• BIST 106.239
  • Altın 161,321
  • Dolar 3,8713
  • Euro 4,5671
  • İstanbul : 15 °C
  • Ankara : 2 °C
  • İzmir : 10 °C

TED Gerçek Misyonuna Dönüyor

25.04.2014 20:50
Zeynep Akgün / Esenyurt Gazetesi Muhabiri

Zeynep Akgün / Esenyurt Gazetesi Muhabiri

İş hayatı, siyaset ve sivil toplum liderliği gibi birçok alanda faal bir portre çiziyorsunuz? Sizi bu kadar aktif yapan hangi güdüdür?


Yaşam bir tatmindir. Her insan yaşamdan beklentilerini karşılamak ister. Benim beklentim, iki evladıma iyi eğitim verip birer tane de ev bırakmaktır. Bana sunulan imkanlar bunları yerine getirebilme olanağı sağladı. Daha fazlasının fayda değil zarar getireceği kanaatindeyim. Artı olarak sizin ülkenize ve insanlarınıza karşı olan sorumluluklarınız var ve bunları yerine getirmek için kendi inancınız doğrultusunda çalışmalarınız olur. Bu da hayattan aldığınız tatminin en büyük noktalarından bir tanesidir. Özellikle TED’de benim dahi torpil yapamadığım binlerce burslu çocuğu, Türkiye’de 16 bin çocuğun eğitim aldığını düşünürseniz ve bilginiz doğrultusunda ekibinizle korkmadan bir şeyler yapma olanaklarını görürseniz ülkeye verebileceğiniz en büyük faydadır diye düşünüyorum ve bu güdüden hareketle çalışıyorum.


Şu an siyasetle ilginiz nedir?

Ben siyasetçiyim ama TED’de siyaset yapmam. 


TED’de göreve gelirken belirlediğiniz hedefler nelerdi? TED Başkanı olarak geçmiş 4 yılınızı değerlendirirseniz bu hedeflerin ne kadarını gerçekleştirdiniz?


İlk başlangıç noktamız; TED’in ve okullarının misyonunu daha üst noktada yerine getirmesi idi. 1928 yılında Atatürk tarafından kurulmuş bir kuruluş olarak aslında artık TED’in sadece kolej olmaktan çıkması gerektiği gibi bir yaklaşımımız vardı. Ve kendimize bir stratejik eylem planı hazırladık. Çok ciddi, tamamen tarafsız, kendi alanlarında uzman bir kadroyla geldik. Profesyonelleşmenin gerçekleşmesi gerekiyordu bunu büyük ölçüde başardık. 

 


Bu profesyonelleşmeyle birlikte nasıl bir çalışma ortaya konuldu?

Şu anda 19 okulumuzda okuyan yaklaşık 16 bin öğrencimiz var. Okullarımızın kalitesini yükseltmemiz gerekiyordu. Rekabet koşullarının getirdiği ortamda sadece TED’in Ankara Kolejinin oluşturduğu bir marka değeri ile yükselmesi değil, bütün okulların kendi marka değerleri ile yükselebilecekleri bir akreditasyon çalışması yaptık. Bu çalışmalar devam ediyor. Okulların kalite yönetimi ile yayılma politikalarını belirledik. Şu anda Moskova’da okul açmak için çalışmalarımıza devam ediyoruz. Yurt içinde ağımızı genişletmek için de çalışmalar yapıyoruz. Bizim okullarımızın bazı özellikleri vardır. Öncelikle, okullar, gelirlerinin belli bir bölümünü genel merkeze verirler ve bu para fakir çocukların okutulmasına harcanır. İkinci olarak okullarımız kendi bölgelerindeki devlet okullarına eğitim desteği verir. Üçüncü olarak da o bölgedeki fakir ve başarılı çocukları burslu okutur. Uzunca bir süre herkes kendi başına hareket eder bir yapıdaydı. Biz şimdi bir şemsiye altında toplayıp buranın prensiplerine göre herkesin çalışması sistemini oturttuk. Biz geldiğimiz zaman TED çok büyük iş yapmış, 45 bin fakir çocuk okutmuştu. Biz Türkiye koşullarında burs sistemimizde ciddi bir dönüşüme gittik. 

 

Dönüşümü neden gerekli gördünüz?

