türk porno , adana escort , adana escort bayan , porno izle , mersin escort , izmir escort bayan , escort adana , adult forum , istanbul escort , hatay escort , beylikdüzü escort , bodrum escort , eskisehir escort , porno indir , escort bayan , seks hikaye ,

  • BIST 107.921
  • Altın 153,999
  • Dolar 3,8353
  • Euro 4,5054
  • İstanbul : 10 °C
  • Ankara : 4 °C
  • İzmir : 8 °C

Teokratik Anayasa!

25.07.2014 14:27
Cenk Zelyurt / Araştırmacı

Cenk Zelyurt / Araştırmacı

Türkiye Cumhuriyeti’nin 1982 Anayasası, geçen yüzyıldaki Kanun-i Esasi’den beri hürriyetleri en fazla kısıtlayan metindir. Hürriyetler önce tanımlanmakta, sonra nasıl kısıtlanacağı ifade edilmektedir. Buna rağmen, Türkiye istisnalar dışında olağanüstü rejimle idare edilmektedir. Bu Anayasa’nın dikkatli bir okuyuşla, “teokratik” bir sistem ortaya koyduğu görülecektir.

Önce Anayasa’nın meşhur başlangıç kısmına bakalım. “Meşhur” diyoruz, çünkü Anayasa’nın asıl metninde bu başlangıç kısmına atıfta bulunulmaktadır.

Anayasa’nın “besmele”si mahiyetindeki ilk cümle şöyledir: “Türk vatanı ve milletinin ebedi varlığını ve yüce Türk devletinin bölünmez bütünlüğünü belirleyen bu Anayasa, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk’ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve O’nun inkılap ve ilkeleri doğrultusunda...”

Bu bozuk Türkçe cümle, tamamen değer hükümleri ihtiva etmektedir. Değerin kaynağı ise, Atatürk’tür. Dikkat edilsin, bin yıllık vatan o vatan üzerindeki milleti yaşatan, kimlik veren değerler değil, bir kişiye ait değerler sözkonusu edilmektedir. Atatürk’ün hem eşsiz bir kahraman hem de ölümsüz olduğu kabulü ifade edildikten sonra, Türk vatanı, milleti ve devleti ile ilgili nitelemeler yerine oturmaktadır. Yani Atatürk’ün varlığından; anlayış, inkılap ve ilkelerinden bağımsız bir Türk vatanı, Türk milleti ve (yüce) Türk devleti sözkonusu olamaz. Daha başlangıçta, TC Anayasası’nın yegâneliğini, özgünlüğünü kabul etmek zorundayız. Çünkü dünyanın hiçbir Anayasa metninde benzer ibarelere rastlanmaz. Ancak dini niteliği öne çıkan ülkelerin anayasalarında bu temel değer, esas prensip dine verilmektedir. Bu itibarla, TC Anayasası daha birinci cümlesinde dinîliğini ortaya koyan bir metindir. Bu Anayasa’nın bütün ilgili hükümlerinde bu “dinîlik” dikkatli bir bakışla görülecektir.

Başlangıç metninde “laiklik” ve “din” kavramları da geçmekte; fakat, burada yer alan ifade, “öteki din”le ilgilidir. Öteki din, metne göre, laiklik ilkesi gereği olarak devlet ve siyasetten uzak tutulmaktadır. Öteki dinin devlete ve siyasete karışması yasaklanmıştır, çünkü ancak adı konulmamış resmi dinin devlete ve siyasete karışması esastır. Anayasa’nın özündeki “din” bütün sistemin temeli olarak kabul edilmektedir. Rejimi ve siyaseti tamamıyla o belirlemektedir.

Halbuki, “teokratik” olduğu iddia edilen Osmanlı devletinin ilk Anayasası’nda 11. maddede devletin dininin İslâm olduğu belirtildikten sonra, diğer dinlerin devletin himayesinde olduğu ifade olunmaktadır:

“Devlet-i Osmaniye’nin dini din-i İslâm’dır. Bu esası vikaye ile beraber asayiş-i halkı ve adab-ı umumiyeyi ihlâl etmemek şartile memaliki Osmaniye’de maruf olan bilcümle edyanın serbest-i icrası ve cemaatı muhtelifeye verilmiş olan imtiyazat-ı mezhebiyenin kemakan cereyanı devletin taht-ı himayesindedir.”

Osmanlı devleti biçimsel olarak laik olmadığı halde, öteki dinlere gereken bütün hakları tanımakta, onların kendilerini ifade etmelerini devletin koruması altına almaktadır. TC kendini lâfzen laik olarak tanımlamaktadır. Laik olarak tanımlanmadan itibaren, her türlü dinî faaliyetin, bu arada dinî öğretimin o dinin inananlarına ait bir mesele olması gerekir. Nitekim, bütün gerçek laik ülkelerde, dinî öğretim dinî topluluklara bırakılmıştır. Halbuki TC, öteki dinin öğretimini kendi kontrolüne almıştır. 24. maddede, din ve ahlâk öğretiminin devletin gözetim ve denetimi altında yapılacağı belirtilmektedir. Bunun ne anlama geldiği, ilk ve orta öğretim din ve ahlâk kitaplarına bakılarak anlaşılabilir. Bu kitaplarda bir taraftan ağırlıklı olarak İslâm’la ilgili olmakla birlikte diğer dinlerle ilgili bilgiler verilmekte, fakat, rejimin resmi dininin propagandası da yapılmaya devam edilmektedir.

Rejimin resmi dininin Anayasa’da çeşitli maddelerde görünür kılındığını belirtmiştik. Bunlardan biri de eğitim ve öğretim hakkı ile ilgili 42. maddedir. Bu maddede, “Eğitim ve öğretim, Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, devletin gözetim ve denetimi altında yapılır” denilmektedir. Burada bir açmaz dikkati çekmektedir. Anayasa metninde, sadece, “eğitim çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre yapılır” denilebilirdi. Bununla yetinilmemesi, Atatürk ilke ve inkılaplarının zikredilmesi, bu ilke ve inkılapların çağdaş bilim ve eğitim esaslarına tam tetabuk etmediğinin açık bir göstergesidir. Meselâ, “Bu eğitim çağdaş eğitim ve bilim ilkelerine uygun değildir” dediğinizde, “Olsun, Atatürk ilke ve inkılaplarına uygun, dolayısıyla Anayasa’ya uygun” denilecektir. Bir sonraki bendde, “Eğitim ve öğretim hürriyeti Anayasa’ya sadakat borcunu ortadan kaldırmaz” ifadesine yer verilmektedir. Anayasa’ya sadakat bir borç değildir, bu tamamen subjektif/dinî bir ifadedir. Anayasa’ya uymak hukuki bir zorunluluktur. Hukuk dilinde sadakat diye bir kavram yoktur. Hatta Anayasa’ya uymak bir zorunluluk olduğu gibi, onu hukuki yollarla değiştirmeye çalışmak da tabii bir haktır.

TC Anayasası’nda bir hayli maddede dinî mahiyette hükümler mevcuttur. Meselâ 81. maddede, TBMM üyelerinin yemin metni tamamen dinî niteliktedir. Kutsallığın ölçüsü, Atatürk ilke ve inkılapları, yani “kemalizm”dir. Bütün dünyada yemin, dinî kitaplar üzerine yapılır. Çünkü kişinin yemine bağlılığı vicdani bir haldir. Vicdani sorumluluklar ancak inançta tanımlanabilir. Bu metinde vicdani bağlılık, kemalizme yönlendirilmiştir. O yüzden, TBMM’de, Kur’an üzerine veya milletvekillerinin dinî inançlarının gerektirmesi halinde İncil veya Tevrat üzerine yemin edilmesi mümkün değildir. Eğer açıkça ifade edilmeyen resmi din olmasaydı, milletvekilleri kendi inançları üzerine yemin edebilirlerdi. 103. maddede, Cumhurbaşkanı yemini de aynı kategoride değerlendirilmelidir.

Anayasa’nın sonunda yer alan “inkılap kanunlarının korunması” hükmü de, bugün için hiçbir geçerliliği ve değeri kalmamış olan kemalizm diniyle ilgili kutsal metinlerin korunmasından başka anlam taşımamaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti neden tam mânâsıyla bir hukuk devleti olamamaktadır, hukukun üstünlüğü neden sağlanamamaktadır? Bunun cevabı ancak üstünlüğün “resmi din”e verilmesi ile açıklanabilir. Resmi din hukuktan üstündür. Hukuk devleti değil, din devleti esastır! 

Bütün hukuki metinlerin resmi dine uygun yapılması gerekir, eğer hukukla resmi din çelişirse, resmi dinin ilkeleri geçerlidir.

Bu yazı toplam 810 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2014 Esenyurt Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim