• BIST 107.673
  • Altın 151,891
  • Dolar 3,7069
  • Euro 4,3562
  • İstanbul : 24 °C
  • Ankara : 21 °C
  • İzmir : 23 °C

Sümer Tilmaç 42 yıla neler sığdırdı neler

14.04.2014 20:21
Sümer Tilmaç 42 yıla neler sığdırdı neler
Sümer Tilmaç, tam 42 yıldır sanat yaşamını başarıyla sürdürüyor. Tiyatro, sinema, dizi derken Tilmaç geride kıskanılan bir kariyer bıraktı. Sümer Tilmaç’la hem oyunculuğu, hem televizyon yayıncılığını hem de tiyatroyu konuştuk.

Türk sinemasının ve tiyatrosunun büyük oyuncularından Sümer Tilmaç, evinin kapılarını EsenyurtHaber.com için açtı... Arkadaşımız genç tiyatro oyuncusu Hüseyin Yaman, Etiler’deki evinde Tilmaç ile keyifli bir sohbet yaptı. 

Yılların tecrübesiyle televizyon sektörünü, sinemayı ve tiyatroyu değerlendiren Sümer Tilmaç,  televizyon ve sinemanın büyük bir silah olduğuna vurgu yaparken, tiyatro konusunda meslektaşlarını eleştirdi. 

Televizyon yayıncılığı için ciddi bir emek harcandığına vurgu yapan yılların sanatçısı, genç oyunculara da çeşitli tavsiyelerde bulundu.

İşte, arkadaşımız Hüseyin Yaman’ın Sümer Tilmaç’ın evinde yaptığı sıcak sohbet... 

Sümer abi öncelikle şunu sorayım, kaç yıl oldu?

Sümer Tilmaç: 42 yıl oldu. Tam 42 yıldan beri bu sektörün içindeyim. 



Jenerasyon olarak şanslı olduğunuzu düşünüyor musunuz?

Sümer Tilmaç: Aslında biz ilkleri yaşadık. İlkleri yaşamak önemlidir. Baktığın perspektife göre şans olarak da şansızlık olarak da değişebilir. Teknik bir iş yapıyorsun. Televizyonculuk teknik birşeydir. 

Bununla ilgili güzel bir anımız da var: Ben ilk televizyonu tiyatro ile Almanya’ya turneye gittiğimizde otelin lobisinde gördüm. Hem de renkli televizyon. Tabii hemen başına toplandık izliyoruz. Ama senkrenizasyonu sağlayamıyoruz. Görüntüye bir maç geliyor. Sonra değişiyor bir konser geliyor. Bir anda film geliyor. Ne olduğunu anlayamıyoruz. Meğerse Alman’ın biri bizim de Türk olduğumuzu anlamış, arkaya geçmiş uzaktan kumanda elinde bizle kafa buluyor. Tabii biz bunun yakından kumandalısını görmemişiz ki, ayılalım... 

İnsanın ilklerle karşılaşması, bunları yaşaması, sonra içine girmesi enteresan ve tuhaf. Antalya’da bölgesel bir televizyon kurduk. Bu da televizyonculuğun ne demek olduğunu biraz daha yakinen anlamamıza neden oldu.


Bugünkü televizyon yayıncılığını değerlendirebilir misiniz?

Sümer Tilmaç: Bugün televizyonlarda çalışanların durumu çok vahim. Gece, gündüz durmak bilmeden çalışmalar devam ediyor Dizilerin uzun olmasından kaynaklanan bir durum. Düşünsene bir filmi yaklaşık bir haftada çekiyorlar. Bu bizim için de çok ağır. Mesela ben televizyon işine girdiğim sezon, sosyal hayatım neredeyse sıfıra iniyor. Kimseye söz veremiyorum. Zamansızlıktan inan doktora bile gidemiyorum. Bu iş özveri ve amatörlük ister. Bu büyük bir sektör. Bu sektörden ekmek yiyen çok insan var. Ama öyle bir şey ki, bu iş biraz istismara müsait. Diliyorum ki her şey çok güzel olsun herkes için...

sumer-tilmac.jpg

Sizce henüz bu sektörde taşlar yerine oturmadı mı? 

Sümer Tilmaç: Aslına bakarsan televizyon müthiş bir silah. Geçmişten bugüne ‘Türkiye bu silahı pek faydalı kullanamadı’ diye düşünüyorum. Toplumun şekillenmesini bile yanlış sağladı. 

 

Türkiye’de televizyonun insanların hayatına haddinden fazla girdiğini söyleyebilir miyiz

Sümer Tilmaç: Tabii ki. Hatta televizyon ilk hayatımıza girdiğinde insanalar saatlerce televizyonun başında dalgalanan bayrağa bakıyorlardı. Saattin ilerlemesini izliyorlardı. Bu derecede bir tuhaflık vardı yani. . Bu nedenle bizim tiyatro dönemimiz ciddi bir sekteye uğradı. Şimdi şimdi insanlar kendini biraz daha başka şeylere kanalize etmeye başladılar. Ama yine de ciddi bir televizyon izleyicisi var. İnsanlar haber alma haklarını da televizyondan kullanıyorlar. Ama artık biz bunu bile istismar etmeye başladık. Haberler de magazinsel bir çizgiye yaklaşıyor. Tabii ki örnek alınacak bazı ülkeler var bu konuda. Bazı ülkeler de haberler dahi haftalık peryotlarla değişiyor. Ama bizde çok çabuk haberler değişiyor. Daha bir haberin neticesi olmadan toplum daha aydınlanmadan, doğru mudur, yanlış mıdır gerçek midir, daha çözümlenmeden yeni bir haber giriyor gündeme ve gündem bir anda değişiyor. O yüzden televizyon kullanımına göre yanlış veya doğru etki edecek bir araç. 
 

sumer-tilmac-001.jpg

Biraz aynılaşma var sanki... 


Sümer Tilmaç: 39 tane hikaye var, biz o 39 hikayeyi döndürüyoruz dolaştırıyoruz çekiyoruz.

 

O zaman Türkiye’de yazar ve konu sıkıntısı var diyebilir miyiz?

Sümer Tilmaç: Yalnız Türkiye’de değil dünyada böyle bir sorun var. Aslında Türkiye’de herkes yazar da, çizmiyorlar. Kafalarında yazıp duruyorlar. Televizyona baktığın zaman senarist yok. Her gelen ya oyuncu olmak için geliyor veyahutta prodüktör... Bu dizilerde kendini çok gösteriyor. Şimdi Hüseyinciğim bir projenin başlama ve bitiş süreci vardır. Bizde böyle bir şey söz konusu değil. Ne kadar nemalanırsak o kadar devam eder.

sumer-tilmac-002.jpg

Yani bir proje başıyla sonuyla düşünülmüyor mu?

Sümer Tilmaç: Televizyonun içinde bulunduğu şartlarla alakalı biraz da. Mesela dünya bunu halletmiş.13 bölümden aşağı hiç bir dizi yayınlanmıyor. Çünkü bir insanın dikkat etmesi, bakması, kabul etmesi, alışkanlık haline gelmesi, beğenmesi yada beğenmemesi 13 bölüm...

sumer-tilmac-003.jpg

Sümer Tilmaç: Bu iş için bir stüdyo gerekli. Hepimiz sokaklarda sürünüyoruz. Alt yapı yatırımları gerekli. Profesyonel bir iş yapılıyor. Trilyonlar, milyarlar dönüyor bu sektörde.Yani kısacası bu işten para kazananlar kazandıkları paraları bu işe yatırmıyolar. Yarın bir gün bir arıza çıkar param tuhaf hale gelir diye parayı başka işlere yatırıyorlar. Bu sefere de sen sokakta kalıyorsun. İnanmadığı için insanlar endüstrileşemedik. 

sumer-tilmac-kimdir.jpeg

Eşkiya filminden sonra Türk sineması atağa kalktı. Büyük ve güzel bir işler oldu. Ne zaman ülkemiz dünyaya sinema ihraç edebilecek konuma gelir.

Sümer Tilmaç: Sinema dünyanın bence bulunmuş ve bulunucak en büyük silahlarından birisi. Dünyada toplumların birbirini tanımasının en yaygın ve geçerli yolu sinema. İşte dünya Amerika’yı, bizler de dahil olmak üzere sinemadan tanıdık. Ben o yüzden Amerika’yı hiç merak etmiyorum, gitmek de istemiyorum. Çünkü heryerini biliyorum. Sanki kendimi San Fransisco’da yaşamış gibi hissediyorum. Burada anlatmak istediğinizi doğru anlatabilmişseniz topluma da bunu izletebilmişseniz, ‘ne mutlu Türküm diyene’ yani... Hele bir de bunu ihraç etmişseniz Allah Allah yani... ihraç konusunda şöyle bir konuya değinmek istiyorum; bu sektörün senaristiyle, yönetmeniyle, oyuncusuyla, teknik kadrosuyla endüstrileşmesi gerekir. Bu konuda devletin de görevi ve sorumluluğu var. Devletin öncelikle oturup ‘benim kendi kültürümü, toplumumun yaşam şeklini sinemamla anlatırım’ diye karar vermesi lazım. Ama Türk sinemasında gerçekten büyük bir atılım var. Genç jenerasyon bu işe taze kan getirdi. Türk sinemasında ihraç boyutunda filmler yapılacak ve türk sineması patlayacak. Her şeye mani olursunuz, ama buna mani olamazsınız. 

Endüstrüleşemedik yani bu konuda... 

 

Türk tiyatrosu ne durumda?

Sümer Tilmaç: Bu konuda benim vereceğim cevap maalesef arkadaşlarımı üzer. Ama tabii buna sebep olanlar sadece bir iki kişi değil. Türk tiyatrosu layık olduğu yerde değil. Çünkü tiyatrocunun en büyük sakatı para kazandığı zaman yoktur. Paralı bir tiyatrocuyu sahne üzerinde görmek zordur. Tiyatronun yetiştiridiğii çok iyi oyuncular var, ama artık tiyatro yapmazlar, yapamazlar yapanlar da bizim anlamadığımız oyunlar oynarlar. Kendilerini tatmin ederler, ama bunu seyirciyi geçirmeyi düşünmezler. 70’lerdeki anlaşılmayan slogan filmleri gibi olur. Yabancı oyunları oynarlar, onları adapte etmezler. Seyirciyi tiyatro salonuna getirmek inan ki büyük bir problem. İnsanlar evinde karar verecekler, çoluk çocuğunu alacaklar. Bu iş çok sebebe dayalı bir iş. Türkiye’de tiyatronun kapısından girmemiş bir dolu insan var. Adam hayatında ilk defa tiyatroya gidiyor, sahnedekinin ne dediğini bile anlamıyor. ‘Bu adam niye bağrıyor, niye böyle yırtıyor kendini bir daha gelirsem gözüm kör olsun diyor’ ve biz seyirci kaybediyoruz. Bunun tek nedeni tiyatro yapmaması gereken insanların tiyatro yapmasıdır. Tiyatro aristokratlara yapılan bir sanattır. İşte saraylarda soytarılıkla başlamıştır. Aristokrattan tiayatrocu olmaz . Bir de elinde pipoyla, puroyla kendini aristokrat sanan oyuncular var. Türkiye’de sahne sorunu var, Anadolu’da özellikle. Politikacılar konuştuklarında mangalda kül bırakmazlar, lakin üreten ve çözen politikacıyla karşılaşamadık henüz.


Oyuncu olmak isteyen gençlere tavsiyeniz nedir?

Sümer Tilmaç: Gençlerle ilgili hiç bir şey düşünmüyorum. Genç jenerasyona empoze edilen bir şey var. Kısa yoldan köşeyi dönmek, bir an önce meşhur olmak. Bir sürü insan bu iş için emek harcıyor. Okullarda okuyor, can hıraş çalışıyor, kimi alaylı çıraklık yapıyor. Ama bu işin yadsınamaz psikolojik bir boyutu var. Meşhur olmak ayrı dert, meşhur kalmak daha bir dert. Bir arada, bir derede kalmak psikolojik bir arıza. Onun için birşeyleri bilerek ve ruhunu ıslah ederek girmeli bu işlere. Bu iş okullarda öğrenildiği gibi değil. Bu iş pratiğe dayalı bir iş. Ne kadar çok yaparsan o kadar yol alırsın. Burada en doğru şey gençlerin çok çalışması. Fedakarlık gerekiyor. Gençlerin bu alanlara girip deneyim elde etmeleri gerekiyor. Arkadan insan gelmesi lazım, sektör her geçen gün büyüyor. Ama kimse merak etmesin 2015 yılında dünayada herkes 15 dakikalığına da olsa meşhur olacak.

Komediye gelelim meşhur bir sözün var bazı kesimleri rahatsız edecek ama ona da değinelim istiyorum... 

Sümer Tilmaç: Bunu söylüyorum ama arkadaşlarımın da aflarına sığınıyorum.“Hem memur olunup hem komedyen olunmaz.” Devlet sanatçıları biraz kızacaklar, ama bakınız kendini topluma labul ettirmiş bir koservatuar hocası yoktur. Komedi alt yapı ister, komedi ayrı bir uzmanlık alanıdır. Kemal Sunal gibi uzun süredir böyle bir adam gelmedi. 


Başarılı bulduğunuz genç komedyenler var mı?

Sümer Tilmaç: Cem Yılmaz şu anda tahta oturmuş durumda. Yılmaz Erdoğan var, onun yazarlığı benim için geçerlidir gerçi... Oyuncu olmak isteyen gençlere bir önerim; komediyi es geçmesinler onun üzerine de gitsinler...


Bir çok proje imza attınız, bunların arasında en çok içinize sinen hangisiydi

Sümer Tilmaç: Hüseyinciğim hiç dönüp geçmişe bakmıyorum. Yapmışım bitmiş onun iyi olup olmadığını etüd etmiyorum, önüme bakıyorum. Mesela birlikte çalıştığımız oyun “Namusluyum ki namussuzum” da bitti. Şimdi artık oyun oyuncuların. 
 

Yaşamla ilgili konuşalım istiyorum senin yaşamından başlayalım...

Sümer Tilmaç: Ben de zaman zaman nasıl yaşıyorum diye sorguluyorum. Benim yaşımdaki insanlar valilikten, ne bilim başka şeylerden emekli oldular. Ama ben bazen oturmayı unutuyorum. Benim de zaman zaman şarz olmam gerekiyor. Dekarosyona ilgi duyuyorum ve onunla ilgili uğraşlar veriyorum. Evimin dekorasyonunu kendim yaptım. Antalya’da ‘Sümer Tilmaç Sanatçı Çifliği’ gibi bir projemi hayata geçirdim. O da beni çok besleyen bir şey... Gençlere de şunu söylemek istiyorum: Ben oyunculuk yaparken çok işte yaptım. Fabrikada da çalıştım, kitap da sattım. Yani her koldan hayatın içinde oldum. Gençler de böyle olmalılar, yaşamdan hiç bir zaman bağlarını koparmalılar. Çiftlikte garsonluktan bahçivanlığa her şeyi yapıyorum. Tad alıyorum. Çevreme baktığım zaman şöyle bir şey görüyorum. İlgililer bilgisiz, bilgililer ilgisiz. Herkes birşey söylüyor ama kimin doğru söylediği belli değil. O yüzden benim kendi doğrularım var. Yokuş aşağı salmışım arabayı etrafa çarpmamasına dikkat ediyorum sadece... İki çocuğum, bir torunum, ikinci bir ailem var ve onun da iki çocuğu var, onlar da benim çocuklarım gibi olmuş vaziyette, 20 yıllık bir beraberlik...Yaşamdan çok büyük bir keyif alıyorum. Yaşama hoşgörüyle bakmaya başladım artık..



Evet kesinlikle çalıştığım süre zarfı içinde bunu gördüm. Çok esnek bir insansın. Ne kendini ne de karşındakini üzüyorsun. Bu sonradan gelişen bir şey mi, yoksa her zaman mı böyleydin?

Sümer Tilmaç: Tabii bu zaman içerisinde oluşan bir şey. Kendi kendine niye oyunculuk yapmıyorsun dedim kendime. “Mutlu insanı hayata geçir. hozitif ol” dedim. Hayat bu her şey olabilir. Mesela geçen gün trafikte adamın biri bana bakıp bağırıyor, yırtınıyor. Camımı açtım adama gülümsedim koskoca ayı insana döndü. Yahu kaza yapmışlar birbirleri ile kavga ediyorlar. Kaza bu niye kavga ediyosunuz. Kimseye tepeden bakmam kimsenin bana bakılmasını istemem. Ne kadar çok mütevazi durum, o kadar keyif diye düşünüyorum. Bu ayrıca benden gençlere de KAPAK OLSUN....



Son olarak, aşk hakkında neler düşünüyorsunuz? 

Sümer Tilmaç: Aşksız yaşamak mümkün değil. Ama bu sadece kadının erkeğe, erkeğin kadına olan aşkı değil. Bu her şeye duyulan aşk. Tabiata, gece yolda yürümeye, yağmurda ıslanmaya yani yaşama aşık olabilmek. Yaşama aşıksan yaşamın tadı daha güzel. Hissetiklerini aşıkmışsın gibi yoğun yaşıyor ve hissediyorsan olay bitmiştir zaten.....

Bu haber toplam 1138 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2014 Esenyurt Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim