porno indir , adana escort , adana escort , porno izle , mersin escort , escort adana , adult forum , istanbul escort , hatay escort , beylikdüzü escort , bodrum escort , eskisehir escort , türk porno ,

  • BIST 105.964
  • Altın 163,602
  • Dolar 3,9454
  • Euro 4,6655
  • İstanbul : 12 °C
  • Ankara : 2 °C
  • İzmir : 3 °C

Tamamlayıcı Tıp ve Kanser Tedavisi

23.04.2014 22:42
Tamamlayıcı Tıp ve Kanser Tedavisi
Sağlık Bakanlığı tarafından kurulan Kanser Danışma Kurulu’nun Alternatif ve Tamamlayıcı Tıp Danışma Kurulu Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Erkan Topuz’la kanser tedavisinde alternatif tıp ve tamamlayıcı tıp üzerine bir

Kanser tedavilerinde tamamlayıcı ve alternatif tıbbın kullanımı hakkında bilgi verir misiniz?

Kansere karşı dünya kurulduğundan beri bitkiler ve çeşitli yaklaşımlarla tedaviler yapılmıştır ama 19. yüzyıldan bu yana, kanserde bilimsel tedavi devreye girdikten sonra bu yaklaşımlar çok geri plana itilmiştir. Fakat ilaçların çoğu da tabi ki bitkilerden elde edilmiştir. Ama bilimsel tıbbın devreye girmesiyle insanlardaki yaşam süresi 2000 yılından sonra 46 yıldan 80’lerin üzerine çıkmıştır. Demek ki bugün bilime inandığımız gibi bilimsel tıbbı da inanıyoruz ve bilimsel tıbbın başarılı olduğunu görüyoruz.

 

Fakat şu var ki, biz tedaviye dönük diğer yaklaşımlara alternatif tıp demeyelim, tamamlayıcı tıp diyelim. Çünkü alternatif tıp ispat edilmemiş tıptır. Tamamlayıcı tıp ise bitkilerin ve pek çok yardımcı yöntemin bilimsel olarak sonuçları elde edilmiş haline verilen addır. Bunun içine binlerce bitki, meditasyon ve akupunktur gibi yöntemler girer. Tabi ki bunları hiçbir şekilde inkar etmiyoruz. Benim kitabımda da yazdığım gibi tamamlayıcı tıbbı iki bölümde düşünmek gerekir. Bunlardan birincisi ruhsal, bedensel ve beyinsel tedavi metotlarıdır. Bunların içine akupunktur, aromaterapi, ayurveda, biyoenerji, dansterapi, dinsel tedavi, gülme tedavisi, hipnoz, kristaller, meditasyon, müzik tedavisi, sanat tedavisi, yoga ve sayabileceğimiz pek çok şey giriyor. İkinci bölüme ise özellikle vurgulayacağımız zaman bitki,vitamin, mineraller, metabolik ve klinik tedavi metotları girer. Şimdi biz tamamlayıcı tıp dediğimiz zaman bunların bir kısmını kabul ediyoruz. Kabul ediyoruz dediğimiz zaman ise bunların üzerinde karşılaştırmalı bilimsel çalışmalar yapılmış olması gerekir. Her bitkide 300-400 tane, bazısında 5 bin tane mineral madde vardır. Bunların hangisi faydalıdır, bunu bilebilmek çok zordur. Ama bugün pek çok bitkisel ürünün gerek kökleri, gerek yaprakları, gerekse tohumlarının etkisi tespit edilmiştir. Tamamlayıcı tıp alanında kanser tedavisinden evvel koruyucu olarak, kanser tedavisi esnasında veya kanser tedavisi bittikten sonra vücudu güçlendirmek için kullandığımız bazı bitkiler de vardır.

 

Irsi olarak geçen kanser hastalıklarında yani kolon kanseri, meme kanseri gibi kanser hastaları bulunur. Bu kişiler eğer 20 yaşın altında tamamlayıcı tıbba, koruyucu tıbba ve beslenme şartlarına önem verirse o zaman bunlar yüzde 60 oranında kadar korunur. Ama kişi 20 yaşın üstündeyse tamamlayıcı tıbbın kanserden korunmaya faydası yüzde 20 civarındadır. Bunların kanser tedavisi başlamadan yani kemoterapiden önce bir diyet özelliği vardır. Bu diyeti benim geniş olarak ele alırsak saatlerce anlatmam gerekir. Ama basit olarak bazı örnekler vermek gerekirse koruyucu tıp kapsamında kolon kanseri olan bir hastaya evde yapılmış yoğurt tüketmesini tavsiye ederiz. Çünkü dışarıda bulunan pastörize yoğurtlarda kanserden koruyucu olan bakteri yok edilmiştir. Özellikle günde bir tane aspirin almalarını, günde 1 gram kalsiyum almalarını, kırmızı etten kaçınmalarını, bunun dışında brokoli, karnabahar, kırmızı lahana, beyaz lahana, kıvırcık salata, semizotu, kırmızı turp ve yanısıra haftada bir iki kere ananas ve muz yemelerini, lifli bitkilerden kaçmamalarını, bol miktarda ceviz yemelerini, tereyağ ve margarinden tamam uzak kalmalarını, kara üzümü kabuğu ve çekirdeğiyle yazın taze olarak, kışın da kara kuru olarak tüketmelerini tavsiye ederiz. Çünkü hem kabuğunda hem de çekirdeğinde kansere karşı koruyucu etkisi vardır. Ayrıca bunlara miktarda güneşte kurutulmuş kaysı tavsiye ederiz. Keten tohumu, çörekotu, böğürtlen yaprağı çayını öneririz. Böğürtlen yaprağı bünyesinde quartetin ihtiva eder ve bu maddenin kanserden koruyucu etkisi vardır. Yeşil çay içmelerini, dandelion denilen ve Türkiye’de kara hindiba olarak bilinen maddeyi ve ayrıca kuzu kulağı gibi bitkileri tavsiye ederiz. Yani insanların yeşile, bitkiye dönmelerini arzu ederiz. Özellikle domates kullanmalarını söyleriz. Ama mevsimlik domatesi, yani 1 Temmuz ile Eylül sonu arasında üretilen domatesi öneririz. Onun dışında da ev salçası, hakiki ketçapı tavsiye ederiz. Günde 2-3 bardak nar suyu içmelerini öneririz. Daha sayabileceğimiz binlerce madde vardır. Biz bunları zaten bilimsel olarak kabul ederiz. Çünkü bunlar karşılaştırmalı (randomize) çalışmalarda ispat edilmiş şeylerdir. Ama hastalarımızın senede bir kez kontrollerini yaptırmaları, kolon kanseri olanların da 3 senede bir kez kolonoskopi yaptırmaları gerekmektedir. Bununla beraber mesela meme kanserinden hastanın kilo almaktan kaçınmasını, kırmızı etten uzaklaşmasını, tereyağ ve margarinden uzak durmasını, hormon kullanmamasını, spor yapmasını tavsiye ederiz. Özellikle kırmızı lahana, brokoli, beyaz lahana, kırmızı turp salatası ve şalgam suyu meme kanserinin panzehiridir. Bütün kanser hastalarının haftada en az 2-3 kere balık tüketmesini tavsiye ederiz. Şimdi kuş gribi var ama beyaz etten kaçınılmamasını, iyice kaynatıldığı, içine bol soğan, sarımsak ve ev salçası kullanıldığı takdirde bunların yenmesini söyleriz. Haftada en az 2-3 kere baklagil yenmesini tavsiye ederiz. Özellikle bizim için çok değerli olan bezelye ve küçük kuru fasülyenin bol sarımsak ve soğanla hindi etiyle pişirilmesini tavsiye ederiz. Mesela prostat kanserinde hastanın günde 200 ünite selenyum ve koenzim Q almasını, keten tohumunu, günde 2 bardak domates suyu tüketilmesini öneririz. Yani kanserin türüne göre hastalarımıza bir bitki türünün tüketilmesini söyleriz. Ama bütün bu söylediklerimiz randomize çalışmaların sonuçlarıdır. Mesela sarmısağın, Çin ve Japonya’da yapılan 35-40 bin kişilik çalışmalarda mide kanserinden hastayı kurtardığı gösterilmiştir. Koruyucu olarak ayrıca Omega 3, balık yağı, E vitamini, selenyum, ginseng ama panax ginseng ve shark cartilage alınmasını tavsiye ederiz.  Mesela ısırganın kökü ve yaprağı çok faydalıdır. Buharda pişirildikleri takdirde prostat kanserinde çok faydalı sonuçlar alınır. Türkiye’de yalnız ısırgan tohumu kullanılır. Amerika’da kabul edilen ise ısırganın kökü ve yaprağıdır. Isırgan buharda pişirilirse besin değerinden yüzde 10, haşlanırsa yüzde 50 değer kaybeder. Bunların üzerine bol yoğurt ve sarımsak dökülürse prostat kanserinden yüzde 20 oranında korur.

 

Koruyucu tıp dediğimiz bu önlemler ne zamana kadar geçerlidir?

Hastada kanser çıktığı anda bunların hepsinin tek başına hiçbir etkisi yoktur. Bu durumda hastaya kemoterapi, radyoterapi ya da cerrahi tedavi yaklaşımı yapılmalıdır. Bu esnada hastanın diyeti de çok önemlidir. Hasta dışarıdan kesinlikle yapma bitkisel ilaç almamalıdır. Doğrudan doğruya meyve ve sebze alınmalıdır. Ama bunların muhakkak ki çok temiz olması gerekir. Bunlar sirkeli suda hiç değilse 1 saat bekletilmelidir. Çünkü bu kişilerin immun sistemi zayıftır. Bu hastalara günde 1-2 bardak havuç, domates, nar suyu ile çekirdeği ve kabuğunun parçalanması şartıyla kara üzüm suyu verilmelidir. Bununla beraber kaysı, brokoli, karnabahar, kırmızı lahana, beyaz lahana, semizotu, kırmızı turp salatası, ananas, muz, kivi ve elma suları kullanılmalıdır. Hastanın protein alması şarttır. Bunun için sabah kahvaltılarında günde 1-2 tane bıldırcın yumurtasını pişirilmiş olarak tavsiye ederiz. Çökelek ya da ekşimik dediğimiz sütün ekşimiş maddesi var ki karaciğerleri çok iyi korur ve hastanın toksidesini azaltır. Zeytinyağı, soya yağı ve fındık yağı tavsiye ederiz. Zeytinyağını ön plana çıkartırız ki, zeytinyağı onlar için hakikaten bir ilaçtır. Bunun dışında tereyağı ve margarinden kaçmasını öneririz ama hasta çok zayıfsa bunları kullanabilir.

  

Dünyada denenmekte olan pek çok bitkisel maddeler vardır. Bu bitkilerin kemoterapi esnasında çok büyük zararları olabilir. Çünkü kemoterapinin etkisini çok artırarak ölüme sebep olabilir yahut da kemoterapi ilaçlarını bağlayarak etkisini tamamen yok edebilir. Mesela John Word dediğimiz ve Amerikalı kadınların yüzde 40’ının kullandığı, psikolojik tedavide kullanılan bir ajan vardır ki kemoterapi ilaçlarının yüzde 80’ini bloke ederek hastanın ölümüne sebep olur. Yani doktorlar da bu konularda hastaları bilgilendirmeli, kemoterapi sırasında bu bitkisel ilaçları kullanmamaları konusunda uyarmalıdır. Ama hasta bizim verdiğimiz diyeti tabi ki uygulayacak; balığını, peynirini, çökeleğini yiyecek, proteinini alacak; demir almak için haftada iki kere karaciğer ızgarasını yiyecektir. Ama bunun dışında kesinlikle yapma bitkisel ilaç kullanılması çok tehlikelidir. Ancak bizim verdiğimiz meyve ve sebzeleri ağızdan gıda olarak alabilir.

 

Siz uyguladığınız kemoterapi uygulamalarında ne derece başarı elde ediyorsunuz?

Bizim hastalarımdan meme kanseri olanların yüzde 85’ini, lenformaların yüzde 85-90’ını, testis tümörleri semptomlarını yani erkek testisi kanser hastalarının yüzde 85’ini, jinekolojik karterlerin yüzde 50’den fazlasını tedavi ediyoruz. Bunun dışında nazofanist dediğimiz başkonik tümörleri büyük oranda kurtarırız, akciğer kanserlerini bile erken evrede yüzde 75-80’ini temelli kurtarırız. Mide kanserlerini erken evrede yine tamamen tedavi ederiz. Pankreas kanseri hastalarının bile yüzde 15’ini temelli kurtarırız ya da kemoterapiyle uzun süreli yaşatabiliriz. Gırtlak ve karaciğer kanseri hastalarını kemoterapiyle iyi edebiliriz.

 

Ancak bu kadar büyük şansı olan hastalar sahtekarlar tarafından maalesef yanlış yollara çekilmekte ve temelli kurtulabilecekleri kanserden uzaklaşmakta, şanslarını da kaybetmektedirler. Bizim özellikle vurgulamak istediğimiz budur. Kemoterapi esnasında bütün herkese tavsiyem yapma bitkisel ilaçlardan kaçınsınlar ve bizim bu dediklerimizi uygulasınlar.

 

Kemoterapinin ardından tamamlayıcı tıp açısından yapılması gerekenler nelerdir?

Tabi şu ana kadar kanser tedavisi öncesinde koruyucu amaçlı olarak ve kanser tedavisi esnasında neler yapılması gerektiğinden bahsettik. Ancak bir de kanser tedavisi bittikten sonra yapılması gerekenler vardır. Uyguladığımız kanser tedavisiyle hastalarımızın büyük bir kısmı kurtuluyor. Ama tabi ki bir yıpranma devresine giriyor. İşte bu noktada sahtekarlar devrede giriyor ve “Bizim verdiğimiz ilaçlarla hastalar iyi oldu” diyorlar. Biz bu hastalarımıza cerrahi tedavi, kemoterapi, radyoterapi yaptıktan sonra hasta tabi ki bir çöküş devresine giriyor. Hasta kanser tedavi bittikten sonra, kemoterapi devresini atlattıktan sonra bizim hastanın immun sistemini güçlendirmemiz gerekiyor. İşte bu devrede bitkisel ilaçlar kullanılmaktadır. Bu devrede hastalarımıza Omega 3, garlic yani sarımsak hapı, selenyum, koenzim Q veririz. Mesela papatya çayı veririz ki, papatya çayı hem hastanın immun sistemini güçlendirir hem de hastanın ağız yaralarına mani olur. Hastalarımıza bu devrede çinko, çörekotu, dandelion da tavsiye ederiz. Mesela deve dikeni çiçeği ya da kökü dediğimiz sigmarin, hem karaciğeri korur hem de karaciğer kanserinden korur. Çok faydalı bir maddedir. Bu madde karaciğer kanserinden, karaciğer sirozundan korur ve kemoterapinin meydana getirdiği zehiri vücuttan panzehir olarak atar. Bunun hem hapının alınmasını hem de tabi olarak yenmesini tavsiye ederiz.

 

Onun dışında ananas, muz ve fazla üstüne düşmesek de günde bir kaşık bal öneririz. Ekinezyanın kanser tedavisine bir katkısı yoktur fakat hastalarımızın immun sistemini güçlendirerek onları gripten korur. Panax ginseng vücudu güçlendirir, kansere karşı koruyucu mekanizmasını artırır ve hastanın şeker hastalığı varsa düzene sokabilir. Mesela günde 4-5 tane Arnavut biberi hastanın immun sistemini güçlendirir, kanserden korunmasına yardım eder, gastritini düzeltir hatta ağız yaralarına bile mani olur.

 

Bunun dışında piyasada kefirden çok bahsediliyor. 3-4 bin senelik bir mazisi vardır. Biz Türkiye’de bunun çalışmasını yapıyoruz. Fakat hayvan deneyleri vardır, insan deneyleri yoktur. Yani insanlar da tam olarak ispat edilmiş değildir. Biz Etik Kurul’dan geçirdikten sonra üzerinde çalışmalar yapacağız. 4 bin senelik bir fermenti olan bir gıdanın bir zararı olduğunu zannetmiyoruz. Ama yazıldığı gibi her derde deva olduğunun söylenmesine karşıyız. Ancak insan deneyleri yapıldıktan, bizim çalışmamız ortaya çıktıktan sonra bunun üzerine konuşabiliriz. Ama bugün ispat edilmiştir ki yoğurdun bağırsak, meme, mide hatta mesane kanserine karşı koruyucu etkisi vardır.

 

Bir başka önemli madde olan lycopene ise domatesin en önemli karoten maddesidir. Her türlü kansere karşı etkilidir. Özellikle prostat ve meme kanserinde en başta gelir. Kansere karşı pek çok mantar çeşidi kullanılır. Özellikle bunlardan maitake mushroom, shitake mushroom, kordiseps, reishi mushroom ve corioulus versicolor çeşitlerini tavsiye ederiz. Çünkü bunlar vücudun immun sistemini güçlendirirler. Aşırısına gitmemek lazım ama günlük belli dozlarda alındığı takdirde kanserden koruyucu etkisi vardır. Yurdumuzda yaygın olarak kullanılan meyankökü de çok faydalıdır. Prostat ve mide kanserinden korur ve bütün kanserlere karşı vücudun immun sistemini güçlendirir. Ancak vücudun tuz ve potasyum dengesini bozduğu için 3 aydan fazla kullanmayı tavsiye etmeyiz. Kalp yetmezliği yapar. Bunun dışında melatonin hakikaten faydalıdır. Bugün pek çok kanser türüne karşı kullanılmaya çalışılmaktadır. Eskiden uyku ilacı olarak kullanılırdı. Bu madde beyinde bir hormondur. Bu hormon yaşlandıkça kaybolur. Bu maddeyi dışardan vermenin bazı kanserlerde faydalı olduğu görülmüştür. Özellikle beyin tümörlerinde ve böbrek tümörlerinde faydalıdır.

 

Saw palmetto ise özellikle prostat kanserlerine karşı çok faydalıdır. ‘Shark cartilage’ın immun sistemini güçlendirdiği hayvan deneylerinde ve bazı insan deneylerinde gözlenmiştir. Onun için ‘shark cartilage’ kullanılmasına karşı değiliz. Ama dediğimiz gibi kemoterapi sırasında çok dikkatli olmak gerekmektedir. ‘Shark liver oil’ yani köpekbalığı karaciğer ekstresinin faydalığı olduğu görülmüştür. Soya bin derde devadır. Soya yağı özellikle kadınlarda, meme kanserini önlemede yardımcı olur. Memenin kistik yapısını azaltır. C vitamini yüksek dozlarda hakikaten faydalıdır. Kanserden koruyucu etkisi olduğu gibi immun sistemini de güçlendirir. Yeşil çay ise günde 3-4 bardak içildiğinde kadınlarda meme kanserine iyi geldiği gibi, özellikle mide, ösefagus, mesane ve kolon kanserine karşı da insan deneylerinde çok başarılı sonuçlar elde edilmiştir. Günde 3-4 bardak içilmesini tavsiye ederiz. Bunun dışında zencefil de çok faydalıdır. Özellikle bulantıya mani olur. Immun sistemini güçlendirdiği gibi, kemoterapiye bağlı olarak gelişen bulantıya engel olur. Yine zerdeçal hastanın immun sistemini güçlendirmesi açısından günde belli dozlarda faydalıdır. Ama piyasada sahtekarca satılan ve olmadık insanların zengin olmasını sağlayan, insanları istismar eden pek çok bitki vardır. Bunlardan şimdi teker teker bahsetmek istemiyorum. Bir de bu işin sahtekarlığını yapan klinikler bulunmaktadır. Bundan 4-5 sene önce Türkiye’de meşhur olan Livingstone Kliniği vardı. İnsanlarımız 150 bin dolar verip tedavi oluyorlardı. Bunların iddiası da kanserin bir mikrobik olduğu iddiasıydı. Tabi ki bazı vüritik olanı da var ama doğrudan doğruya hiçbir kanser bakteri tarafından yapılmamaktadır. Bu klinik de Amerika tarafından yasaklandı. Domates suyu, havuç suyu veriyorlardı ama bizim insanımız istismar edildiği için 150 bin dolar veriyordu.

 

Sağlık Bakanlığı tarafından kurulan Kanser Danışma Kurulu’yla neler hedeflediğinizi söyler misiniz? Danışma Kurulu ne tür çalışmalar yapıyor?

İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü olarak kanserde tek merkez durumundayız ve Ankara Kanser Kuruluşu’nun da Danışma Merkezi’yiz. Ben burada 5 sene evvel Kanserde Alternatif ve Tamamlayıcı Tıp Danışma Kurulu’nu kurdum ve halen başkanlığını yürütüyorum. Yine Ankara’daki Kanser Danışma Kurulu’nun Alternatif ve Tamamlayıcı Tıp Danışma Kurulu başkanlık görevini de ben üstlendim. Tabi ki bu alandaki bütün bu konular bize sorulmakta ve biz bunları cevaplamak durumunda kalıyoruz. 4-5 ay evvel Türkiye’de alanında tek bilimsel kitap olan Kanserde Alternatif ve Tamamlayıcı Tıp (Bilimsel Yaklaşım) isimli bir kitap yazdım. Bu kitabın içine herşeyi sığdırmak mümkün değil, ama hem doktorlarımızı uyarmak, hem doktorlarımızın ilaçlar konusundaki çelişkilerine cevap vermek hem de belli seviyedeki insanlara bilgilendirmek amacıyla bu kitabı hazırladım.

 

Birçok insan bize mektup yazarak kansere çare olacak bazı ilaçlara ulaştıklarını söylüyorlar. O bitkileri bize yolluyorlar ve biz Eczacılık fakültelerinde bunlar üzerinde çalışmalar yaptırıyoruz. Ama bunların yüzde 99’u hatta yüzde 100’ü sahte olduğu ortaya çıkıyor. Yani bir işe yaramıyorlar. Onun dışında alternatif ve tamamlayıcı tıp konusunda konferanslar veriyoruz. Doktorlarımızı ve halkımızı aydınlatmaya çalışıyoruz. Televizyon programları yapıyoruz. Bir de Danışma Kurulu’nda aralarında biyo-kimyacılar, eczacılar, istatistikçilerin olduğu bir alt grubum var. Türkiye’de bu konudaki sahtekarlıkların üzerine hukuki açıdan gitmek üzere çalışmalar yürütüyoruz. Tabi ki bilimsel olarak çalışmalar yaptığımız için Sağlık Bakanlığı da bu konuların üzerine gidiyor. Bu alanda çok büyük bir rant var. Amerika’daki insanların tamamlayıcı tıp insanların yüzde 60’ı tarafından kullanılıyor. Ama Amerika’da bu konu FDA tarafından kontrol ediliyor. Türkiye’de tam olarak bu denetimi sağlayacak bir kuruluş yok. Almanya’da Commission E var ve 300 tane ilacı kullanılabilir olarak doktor reçetesine sokmuş durumda. Ama Türkiye’de de Kanser Danışma Kurulu ve Onkoloji Enstitüsü sayesinde belirli bir noktaya geleceğiz.

 

Türkiye’de bu alanda  yeterince bilimsel çalışma yapılıyor mu?

Bunu yapmak çok kolay değil. Bir domatesin İstanbul, Antalya ve Mersin’de yetişeni var. Hepsi farklı toprakta farklı güneş alıyorlar. Mesela Temmuz başıyla Eylül sonu arasında yetişen domatesteki lycopene oranı yüzde 80 oranındır. Ondan sonra yüzde 20’ye düşer. Ondan sonra da hormon ihtiva ettiği için etkisini tamamen kaybeder. Böğürtlenin içinde 400-500 tane etken madde var. Bunlardan hangisi kansere faydalı? Bunları tespit etmek için çok uzun randomize çalışmalara ihtiyaç var. O yüzden bütün hedefimiz Ulusal Kanser Enstitütüsü’nü kurmak. Biz tabi ki çalışıyoruz. Mesela şu anda meme kanserinde kullanımı için çörekotu üzerine çalışıyoruz ve Etik Kurul’dan geçirdik. Kefir ve ısırgan otu üzerine çalışmalarımız var. Bunlar dışında birkaç madde daha var. Bütün bu bitkiler üzerinde çalışıyoruz. Ama biz Enstitü olarak çok yoğunuz ve 60 bin hasta görüyoruz. Bu çalışmalara ayırabileceğimiz zaman çok kısıtlı. Ama Ulusal Kanser Enstitüsü kurulduğu takdirde, bu konuda sahtekarlık yapanları ortaya çıkarmak ve bu konuda da faydalı olanları tespit etmek için daha geniş imkanlara sahip olacağız. Mesela domatesin içinde lycopene var diyoruz ama belki içinde daha faydalı beta-karotenler de var. İşte bunları tespit etmek ancak bilimsel yollarla olabilir. Bu konuda Amerika ve Almanya’da önemli çalışmalar yapılıyor. Çin tıbbında da bazı gelişmeler var. Muhakkak binlerce yıllık bir geçmişi var, ancak piyasada çok fazla sahte Çin malı ilaç dolaşmakta. Mesela çok basit bir örneğini vermek gerekirse, üç türlü ginseng vardır: Sibirya ginsengi, Amerikan ginsengi ve Kore ginsengi olan Panax ginsengi. Bizim tercihimiz ‘Panax ginsengi’dir. Amerika’da 1996 yılında bütün ginsengler toplanıyor ve yapılan çalışmalarda yüzde 65’inin sahte olduğu ortaya çıkıyor. Bu yüzden bunları kontrol etmek çok zor. Çünkü bir Panax ginsengin kökü aşağı yukarı 5 senede yetişebiliyor. Ginseng ne kadar yaşlı olursa o kadar değerlidir. Adam bunu istediği gibi sahtekarlıkla satıyor. Şimdi Amerika’da bile yüzde 3 oranında ginseng kabul ediliyor. İçinde yüzde 3 olsun da olsun deniliyor. Çünkü yüzde 100 ginseng elde etmek çok zor. Yani  dünyanın her tarafında bu tarz sahtekarlıklar yapılıyor.

Bu haber toplam 1934 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Güneş sonrası cilt bakımı ve cildimi nasıl nemli tutmalıyım16 Temmuz 2014 Çarşamba 22:28
  • Güneşten cilt kızarması ve tarişi için önemler16 Temmuz 2014 Çarşamba 22:14
  • Songül Sevim ile keyifli sohbet20 Mayıs 2014 Salı 11:07
  • Kalbiniz Haziran'da farklı atacak03 Mayıs 2014 Cumartesi 20:21
  • Türkiye'nin ilk yaşam koçuyum01 Mayıs 2014 Perşembe 16:31
  • Tamamlayıcı Tıp ve Kanser Tedavisi23 Nisan 2014 Çarşamba 22:42
  • Prof. Dr. Aslan Oğuz Kimdir? Hayatı ve Özgeçmişi23 Nisan 2014 Çarşamba 12:24
  • Op. Dr. Nejdet Şişman Kimdir?22 Nisan 2014 Salı 00:00
  • Hastane el ilanı hazırlattı17 Nisan 2014 Perşembe 20:04
  • 10 günde kışa hazırlanın15 Nisan 2014 Salı 22:51
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2014 Esenyurt Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Haber Yazılımı: CM Bilişim