Kalabalık ülkelerde herkesi iyi eğitemezsiniz. Sosyal devletler herkesi üniversite mezunu yapmaz, herkesi meslek sahibi yapar. Ama Türkiye’de herkes meslek sahibi olabilmek için üniversiteye gitmenin şart olduğunu düşünme konumuna getirilmiş. Bu kadar kalabalık bir ülkede herkesi eğitemeyeceğimize göre yapılacak bir şey vardı; başarılı ve fakir çocuklara sahip çıkmak. Bu çocukları hem değerleriyle hem de Cumhuriyete bağlı değerlerle yetiştirmekti bizim ilkemiz. Ve dünya ile rekabet edebilecek yüksek donanımlı çocuklar yetiştirebilmekti. Küreselleşen dünyada eğitimsizlik çok hızla tehdide de dönüşebiliyor. Tehditleri de fırsata dönüştürmek sizin elinizde. TED, tam eğitim bursu, tam destek bursu diye burs çıkardı. Bu iki bursta da biz çocuklarımızın cep harçlıkları dahil, her şeyini karşılıyoruz. Bir kısmı kendi okullarında okuyor, bir kısmını da bizim okullarımıza alıyoruz. Ama bizim okullarımızda yer yok. Biz sadece çocukların değil ailelerin de sosyal adaptasyonlarını sağlamaya gayret sarf ediyoruz. Ayrıca biz çok ciddi bir camiayız. Bugün TED mezunları çok ciddi konumdalar. Onları da lobi faaliyetleri ile ülke yararına bilinçlendirme adına bir araya getirmeye çalışıyoruz. Bunları planlamamız doğrultusunda gerçekleştirdik. Ama TED’e 78 yıl önce yüklenen en önemli misyon sivil toplum örgütü olmaktı. İddia ediyorum, TED dahil, Türkiye’de eğitim anlamında sivil toplum yok. 

 

Neden?

Çünkü sivil toplum örgütünün siyasal bir bağlantısının olmaması, taraf olmaması ve bilimsel, doğru çalışıp kamuoyunun desteğini arkasına alması, militan olup kavga etmesi değil yönlendirici bir baskı unsuru olması gerekir. 

 

TED bu handikapı aşabilecek mi?

Evet, TED bu handikapı aştı. Çünkü biz sivil toplum yapılanmasına öncelikle mesleki eğitim çalışması ile başladık. Sonra “Hayat eşittir 180 dakika mı?” kampanyasıyla farklı yapılanmalar ortaya koyduk. Özel okul olarak özel okulların birçok maddesine karşı çıktık. Biz hükümet yada YÖK taraftarı değiliz. Dediklerimiz doğru da yanlış da olabilir ve bunlar tartışılabilir. Çok ciddi bilimsel çalışmalar yapıyoruz ve sorunlara çözümler ortaya koyuyoruz. Türkiye’de herkes sorunu söylüyor ve ilgi uyandırıyor. Ama bizim işimiz çözümü de ortaya koymaktır. Çözümlerin tartışılmasını sağlamaktır. TED’in bu handikapı ciddi anlamda aştığı kanaatindeyim. Bir kere tarafsız olduğunu ispatlamış durumda. Bizim ne hükümetle ne de devletin diğer organlarıyla kavga etme, güç gösterisinde bulunma gibi bir kaygımız yok. 

 

Aslında gerek sizin gerekse başka organların ortaya koydukları çözüm önerileri olmasına rağmen sistem aynı şekilde sorunlarla devam ediyor. Çözümün bir türlü hayata geçirilememesini neye bağlıyorsunuz?


Eğitim anlamında sivil toplum olarak ortaya çıkan herkes sırtını bir yere dayamış vaziyette. Tük Tarih Kurumu, Kızılay vb. gibi kuruluşlarla kuruluşumuz aynı. Ama devletten tek bir kuruş almayan ve üstüne bir de vergi veren tek kurum biziz. Aslında stratejik olarak çözümün hayata geçirilmemesi kurumların, sivil toplum örgütlerinin ve halkın, yani baskı gruplarının baskılarını doğru bir şekilde yapmamasından kaynaklanıyor. Örneğin biz “Hayat eşittir 195 dakika mı?” kampanyası gerçekleştirdik ve kurumlar bunu geçici darbe olarak görmeye başladı. Oturup bu kampanyanın şurası yanlış keşke şöyle yapsaydınız demek yerine birbirlerini kollamaya başladılar. Kapılarını sivil topluma kapattılar. Bunu kampanya olarak beklemiyorlardı.

 

Neden?

Türkiye’de bilimsel çalışmalar yapılır bir köşeye konulurdu. Ama bizim çalışmamız bir kampanya olarak geldi ve arkasına halk desteğini aldı. Çok şükür geçti dediler ama bilmiyorlardı ki ikinci kampanya gelecek. Bizim zorlamamız sayesinde bazı düzeltmeler yaptılar. Türkiye’de eğitim pansumanla düzeltilmeye çalışılır hep. Ulusal bir program yoktur. Ama gelişmiş dünyaya baktığınız zaman bu ulusal programlar sayesinde ülkelerini yukarılara taşıyorlar. Ve biz ikinci olarak “Hayat eşittir 195 dakika mı” diye ikinci kampanyayı yaptık ve bu birçok kişide şaşkınlık yarattı. Çünkü o da çok büyük bir yankı ve yaklaşım buldu. Kurumlar çeşitli konularda çalışma yaptıklarını bize ilettiler, bizden katkı bekledikleri zaman biz hazır olduğumuzu ilettik. Ama eğer bu durum bir oyalamaysa, gelecek yıl biz yeniden bir kampanya başlatacağız. Ve bu kampanya 15 günlük bir kampanya olmayacak. Aylarca sürecek ve millete diyeceğiz ki futbol takımı için sesinizi çıkarıyorsunuz, maaşlarınız için sesinizi çıkarıyorsunuz, geleceğinizin hiçbir değeri yok mu?

 

Peki ses çıkar mı? Katılım bekliyor musunuz?

Türk toplumu bazı konularda duyarsızdır ve kendine fazla dokunmayan konularda tepki ortaya koymaz. Ama bir gerçek daha var ki toplumun üçte birinden fazlası eğitimden dolayı sıkıntılı. Bir kısmı da gördüğü eğitimin neye yaradığını anlamaz vaziyette. Dolayısıyla umuyorum ki Türk toplumu gerekli hassasiyeti gösterecektir. Eğitim, ileriyi göremeyen siyasilerin Türkiye’ye açtığı en büyük handikaptır. Türkiye’de kişilerden kişilere, partilerden partilere değişmeyecek eğitimle ilgili ulusal bir programa, eğitim politikasına ihtiyaç var. 

 

Size göre eğitimde doğru politika nedir?

Bizim yaptığımız çalışmalarda ortaya çıkan bir gerçek var ki, eğitimi en fazla kilitlemiş şey şu anda ÖSS’dir. Çünkü ilkokula çocuğunu verecek aile okulun OKS başarısına bakıyor. OKS, ÖSS’nin alt türevidir. O zaman, sistemi buradan düzeltmeye başlamak lazım. Biz büyük ve kalabalık bir ülkeyiz. Her şeyi devletten bekleyemeyiz ve her şeyi bir günde çözemeyiz. Yapmamız gereken şey, üniversiteye giriş sistemi ile başlayarak eğitimi bütün olarak ele alıp, nüfus projeksiyonunu da önümüze koyarak bir ulusal programla süratle başlanması gerekir. Biz Türkiye’nin probleminin kaynak olduğunu düşünmüyoruz. Ne zaman Türkiye’de bir iş yapalım deseniz para yok diyorlar. Dershane sistemine yılda 9 milyar dolar gidiyor. Böyle bir rakamla Türkiye’nin tüm eğitim sistemini yeniden düzeltirsiniz. 

“Ya okulları ya da dershaneleri kapatalım” demiştiniz. Bu durumda hangisi kapanmaya daha yakın?
Böyle giderse okullar kapanacak. Zaten fiilen kapandı. Okulların bir anlamı kalmadı. Lise sonlarda başlayan şey, orta okullara hatta ilkokula girdi. Düşünmesini bilmeyen, kitap okumayan, sadece test çözen bir nesil yetiştiriyoruz. 

 

TED’DE FORMASYON DEĞİŞİKLİĞİ…
 

Türk Eğitim Derneği’nin Türk eğitim hayatındaki önemi hakkında neler söyleyebilirsiniz? 


TED kurulduğu yıllarda Türkiye’nin her tarafında misyonerlik okulları varmış. Bizim derneğimiz o dönemde Türkiye’ye ait, dünya ile rekabet edebilecek düzeyde yabancı dil eğitimi verebilecek bir kurum olarak başlatılmış. Üç ana prensip bize misyon olarak verilmiş ama uzun süre kolej olma algılaması içinde kalmış. Hatta bu algılama içinde kalırken onun dışında okuttuğu 45 bin çocuğu bile söylememiş. Yapmış olduğu nitelikli eğitim ve ülkeye kazandırdığı yetişmiş bireyler, onun dışında okutma gayreti içerisinde olduğu imkanı olmayan çocuklar bu ülke için ciddi bir kazanımdır. Ama artık TED’in bir formasyon değişikliğine gelmesi gerekliydi. Zaten TED kamuoyunda da algılama olarak farklı bir konuma gitmeye başladı. 

 

Atatürk Türk Eğitim Derneği’ne üç önemli görev veriyor. Geçmişten günümüze bakarsanız bu görevleri TED’in layıkıyla yerine getirebildiğini söyleyebilir misiniz?

Fakir çocuk okutmayla ilgili çok ciddi bir çalışma yapılmıştı. Ancak bunun bizim ortaya koyduğumuz sistemde çok daha bilinçli yapıldığı kanaatindeyiz. Ama asli görevlerinden olan sivil toplum olmayla, Türkiye’de eğitim sitemine yön veren bir kurum olmayla ilgili hiçbir şey yapmadı TED. Dolayısıyla bu misyonun tam olarak yerine getirilemediğini biliyoruz. Zaten bu özeleştiriyi yaptığımız için Türkiye’nin geleceği ile ilgili bu kararları aldık. Başladığımızda 4-5 personel vardı ama şimdi sadece genel merkezde 45’in üstünde profesyonel çalışıyor. Bizim amacımız 78 yıl önce konulan misyonu bugün

Türkiye’nin şartlarında daha ileriye taşımaktır. 


Sayın Pehlivanoğlu, TED’li olmak neden ayrıcalık?

Burası bir holdingin ya da bir şirketin malı değil. Burası milletin malı. TED tamamen millete ait olan bir kurumdur ve bunun size verdiği bir kazanım vardır. Biz TED okullarında okurken ülke yararları, ülke geleceği ile ilgili ciddi kazanımlar elde ettik. Ve bu kazanımların sadece bir özel okulda okumanın verdiği kazanımlardan çok daha ileride olduğunu gördük. Zengin olmayan, memur çocuklarının bile okuyabildiği bir sistem içerisinde olmanın verdiği farklılıklar var. Biz bunları ayrıcalık olarak görüyoruz. Ama temel bir konu daha var; TED’li olmak ayrıcalıktır ama ciddi mesuliyet ister. 

 

TED ÜNİVERSİTESİ GELİYOR

Bu ayrıcalık kullanılırken mesuliyet de yerine getiriliyor mu?

Getirmek için gayret sarf ediyoruz. Bunun takdiri kamuoyuna ait olmalıdır. Ama ciddi bir dönüşüm ve gelişim içerisinde olduğumuzu biliyoruz. Belli çıkar gruplarının, sermaye gruplarının karşısında saadet zincirlerini kesmeye çalışmak, okullarınız varken bazı doğruları söylemek, kapıları kapanmış ve aşırı bir devletçilik zihniyetine bürünmüş olan kurumlara eleştirilerde bulunmak kolay değildir. Biz bunu yapabilmek için ciddi gayret sarf ediyoruz ve ciddi anlamda başarılı olduğumuzu düşünüyoruz.

Artık meşalemiz lise sonda sönmeyecek diyerek TED Üniversitesinin haberini vermiştiniz. Bu konudaki gelişmeler nelerdir?


Üniversite ile ilgili vakıf senedimiz hazır. Vakıflar Genel Müdürlüğünden Ankara koleji vakfımızla ilgili bazı izinleri bekliyoruz. Onlar çıktıktan sonra üniversite vakfımızı kuracağız. Kızılay’daki lise binalarımızı ilk planda üniversitemizin birinci kampusu yapmayı düşünüyoruz. Hedefimiz iki-üç yıl içinde üniversitemizin kapısını açmak. 

 

Bundan sonra TED’i nerede göreceğiz? Hedefleriniz nelerdir?

TED’i artık her yerde görebileceksiniz. Kalitesi her geçen gün yükselen okullarla, imkanı olmayan çocuklara millet adına el uzatan, arada köprü vazifesi gören, Sivil toplum örgütü olarak doğruları çıkarmaya çalışan, bilimsel araştırmalar yapan, bu araştırmaları kampanyalarla kamuoyuna sunan, kamuoyunun dikkatini çekme noktasında çalışmalar yapan bir kuruluş olarak her yerde göreceksiniz. Bu gelişim sürecimiz hiç durmadan devam edecek. Çünkü bu derneğin kuruluş amacı bu millete hizmet etmektir.

Bu yazı toplam 1605 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2014 Esenyurt Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim