türk porno , adana escort , adana escort bayan , porno izle , mersin escort , izmir escort bayan , escort adana , adult forum , istanbul escort , hatay escort , beylikdüzü escort , bodrum escort , eskisehir escort , porno indir , escort bayan , seks hikaye ,

  • BIST 90.749
  • Altın 231,724
  • Dolar 6,0896
  • Euro 6,8838
  • İstanbul : 29 °C
  • Ankara : 31 °C
  • İzmir : 31 °C

Tiyatroda Barış Kültürü

13.12.2013 17:30
Ali Rıza Yılmaz / Yazar

Ali Rıza Yılmaz / Yazar

Ülkemizde kültür kavramı,hala yaşayan değerlerin oluşturulmasında,geçmişin değerlerinin çağdaş bilinçle anlamdırılması , gelecek yaşamın ortak değerlerinin oluşturulması sorumluluğu ile anlaşılmıyor.

Kültür hala toprak altında kalmış değerlerin para etmezliği gibi anlaşılmaya, anlatılmaya çalışılıyor.

    Oysa kültür yaşamın bütünüdür.Bu bütünü oluşturan parçacıkların bir araya gelmesi ile oluşur.Tıpkı çocukluğumuzda biyoloji dersinde öğrendiğimiz,bir cam kavanozun içine su doldurup ağzını geçirgen deri ile örtükten sonra güneşe bıraktığımızda içinde oluşan kültür gibi.

    Cam kavanozun içinde bir dünya oluşmuştur. Bu dünya ise bir bütündür. Ama bu bütünlük,içinde değişik coğrafyalarda yaşayan,değişik din,dil.ırk ve renk özellikleri taşıyanlar bulunabilir. Bu farklılıkları onların başka bir kültür ortamı içerisinde doğduğunu kanıtlamaz. Çünkü dünya kuzeyi ile güneyi ile ,doğusu ile ve batısı ile, sıcak ve soğuk iklimiyle kendini dengeleyen bir kültür bütünlüğüdür.Bu bütünlük, iklim koşulları gibi farklı özellikler içerisinde olsa dahi bozulmaz. Çünkü bu ,insanın yaşam faktörünü oluşturan bedensel özelliklerinin , fizyolojik ve biyolojik olarak aynı olması beyinlerin benzer düşünceler üretmesi sonucunda oluşagelmiş bir uygarlığın :evlerinin başlangıcından beri,çağlar boyunca yaşananların sonuçlarından alınan derslerin ortak dersidir.

    Aynı kültür kavanozu içerisinde yaşananların hiçbirisi değerinden bağımsız değildir. Hepsi birbirinin sonuçlarından ders almak,olumsuzlukların tekrarlanması, olumlulukların ise bariz olarak korunması konusunda sorumluluk üstlenmek zorundadır.
Bu sorumlulukları üstlenmesi gereken canlının ismi insandır. O kendi beyni ve yaratıcılıkları ile diğer canlılardan farklı eylemler ve durumlar yaratır.Taklit unsurunu öğrenme ile birlikte değerlendirir. Kültür bütünlüğü içerisinde en güçlü muhatabı olan doğaya egemen olmak ister.

    İşte bunların hepsi dramatik aksiyonlar bütünüdür. Ancak bu dramatik olan aksiyon,insan olmadan,onun katılımı olmadan gerçekleşemez. Çünkü bu dramatik olanı anlamlandıran insandır. İnsan dramatik durumların kahramanıdır.Her kademesinde rol alan aktörüdür. 
İşte kavanozun içerisindeki kültür bu aktörlerin gelişmişlik özelliklerine göre gelişim ve değişim gösterebilir.
Tiyatro, insanlığın kendi dramatik aksiyonlarını izleye bilmek kendilerine öz eleştiri yönelte bilmek için keşfettikleri dramatik aksiyona dayalı izleyici kitlesi karşısında gerçekleştirilen bir anlatım ve ifade biçimidir.

Tiyatrodaki aktörler yaşamdaki aktörleri taklit ederler.Böylece yaşamdaki aktörlere kendilerini eleştirecek, kendilerini daha iyi tanıyabilmelerini için olanak yaratırlar.
    Çünki kendisini tanıyan, kendisini eleştirebilen bir insan kendisine yapılmasını istemediklerini başkalarına yapmama yolunda da kendini disipline etmeye başlayan insandır. Çünkü, kendisini tanıyan insan başkalarını da tanıyan insandır. Kendisini tanıyan insan başkalarını da tanıyan insandır.Kendisini tanıyan insan kendisi ile başkaları arasındaki farklılıkları da tanıya bilen bir insandır.Ancak bu farklılıkların nedenlerini de sorgulayan insandır.

Tiyatro,işte bu insan modelinin oluşması sürecine katkıda bulunacak disiplinlerden birisidir.

    Barış kültürü insanlığın kendisine başkalarına karşı duyduğu sorumluluk nedeni ile insanlığın en önemli ortak kültürlerinden birisi olmalıdır. Ancak barış kültürü tek başına bir kültür olarak düşünülmelidir. Barış kültürü pek çok kültür dalının bir araya gelmesi ile oluşabilecek bir kültürler küme'si olarak düşünülmelidir. İnsanlık bir barış kültürünü sağlam temellere oturtarak, kendisi ve hemcinslerinin yaşamını iyileştirecek önemler arayışı içerisine girebilir. Bunun için siyaset kültürü hukuk kültürü demokrasi kültürü sanat kültürü eğitim kültürü bilim kültürü doğa ve çevre kültürü hoş görü kültürü tiyatro kültürü gibi kültür dallarının birikimler bile bağlı bir kültür politikasının izlenmesi gereklidir. Kültür politikası dediğimiz kavram kültürün en geniş anlamıyla bütünleştirici özelliğini tanıtan yaygınlaştıran özetlendiren ve bu doğrultuda uygulamalar yapan bir politika olmalıdır.

    Sanat kültürü bu geniş politikanın bütünsel amaçlarına yol gösteren,duyarlılık algısı gelişimi,iyi,güzel,doğru çelişkilerin felsefi boyutta tartışılarak erdem, estetik ve adalete ulaşmanın ölçüsü olarak anlaşılmalıdır. Demokrat olmak bir sanattır. Bireylerin demokrasi kültürü sorumluluğunu sanat düzeyinde bir titizlik ve sorumlulukla gerçekleştirmesi demektir. Varoş kültürünün oluşabilmesi,bireylerin sanat düzeyini de demokratlaşması ile doğru orantılıdır.

    Oysa sanat kavramı ülkemizde resim, heykel, tiyatro, müzik, edebiyat, şiir mimarlık, sinema, fotoğraf gibi beceri ve eylemlerin doğal takma ismi gibi anlaşılıyor. O zaman kendisini tiyatrocu ilan eden her kişi doğrudan mesleğini en iyi yapan anlamına gelen ''sanatçı'' titrini kazanı vermiş oluyor. Dört yıllık konservatuardan mezun olup, Devlet Tiyatrolarına kabul edilen ve edilirken ''sanatçı sözleşmesi'' diye adlandırılan bir sözleşmeye imza atan stajyer, sözleşme gereği ''sanatçı'' unvanını resmen kazanmış oluyor !!

    Oysa,Dünya Telif Hakları örgütü (WIPO) yukarıda sayılan becerilerin her birisini meslek olarak tanıyor.
Sanat bir işi, bir eylemi, en özenli tutumla gerçekleştirme tutkusu, titizliği, sorumluluğun felsefi disiplini demektir. Bu duyarlılık algısı bütünlüğü içerisinde davrananlara ''sanatçı'' denilebilir, Ancak bu bir meslek ismi karşılığı yada bir unvan gibi kullanılamaz. Ancak tutum ve davranışı, o kişinin yaşamdaki duruşunu anlatmak için kullanılabilinir.

Ama tiyatro ve tiyatroculuk bir meslektir ! Aktörlük bir meslektir.
    Bu sempati kültürünün bireyler ve toplum tarafından anlaşılarak uygulanan bir kültür haline gelmesine hizmet eden bir meslektir. İşte tiyatro kültürünün barış kültürüne katkısı bu şekilde gerçekleşe bilir. Tabii sanat kültürüne ve demokrasi kültürünede !. Çünkü tiyatro kültürü insanlara kendilerini başkalarının yerine koyarak yaşamı karşılaştırmalı olarak anlama ve algılama olanağı yaratır. Demokrasi kültürünün vazgeçilmez özelliği, özeleştiri ortamını yaratır. Kendini eleştirebilen insan, kendini tanıma, onlarla kendi arasındaki benzerlikleri keşfetme gibi özelliklerinide gelişen insandır.

Tiyatro salonundaki izleyicilere bu anlama sürecini yaratmaya çalışan aktörler, o salondaki insanların yaşamında oluşan konuları sahnede canlandıran aktörlerdir. Yani sahnede aktörlüğü meslek olarak yapan kişilerdir. Oysa, salonda oturanlar gündelik yaşamın aktörleridir. Sahnede oynayan aktörleri görerek kendi rollerini oynama konusunda özeleştiri yaparak kendi rollerini hazırlamalıdırlar.

    İnsanlar eğer tiyatroya bu bilinçle değildi dağınık bir rastlantısallık içerisinde gidiyorsa, tiyatrodan ne kazanacaklarının bilincinde değillerse, o zaman ondan yararlanamıyorlar. Oyuncuların rollerini iyi oynayıp oynamadığı, sanatçı ve oyuncu arasındaki farkı tartışamıyorlarsa, bu konuda bilgileri yoksa, rol oynama kavramının kendileri için neden gerekli olduğunu da bilmiyorlar demektir. Bu durumda kendi rolünü oynayamadıkları için rolünü oynamayı bilenler tarafından yönetiliyorlar.

    İçinde bulunduğumuz yy, temsili demokrasiden katılımcı demokrasiye geçişe kültürel olarak zemin hazırlayabilecek bir yy. olarak görülüyor. Ancak bu gelişim süresince bireyin standartlarının da yükselmesi gerekiyor.
Barış ve demokrasi kültürünü sanat düzeyinde benimseyerek, toplumsal insan rolünün içini dolduran, kendisini rolüne iyi hazırlayan, eksiklerini eleştiren ve gidermeye çalışan, kendi kendisini filmini izleyebilen, ayna karşısında gibi özeleştiri yapabilen, sorumluluklarını bilerek ve isteyerek taşıyan, kendini ve hemcinslerini tanımaktan ötürü mutlu, özgüvenli, cesur, yaratıcı bir insan profiline gereksinimimiz var.

    TOBAV'ın yıllarca önce başlattığı "SANATA EVET" kampanyası bu idealleri içeriyordu. Yaşamı sanat düzeyinde bir sorumluluk olarak, tiyatroyu da bu sürece hizmet eden bir beceri disiplini olarak, kendisini geliştirmek ve olgunlaştırmak isteyen insanın vazgeçemeyeceği bir özeleştiri ortamı yaratan bir meslek olarak savunuyorduk.

 

1-001.jpg

    İşte o zaman sanat kavramı ile barış ve demokrasi kavramı arasındaki benzerlik, tiyatro kavramı ile rolünü bilerek oynamasını istediğimiz insanın sorumluluklarını benimsemesi ile ilgili etkileşim çok daha açık bir şekilde kavranmış olarak o zaman tiyatroculuk mesleği, yarattığı özeleştiri ortamı nedeniyle, duyarlılık algılarının gelişmesine hizmet ederek, ''yaşamın sanatsallaşması'' sürecini hizmet eden bir meslek olarak yerini ve tanımını bulacaktır. Ancak,her mesleğin olduğu gibi tiyatroculuk mesleğininde özenle gerçekleştirilmesinin bir sanatsal sorumluluk olarak benimsenmesi halinde, özlemi duyulan ''yaşamın sanatsallaşması'' idealine ulaşma doğrultusunda, bütüne ulaşma sistematiğinin iletişim ve etkileşim terminallerinden birinde, işlerin yolunda gitmesine olanak sağlamış oluruz.

    İçinde bulunduğumuz yılın Eylül ayının, New York'ta 188 ülkenin Cumhurbaşkanının ve TC. Cumhurbaşkanlığının da katıldığı, Birleşmiş Milletler milenyum toplantısında ''ahlaki demokrasi'' ve ''yeni yüzyıla yeni bir ahlak'' anlayışı gerektiği düşünceleri belirginlik kazandı. 

    Sanat sözcüğü ile ifade edilen felsefe, sanat kelimesinin içine düştüğü acıklı durumdan kurtarılabilinirse; sanat felsefesinin "kötü,çirkin, yanlış" kalıbından "iyi, güzel, doğru" ya, oradanda "erdem, estetik,adalet" e ulaşma isteğinin bütünlüğü olduğunu net bir şekilde anlaşılacaktır.

    O zaman, mistik dinsel öğretinin etkisinde gelişen ve gelenekselleşen ahlak kalıplarının yerine, sanat kavramının ve felsefesinin ortak değerlerini yerleştirmek belkide milenyumun "ahlak" arayışında bir çözüm getirecektir.

    O zaman tiyatroya çok daha fazla görev düşecektir.Tiyatrolar,iyi, güzel, doğru, doğrultusunda gelişmek isteyenlerin kendileriyle hesaplaşabilecekleri mekanlar haline gelecektir.Tiyatroculuk mesleği, bireyleri, demokrasi ve barış kültürünün ulaşılması gereken bireysel gelişmişliğe, hazırlayan bir meslek olarak anılacaktır.

    Toplumsal yaşamın bütünlüğü içerisinde bireylerin rollerini tesadüflere dayalı iç güdülerle değil, bilerek oynamaları gerektiğinin bir ortak değer halini alması halinde tiyatro kültürü yaşayan bir değer halini alacaktır. Okullarda dersler drama yönetimi ile dramatize olarak verilecek, sorun çözme tekniği olarak dramatizasyon kullanılacak; problemli tarafların barış toplumlarında bir birlerini anlamak için dramatik canlandırma tekniği kullanılacaktır. Çevre sorunların çözülmesi için insanların kendilerini doğa yerine koymaları, kendilerine yapılmasını istemediklerini doğaya yapmama doğrultusunda dramatik rol oynama tekniğinden yararlanmaları söz konusu olacaktır.

Bu yazı toplam 1527 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2014 Esenyurt Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim