• BIST 107.348
  • Altın 151,590
  • Dolar 3,6566
  • Euro 4,2988
  • İstanbul : 20 °C
  • Ankara : 14 °C
  • İzmir : 23 °C

Orduyu tanımak

23.04.2014 20:52
Esra Kardelen / Yazı İşler

Esra Kardelen / Yazı İşler

Tanımamak, ya da tanımazlıktan gelmek. Her iki durumda da sorun. Türkiye’de kurumlar arasında zaman zaman ortaya çıkan problemlerin temelinde böyle bir duruş var. Bazı özellikli kurumlar - yargı, teftiş, maliye, ordu vb.- bu nedenle kendi içlerinde yoğunlaşırlar, dışarıya bir kale örerler, içe dönük yaşamaya başlarlar. 

Mülkiyelilere bu nedenle ‘Arapgirli’ denir. Birbirlerine, bir kasaba ahalisi gibi tutkun olmalarından dolayı, kendi içlerindeki bütünlük dikkate alınarak... Onlar da mutludur böyle nitelendirildikleri için. 

Mesela, TBMM üyelerinde böyle bir birlik yoktur. Belediye başkanlarında da... Belli bir süreyle yenilendikleri için olsa gerek. Ama maliyecilerde, müfettişlerde çok sıkı bir biçimde vardır. Özellikle usta çırak ilişkisi gibi yeni gelene deneyimlerin aktarıldığı kurumlarda bu insani bağ çok güçlüdür. Müfettişler de öyledir, eskiden TOPRAKSU mühendislerinde de aynı ilişki söz konusuydu... 

Doğal olarak dışarıya kapalı olan orduda bu durum çok bariz bir biçimde vardır. Diğer meslek gruplarının dışarıyla teması daha fazla olduğu halde ordu mensuplarının - işleri gereği- böyle bir şansı yoktur. Bu nedenle kendi içlerine dönüklükleri daha fazladır. Tüm ihtiyaçlarını kendi kurumlarından sağlamaları, onların hayatını daha ‘üniform’ bir hale getirmektedir. 

Sivillerle askerlerin birbirini tanımaları, birbirlerini anlamaları, en çok bu sebepten zorlaşmaktadır. 

1996’da, Başbakanlıkça Milli Güvenlik Akademisi’nde eğitilmek üzere seçilinceye kadar, orduyu ancak dışarıdan tanıyordum. Altı ay süren eğitim, her şeyden önce ‘sivil’ ve ‘asker’ kesim olarak birbirimizi tanımamıza vesile oldu. Siviller olarak Milli Güvenliği ilgilendiren her konuda bilgilenirken, eylem halinde birbirimizi tanıma imkanı da bulduk. 

Askerler de bizim bilgilerimizden, deneyimlerimizden, görüş ve düşüncelerimizden yararlandı. Sivil dünyayı ayrıntılarıyla tanıdı. 

Kimler yoktu ki, Milli Güvenlik Akademisi 42. dönemde... Her meslekten, konusunda uzmanlaşmış birçok sivil bürokrat ile kendi alanlarında iyi yetişmiş birçok asker bürokrat... 

Ağustos ayı, askerlerin terfilerine ve emekliliklerine karar verilen kader ayıdır. Bu bakımdan, ağustosta akademiden asker arkadaşlarımı hatırladım. Akademi Komutanı Metin Sağlam Paşa (E. Korgeneral), Kıdemlimiz Oktay Tezsezen (E. Tümgeneral), Bahtiyar Türker (E. Tümgeneral), Osman Pamukoğlu (E. Tümgeneral), Şerif Saroğlu (E. Tuğgeneral), Kadir Ali Esener (Jandarma Tuğgeneral) ve çok değerli E. Kurmay Albaylar Şinasi Ertekin, Musa Gökpınar, Mustafa Aslankurt ve diğerleri. Türkiye’nin sorunları üzerine konuşmalarımız, tartışmalarımız, sohbetlerimiz... 

Hepsinin ayrı özellikleri vardı. İçlerinden bazıları yaşadıklarını; bilgi ve deneyimlerini başka alanlarda da değerlendirdi. Oktay Paşa TAI’nin Genel Müdürü olarak, ‘genç pilot üsteğmen’ heyecanıyla havacılığa hizmetini sürdürüyor. Osman Pamukoğlu Paşa, Güneydoğu ile ilgili tüm birikimlerini yazıya döktü. Yazdığı kitap aylarca listebaşı oldu. Kadir Ali Esener Paşa, Jandarma teşkilatına insan haklarını öğretme derdinde, dünya çapında bir Jandarma teşkilatı oluşması için gecesini gündüzüne katıyor. 

İçlerinde Harp Okulu’nu birincilikle bitirenler de var. Akademileri üstün derecelerle geçenler de. Altı aylık birlikte eğitim ve geçen sekiz yıl, onların dostluklarının da erişilmez bir noktada olduğunu gösterdi. 

Bir terfi olayı var ki, emsalsiz güzellikte. Tümgenerallikten korgeneralliğe terfi edecekti, kadro kifayetsizdi, tümgenerallikteki süresini bir yıl daha uzatacaklardı. Ne dedi benim arkadaşım? ‘Eğer layıksam terfi edeyim, değilsem emekli olayım; süre uzatımı istemiyorum!’ 

Bir çokları için süre uzatımı, terfi gibi olduğu halde. 

Bir şeyi hiç unutmamak gerek. Asker olsun, sivil olsun, ölçü olduktan sonra yıkılmayacak hiçbir duvar, aşılmayacak hiçbir engel yoktur. Bu ülkenin çocuklarıyız sonuç olarak ve bu topraklar hepimizi emzirdi. 

Üç aşağı, beş yukarı aynı kumaştanız. 

Bu yazı toplam 1185 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2014 Esenyurt Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim