• BIST 90.724
  • Altın 213,932
  • Dolar 5,3630
  • Euro 6,0894
  • İstanbul : 8 °C
  • Ankara : 0 °C
  • İzmir : 11 °C

Tanrı yaratmak için gereken (herşey!)

31.08.2013 22:08
Tanrı yaratmak için gereken (herşey!)
İşim yüzünden çok bitkinim,genelde uykusuz ve yorgun olurum bugün de farklı hissetmiyorum.

Fakat dönüp koleksiyonuma baktığım zaman mutlu hissederim genelde. Bugün değil. Bugün çok farklı , çok derin , çok kasvetli.

Masamda yaratırken kullandığım alet ve edevatlar iliklerime kadar işlemişti.
Akşam insanlara yapacağım konuşmayı bile düşünemiyordum.Çıkarıp masamın üzerine koyduğum kalbime baktım. Kalbim yerinde değildi , aklım gibi ancak lanet olsun ki hala hissedebiliyordum. Hangi organımı tüm kiri ve kanları ile masanın üzerine atarsam geçer bu “hissetmek” denilen olgu?

Akşam insanlarıma basit bir soru sormak istedim ;

"Sizce Tanrılar ağlar mı?."

Eski uzun cübbemi giydim , hep güvendiğim ve bana “o“‘nun armağanı olan bastonumu aldım , elim ile iyice sıktım. Derin bir nefes aldım ve kocaman kalemden yavaş adımlarla indim. Kalemdeki her eşya “insan” olduğum o iğrenç anları hatırlatıyordu bana bedenimde hala etkilerini taşıyorum insanlığın. ŞU basit sualin cevabını o kadar fazla duymak istiyorum ki insanlardan. Yanıtını bildiğim sorular sormaktan sıkılmadım yıllar boyu. Bu basit sorunun yanıtını da çok iyi biliyorum.

Çünkü kahretsin ki bastonumu sıkıp kalemden inerken ağlıyorum. Hem de hiç ağlamadığım kadar. Hala eriyorum,damla damla. Kalbimi masanın üzerinde bıraktım , zihnim ise mantıksızlık sularında yelken açmış kocaman bir gemi.Nasıl hissedebiliyorum hala hiçbir fikrim yok , olmadı da. Adım atıyorum , nefes alıyorum , boş bir kafes gibi kaburgalarım

Ve ben hala ağlıyorum soğuk soğuk.

Tepeye vardığımda insanlar çoktan gelmiş benim neden geciktiğimi bulmaya çalışıyorlardı. Yokuşu çıkarken itina ile silmiştim gözyaşlarımı ama yorgunluğum ve umutsuzluğum kilometrelerce ötedeki boş vadilerde bile yankılanabilecek güçteydi. Onlar da anlamıştı.

Ateş yüksek , insanlar meraklı hikayelerimi bekliyorlar. Hepsi gözüme bakıyor ve “Neden üzgünsün” diyorlardı ama sözlerle değil. Bu nedenle anlayamıyordum onları.Çünkü kalbim talaşlar , tozlar , kan ve kir içinde eski tahta masamda can çekişiyordu. Damarları kalem uçlarına deydiğinde kirleniyor , tahtanın kuçük kıymıkları sinirlere ufak ufak batıyordu. Ama kalbim umrumda değildi , tek istediğim şey ağlamamak , hissetmemekti.

Her zamanki yerime oturdum , baştan aşağı süzdüm telaşlı insnaları ve uzun bir nefes vererek dedim ki ;

"Bugün beni dinlerken şarap için. Daha önce oğlum gibi sevdiğim bir adama da söylemiştim bunu. Şarap benim kanım gibidir. O da sizin gibilere söylemiş kanının şarap olduğunu , herkes yıllarca o şekilde görmüş şarabı. Evet hep kandı şarap. Belli ki oğlum dediğim kişinin de kalbi evindeki masasında kıvranmış o dönemlerde. Çok üzgünmüş o da , yazık. Böyle olunca tüm kanın şaraba dönüşüyor , pek bir farkı kalmıyor şu iki hayat veren maddenin. Geceler boyu kanlar , şarap , şaraplar kan. Tek gerçek ise gözyaşları."

Önce anlamsızca baktılar suratıma , sonra biri gülümsedi ve yokuştan aşağı koşmaya başladı , ben ise konuşmaya ;

" Sadece ayna anlıyordu beni ,gülümsediğimde içimi ısıtan gülümsemenin karşılığını sadece o kırık aynadan alabiliyordum. Sonra kızgın bakıyordum aynaya ne kadar korkutucu olabilirdim ki? Aynadaki yansımam da kızıyordu o zaman ve ben korkuyordum , sonra o. Tek dostum ilk dostumdu "zaman" kavramını anladığım , adını nasıl anımsadığını bilmediğim şey ; "Ayna." , "Kırık , üçgen , düzensiz Ayna." Elimi üzerine koydum , karşımdaki de uzattı ve tuttu elimi. Tekrar gülümsedim çünkü bu işe beraber girişecektik , elini aniden bıraktım ve hazırlanmaya gittim. "Ev" dediğim şey aslında birkaç oda ve eşyadan ibaret sakladığım ruj , külotlu çorap , yediğim yemekler ve çürüyenler. buram buram toz kokan halılar ve kitaplar. Biteceğini anladığınızda en çirkin şeyler sizi gülümsetiyor. Hızlıca ilerleyip dolaptan benden daha soğuk olan tek şeyi aldım. Metal , soğuk ve keskin. Aynı ayna gibi baktığımda yüzeyinde gördüğüm yansıma bana bakıyordu ve sessizce fısıldıyordu. "Yap!". Kafamı öne doğru eğdim ve yansımamı daha büyük görebilmek için kırık aynama doğru hızlı adımlarla ilerledim. Hala beni onaylıyor yap diyordu , Şarabı bırak , kullanma artık , ihtiyacın yok bırak da aksın lavabonun giderinden oluk oluk , sarhoş etmesin seni , son bir yudum al ve dök gitsin ! Sonra o melodiyi tekrar duydum kulaklarımda basınç , telaş , elimdeki metal parçasından soğuk hissediyordum. çok üşüyordum yine. Buz gibi hissediyordum kendimi tekrar donmuştum. Metali bıraktım , şarabı kana kana içmeye başladım boğazım tıkanıyordum artık , nefes alamıyordum , gözlerim kararmıştı içtim , içtim ve içtim. Sonra eğildim dizlerimi ellerimle kendime çektim , kafamı boynumu tamamen arkaya atacak kadar geriye yatırdım ve çığlık attım.
Uzun , karanlık , yer yer kalın ve tiz. tüm şehir yankılanıyordu çığlığım ile insanlar korkuyor telaşımı , nefretimi ve acılarımı sesim ile kendi içlerinde hissediyorlardı. Birden yansımam tüm şehirde beden bulmuştu. Ben herkestim , herkes bendi. İlk o zaman tanrı olduğumu hissetmeye başladım sanırım. Tiksinç bir gülümseme ile yerden yavaşça kalktım çok sıcaktım. Adeta yanıyordum , ne bir sıvı ve de soğukluk hissediyordum bedenimde. Yansımama baktığımda nefretimi , nefretime baktığımda da ne olduğumu gördüm. Ateş olmuştum.”o” olmuştum.”

Yokuştan aşağı inen genç geri geldi elince 2 adet poşet vardı ve şişeler. Bana ve insanlara kan getirmişti. Gördünüz mü artık aynı anlamı taşıyorlar. Herkes içti , soluk soluğa kalana kadar dans etti insanlar , güldüler ve yoruldular çünkü insandılar. Tekrar toplandılar çevreme bu sefer daha melankoliktiler kanımı içtiklerinde sanki yansımamdan parçalar içlerinde geziniyordu. İnsanlar şarap ile beni daha fazla anlıyorlardı. Gülümsedim. Ve aklıma bir şey takıldı…

"Sizce Tanrılar gülümser mi?"


Her zaman olduğu gibi cevabını biliyordum. Bu nedenle asırlar boyu haksız çıkardım Friedrich’i. Ölmedim , kendimi öldürmedim.

Zamanla farkettim ki beni yansımama götüren , elime o soğuk metali almamı sağlayan kişi tanrı değil , sadece cennetten düşen bir melekmiş. Tanrı benmişim. Buz değil ateştenmişim , aynı onun gibi. Artık yaklaşsam da ona canım acımıyor hatta beraber yanıyoruz , gülüyoruz, fark ediyoruz. Canımız yanıyor , mutlu oluyoruz. Arada sırada da insan.

" Ateş tehlikelidir , kızgındır , zararlıdır. Çok çabuk parlar ama aynı hızda da söner söndüğü zaman duman karşılar onu, beni de dumanlar karşıladı söndüğüm zaman çektim ciğerlerime oluk oluk o gri havayı. Mutluydum tanrı olduğumu öğrendim , adımlarımın seslerini duyuyordum ve teşekkür ediyordum ona. Bunu bana fark ettirdiği için. Ruj ve külotlu çorap benim için değil , ben bir kadın değilim , deri ve kemik de benim için değil. Ben bir insan değilim."

Gün ağrımaya başladı ateş artık dumanlar çıkarıyordu , sönmek üzereydi. Ayağa kalktım insanlar bana artık daha yüceymişim gibi bakıyorlardı. Hepsine “yarın görüşürüz” dedim. Anladılar ve gülümsediler. Eve doğru yavaş adımlarla ilerledim bastonum beni değil , ben bastonumu taşıyordum bu sefer.Kalemdeki merdivenleri ağır adımlarla alırken bu sefer ağlamıyordum.gülüyordum.Masamda duran ve artık atmayan kalbimi gördüm kafamı çevirdim , sonra tekrar baktım. Alıp yerine taktım onu çünkü önemliydi benim için. Ben bir kez daha hissetmek istiyordum , kalbimle.

"KALBİM"

Bu haber toplam 424 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2014 Esenyurt Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim