim, gülümsedim. 

'Aşk güzel şeydir' gibi bir şeyler... Onlar da karşılık verdiler, neme lazım... gülüştük, artık ben yanlarından geçip gideceğim. Bana ne sorsalar beğenirsin: 

- Hani senin Cumhurbaşkanın? Demesinler mi?.. 

Bir kötü oldum ki... Ben bahçemde kaç aydır kendi uçağımı kendim yaparken, doğru, kulağıma çalınıyordu, Türkiye cumhurbaşkanını seçemiyordu... Şimdi de, işte bu Fransız turist sevgililer bana soruyorlardı: 

- Hani senin cumhurbaşkanın?.. Hani?.." 

Ali Özoğuz bunu bana anlatırken gerçekten hüzünlüydü: 

- Hani benim cumhurbaşkanım? Sahi hani bizim cumhurbaşkanımız canım?.. 

Gülüyorduk ama malum halimize... 

Başka ne yapabilirsiniz ki? Türkiye cumhurbaşkanlarını seçerken genellikle hem gülüyor, hem ağlıyordu...Yıllar sonra düşünüyorum da, ne Aziz Nesin'lik, ne de sevgili Ali'lik yanı kalmadı bu işin. 

Ecevit'le Demirel'lik şu kırk yıl zehir zıkkım değilse, nedir?.. 

- Çek bir kellepaça. 

......... 

Gülme martı gülme. Bu işin... 

Bu yazı toplam 491 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2014 Esenyurt Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim