• BIST 106.239
  • Altın 161,321
  • Dolar 3,8713
  • Euro 4,5671
  • İstanbul : 15 °C
  • Ankara : 2 °C
  • İzmir : 10 °C

"Tutunacak Dal" Sıkıntımızın Mimarları

17.01.2014 18:10
Burak Kaya / Avcılar Muhabiri

Burak Kaya / Avcılar Muhabiri

Türk Milleti’nin yaşamında Devletin ve özellikle de Cumhurbaşkanı, Yargı ve Silahlı  Kuvvetlerin çok ayrıcalıklı bir yeri, önemi ve saygınlığı bulunmaktadır.

Ne var ki; Cumhuriyetin ilk onbeş altın yılından sonra sermayeden yemeye başlayan devletimizin itibarı  bugünlerde maalesef dip yapmış durumdadır.

Bu, emperyalizmin seçtirdiği, terfi ve tayin ettirdiği, satın aldığı, beslediği; siyasetçi, devlet adamı, bilim adamı, aydın, tarikatçı gibi sıfatların sahipleri vasıtasıyla yavaş yavaş,sabırla ulaşmayı hedeflediği bir durumdur.

İyi de, üzerimizde emelleri olması nedeniyle onlar adım adım ve açıkça bu yıkımı gerçekleştirirken bu devletin kurucu ve koruyucu unsurları nerededir?   

Sık sık Osmanlı’nın son dönemiyle yapılan karşılaştırmalar hiç mi akılları başa getirmiyor?

Onların geçmişte ibret alacağı bir örnek belki yoktu ama bizim var!Üstelik olağanüstü iletişim kolaylıkları sayesinde her bilgi bir anda milyonlara ulaşabiliyor.Dolayısıyla, bilinçlenme, örgütlenme, direnme, kötü niyetli çabaları boşa çıkarma olanağına sahibiz bugün.

Ama bunu kim yapacak? Kimse millet demesin! O eğitimli, demokrasi kültürü gelişmiş, sosyal refahı yerinde batılı ülkelerde olur.Pederşahi geleneklerimizin oluşturduğu genlerimizde yok bu bizim.Olsaydı, böyle padişah yetkili liderler ömür boyu kalır mıydı?

Milletin önemli bir kısmı can derdine düşmüş, emperyalizmmiş, laiklikmiş, çevreymiş, eğitimmiş umurunda değil.”Paketimi alırım, oyumu satarım” diyor.

İş dünyasında da belirli bir azınlığın dışında böyle tasalara rastlanmıyor.

İktidarın hedef ve çıkar ortaklığı yaptığı kesim ise kısa ve kolay yoldan zenginliğin keyfini otomatik çalışan tuvaletlerde çıkarmakla meşgul.

Geriye, devletinin geleceğinden ve ulusal çıkarlarının korunduğundan kaygılı, tuzakların farkında, kişisel bir hırsı, hesabı olmayan, çağdaş, laik, yurtsever bir çoğunluk kalıyor.

Ancak; örgütsüz, mevcut partilerden umutsuz ve kararsız.İnanarak veya kerhen belirli partilere oy verenlerin dışında kararsızlar en büyük orana sahip.

Yeni oluşumlara katılsa, bu da Genç Parti örneğinde olduğu gibi oylarda bölünmeye yol açıp işbirlikçilerin işine yarayabilir.Kaldı ki; herşey yolunda gitse bile 22 Temmuz’dan sonra oluşan “seçimlerin güvenilirliğini kaybettiği” kuşkusu altı milyon yeni seçmenle katmerlenmiş bulunuyor.Bu halde toplum,demokrasiyle düze çıkılacağı umudunu nasıl korur?    

Bu kaos karşısında başlarımızı çevireceğimiz kurum ve makamlara baktığımızda görünen manzara ise “Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime” şarkısını hatırlatır niteliktedir.

-Geçmişi, düşünce ve aile yapısı, seçilişi, seçildikten sonraki tavır ve kararlarıyla ortada olan bir Cumhurbaşkanı!

Aklı başında kaç kişi, aldığı hediyeleri bile açıklayamayan yapay gülücüklü, Bush’tan iftiharlı bu zatın arabasını yolda gördüğü zaman durup da içten gelen bir saygı ve sevgiyle selam verip el sallayabilir? Kaçımız bu çalkantılardan bizi kurtaracak bir liyakati ondan bekleyebilir ?

-Rejimin temel taşlarından olan yargıda ise; Özal’ın bugünleri düşünerek diktiği tarikat fidanının meyvalarını vermeye başlamasıyla yüksek yargı organları birbirine düşmüştür.

Bağdaş kurup tespih çekerek ifade aldığı söylenen, zihin yapısı belli bir savcının egemenliğinde başlatılan ve Ergenokon adı dahi kasıtlı kirletilen son davada yaşananlar da düşünüldüğünde, kimler mevcut yargıya güvendiğini, tarafsızlığından ve adaletinden emin olduğunu söyleyebilir?

 

-Ülkede tüm sistemler çökse, demokratik yol ve yöntemler tıkansa bile son çare olarak bizi selamete çıkaracağına inanılan Silahlı Kuvvetler’e gelince…..

Kurum olarak toplum nazarında güvenilirliği ve itibarı ne mutlu ki yine en üst sıradadır.

Ancak; AKP’nin altı yıllık icraatında, IMF koşulları, AB kriterleri v.s. maskesi altında ekonomi ve tarımın çökertilmesi, eğitim, yargı ve emniyetin dincilerin arka bahçesi haline getirilmesi, MGK’nın sembolikleşmesi, özetle nüfus yapımız başta olmak üzere milli güç unsurlarının zaafa uğratılmasını demokrasi adına(!) adeta seyreden, sözünü dinletemeyen ve son olarak da biri yolsuzluktan sabıkalı, diğeri dincilere müsamahalı emekli mensuplarının bir kadeh şarapta kopardıkları fırtınayla topluma; “Yahu bu adamlar bu makamlara nasıl gelmişler” dedirten bir Silahlı Kuvvetler !

Cumhuriyet ve Atatürk düşmanı ABD beslemesi bir şeyhin devlet katında TSK’dan daha etkili olduğu, mahalle baskısının memleket baskısına dönüştüğü bir aşamada, özel görevli TV kanallarında ve gazetelerde satılmışların askerle alay edecek kadar küstahlaştığı, cefakar, yalnız ve iftiralarla demokrasi düşmanı gibi gösterilmeye çalışılıp sürekli savunma konumuna düşürülen bir kurum.

Anti-fetoşist, yurtsever iki emekli orgeneralini dinci bir iddia makamının kollarına teslim ederken gıkı çıkmayan, emniyete tanınan “yurt güvenliği için gerektiğinde dinleme talebi dahi  reddedilen, sabrı ve suskunluğunun “Komutanlarının açıkları” ndan kaynaklandığı dedikodularını önleyemeyen bir güç.

Aslında hainlerin, işbirlikçilerin, dincilerin herşeye muktedir olan bu gücün mecbur kaldığı takdirde neler yaşanacağını çok iyi bilip korktukları, fakat meydanın boş olduğuna inanıp kudurdukları bir gaflet dönemidir bu yaşadığımız.

Herşeye rağmen değerini, gücünü koruyan ama inandırıcılığı ve itibarı az da olsa zedelenen ordumuz, ne yazık ki en büyük yarayı, emperyalizmin ne mal oldukları belli olan  uşaklarından değil, en üst komuta kademelerine gelip de, akıl almaz hatalar, tutarsızlıklar sergileyen ve son anketlerde ortaya çıkan toplumdaki korkunç değişimi Milli Güvenlik Sorunu olarak göremeyen mensuplarından almış bulunmaktadır.

Korunaklı lojmanları ve zırhlı arabalarıyla sanki devletin değil de kendilerinin bekasını düşünerek çekildikleri emekliliklerinde de söylem ve davranışlarıyla istemeyerek de olsa kuruma zarar vermeyi sürdürmeleri haleflerine bıraktıkları mirasın bedelini artırmaktadırlar.

Bu samimi değerlendirmeler, kiralık kalemlerin maksatlı yazılarıyla karıştırılmamalıdır.

Silahlı Kuvvetleri’ne güveni tam ve dolayısıyla beklentileri yüksek olan toplum, ülkenin içine düşürüldüğü durumdan kaynaklanan üzüntü ve kaygılarına siyaset, adalet ve tepelerdeki devlette umutlu bir teselli bulamadığı için, tutunacak dal arayışı içinde son çare olarak, darbe dışında da devlette sözü dinlenmesi gereken bir kurum olarak askerinin kararlı sesini duymak, düşüncesini öğrenmek istemektedir.

Bu yazı toplam 295 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2014 Esenyurt Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim