türk porno , adana escort , adana escort bayan , porno izle , mersin escort , izmir escort bayan , escort adana , adult forum , istanbul escort , hatay escort , beylikdüzü escort , bodrum escort , eskisehir escort , porno indir , escort bayan , seks hikaye ,

  • BIST 95.642
  • Altın 187,045
  • Dolar 4,7363
  • Euro 5,5480
  • İstanbul : 32 °C
  • Ankara : 31 °C
  • İzmir : 38 °C

Önce Pkk Sonra Devletle Savaşan Örgüt

10.12.2013 12:06
Önce Pkk Sonra Devletle Savaşan Örgüt
Önce Pkk Sonra Devletle Savaşan Örgüt: Hizbullah...

4 Ocak 2011 günü Türkiye, ismini önce kaçırıp sonra domuz bağı ile öldürdüğü kişiler ve PKK ile yürüttüğü silahlı çatışmalar ile duyuran Hizbullah terör örgütünün lider kadrosunun Yargıtay'ın yorumlaması sonrasında serbest kalmasının şokunu yaşarken, ilerleyen günlerde tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan Hizbullah liderlerinin yasa dışı yollardan İran'a çıktığının ortaya çıkması ile 2. bir şok daha yaşandı.

Tahliyeler ile birlikte hemen herkes birbirine aynı soruyu sormaya başladı: "Güneydoğu'da Hizbullah ile PKK arasında yeniden bir çatışma süreci başlar mı?" Tam bu sorular sorulurken bölücü başı Öcalan'ın İmralı'dan yaptığı ve Hizbullah'ın PKK'ya saldırması halinde örgütünün buna cevap vereceğini belirten açıklaması tartışmaların daha da alevlenmesine neden oldu. Ancak Öcalan'ın bu açıklamasından hemen sonra Hizbullah'ın basın bürosundan ajanslara düşen bir basın açıklaması şaşkınlığın daha da artmasına neden oldu. Hizbullah bir zamanlar can düşmanı olarak gördüğü ve çok sert çatışmalara girdiği PKK'ya ateşkes teklif ediyor, çeşitli alternatiflere açık olduğunu belirtiyordu.

İşte tüm bunlar yaşanırken hali ile Hizbullah hali ile Türkiye'de gündemin 1. sırasına oturdu. Bizde sizin için bu yazımızda detaylı bir Hizbullah dosyası hazırladık...

 

Türkiye Hizbullah'ının Lübnan Hizbullah'ı ile arasında organik bir bağ var mı? Örgüt ilk olarak nerede ve ne zaman kuruldu? Örgütü bir cemaat olarak kuran beyin takımı kimlerden oluşuyordu? Örgütte yaşanan ilk ayrışma sonrasında "tasfiye" sürecinde neler yaşandı? Cemaat bir terör örgütüne nasıl dönüştü? Örgütün yapılanma ve örgütlenme modeli nasıldı? Güneydoğu'da yaşanan kanlı iktidar kavgası... Örgütü derin devlet mi kurdurdu? Hizbulkontra iddiaları ne derece doğru? Örgütün yurtdışı bağlantıları neler? Örgütün yeni stratejisi nelere dayanıyor? Bundan sonra neler olabilir? Yeni bir PKK-Hizbullah çatışması beklenebilir mi?

 

HİZBULLAH'IN ANA VATANI...

Türk Hizbullah'ına geçmeden önce merkezi olan Lübnan başta olmak üzere Ortadoğu'da ciddi etkinli olan Lübnan Hizbullah'ını biraz olsun tanımakta fayda var. Çünkü Türk Hizbullah'ı da isimlerine varıncaya kadar bu örgütü bire bir model almış ve gerek ideolojik, gerek askeri, gerek dini örgütlenmesini bu biçimde gerçekleşmiştir.

Lübnan Hizbullah'ına gelecek olursak kısaca özetlemek gerekecek olursa; örgütün faaliyetleri ile ilgili ilk bilgi 1973 yılında Tahran'da elde edildi. Örgütün temellerini atan isim Ayetullah Mahmut Gafari idi. Örgüt kısa zaman içerisinde güçlendi. İran İslam Devrimi'nde aktif olarak rol oynadı. Daha sonra Lübnan'a yerleşti. Ancak İran'ın "devrim ihracı" politikasının da gereği olarak İran'dan ciddi yardımlar aldı. Özellikle silah ve para bakımından İran tarafından güçlendirildi.

Hizbullah temel felsefesini tıpkı İran gibi "Büyük Şeytan" olarak nitelendirdiği İsrail ile savaş olarak belirledi.

16 Şubat 1992 tarihinde Hizbullah'ın Genel Sekreteri Abbas Musavi bir İsrail helikopterinden açılan ateş sonrasında hayatını kaybetti. Bu olayın ardından Hizbullah'ın liderliğine Hasan Nasrallah getirildi.

Hasan Nasrallah'ın yönetiminde giderek güçlenen örgüt Ortadoğu'nun en etkili güçlerinden biri olmayı başardı.

TÜRKİYE HİZBULLAH'I 12 EYLÜL SONRASINDA DOĞUYOR...

12 Eylül askeri darbesini gerçekleştiren askeri cuntanın darbe yapmaktaki temel dayanağını darbe öncesi ülke genelinde yaygınlaşan iç savaş ortamı ve sağ-sol çatışması oluşturuyordu. Bu çatışma atmosferinde sol kesimi çeşitli Marksist-Leninist ve Mao'cu silahlı terör örgütleri temsil ederken, sağcenah ise genel olarak milliyetçi gençlerin adresi olan Ülkü Ocakları'nda birleşerek sokaklara iniyordu.

Bir de İslami kesimin silahlı militanları vardı ki, bunlara "Akıncılar" denilmekteydi. 12 Eylül askeri darbesi solcular ve ülkücülerin üzerinde adeta silindir gibi geçerken "Akıncılar" gibi radikal köktendinci gruplar bu ciddi sarsıntıyı en az zayiatla atlatmışlardı.

1980 yılının ortalarında Akıncılar içerisinde faaliyet gösteren kimi kökten-dinci gruplar Diyarbakır'da Vahdet Kitapevi'nde bir toplantı gerçekleştirdi. Bir süre devam eden bu "fiki toplantıları" esnasında Hizbullah'ın Türkiye'deki temelleri de atılmış oluyordu.

Örgüt, İran İslam devrimi'nden çok etkilenmişti. Bu çerçevede ideolojik olarak donanımlarını artıran ve kendilerini yetiştiren Abdulvahap Ekinci, Ahmet Tufan, Fidan Güngör, Hüseyin Velioğlu ve Veysi Kaykaç örgütün ilk yönetim kadrosunu oluşturdular.

Örgüt ikinci toplantısını 1981 yılında Batman'daki Cem Kitapevi'nde düzenledi. Batmanlı Ekrem Baytap'ın sahibi olduğu kitabevinde yapılan bu 2. toplantıyı İstanbul Kasımpaşa'da 8 Akıncı'nın bir araya gelerek gerçekleştirdikleri "fikir toplantısı" izledi.

Ancak tüm bunlar yapılırken çok sessiz hareket ediliyor, sessizlik bir ana kural olarak taviz verilmeksizin korunuyordu. İşte bu nedenle 1980 yılında temeli atılan Hizbullah'ın 1984 yılında silahlı eylem yapacak güce ulaştığı güne kadar geçen 4 yıllık süre zarfında kimse böylesi bir yapılanmanın adını bile duymamıştı.

Ta ki 1 Aralık 1984 tarihine kadar. Bu tarihte bir kuyumcu dükkanı soyulmak istenince olaya müdahale den güvenlik güçleri ile soyguncular arasında çatışma çıktı. Çıkan çatışma sonrasında bir kişi yakalandı ancak o bir kişinin yakalanması çorap söküğü gibi birbirini izleyecek diğer operasyonları fitilini ateşledi. Yapılan operasyonlarda 13 kişi gözaltına alındı. Olayla ilgili operasyonlardan yakalanmadan kurtulan tek isim ise İrfan Çağırıcı oldu.

Polis teşkilatında büyük bir şaşkınlık yaşanıyordu. Basit bir soygun olayının ardından organize ve silahlı bir suç örgütünün varlığı ortaya çıkmıştı. Yakalanan 13 kişi arasında operasyondan kurtulan İrfan Çağırıcı'nın kardeşi Rıdvan Çağırıcı da bulunmaktaydı. Bu 13 kişinin verdiği ifadeler daha sonraki 20 yılda Türkiye'nin gündemine damga vuracak olan Hizbullah ile ilgili ilk resmi bilgiler olarak Emniyet kayıtlarına geçecekti.

Yapılan sorgulamalarda suçlular Hizbullah örgütünü 1983 yılında kurduklarını belirttiler ve çeşitli soygun ve gasp olaylarından oluşan 19 eylem gerçekleştirdiklerini ayrıca Türkiye'de Darü-l Harp (harp kapısı) oluştuğunu söylediler. Bu itiraflar üzerine soruşturma daha da derinleştirildi. Örgütün Teşkilat Genel Emiri'nin irfan Çağırıcı, Askeri Kol Başkanı'nın Selim Gülcan, İçtimai Kol Başkanı'nın Nejat Atiket, İstihbarat Kol Başkanı'nın da Metin Torun olduğu belirlendi.

 

ÖRGÜTTE İLK AYRILIK VE TASFİYE..

Takvim yaprakları 1987'yi gösterdiğinde örgüt içerisinde fikri bir ayrışma baş gösterdi. Örgütün ilk yönetim kadrolarını oluşturan 4 kişi fikir ayırılığına düştü.

Hüseyin Velioğlu silahlı mücadele taraftarıydı ve her ne bahasına olursa olsun silahlı propaganda yönetimi örgütün temel stratejisi haline getirmek istiyordu. Buna karşılık Fidan Güngör ve Mansur Güzelsoy ise silahlı mücadele fikrine karşı çıkıyorlardı. Uzun süren sert fikir çatışmaları sonunda yolların ayrılması sonucunu doğurdu. Örgütün kurucusu olarak kabul edilen Abdulvahap Ekinci ise bu 2 grupla da anlaşamamaktaydı.

Hüseyin Velioğlu 1987'de Diyarbakır'a gelerek İlim Kitabevi'ni kurarak bu kitapevi etrafında örgütlenmesini sürdürürken, Fidan Güngör ve Mansur Güzelsoy ise Menzil Kitabevi etrafında örgütlendiler. Örgüt fiilen Menzil Grubu, İlim Grubu ve Vahdet Grubu olmak üzere üçe bölünmüştü.

Ancak örgüt içerisindeki bu üç başlı yapılanma örgüte zarar verdiği gibi örgüt içerisinde de alttan alta iktidar mücadelesini kızıştırmaktaydı.

Sonunda Hüseyin Velioğlu'nun başını çektiği İlim kanadı Menzil Kanadı'nın dini lideri Ubeydullah Dalar'ı sopalar ile öldürdü, sonrasında da Menzil Grubu'nun öncüsü Fidan Güngör de İstanbul'da kaçırıldı ve kendisinde Vahdet Grubu da İlim Grubu tarafından tasfiye edildi. Bütün bunların sonucunda örgüt içerisindeki pasifist olarak nitelenen kanatlar tasfiye olurken, Hüseyin Velioğlu ve silahlı eylem metodunu benimseyen İlim Kanadı örgütün tek hakimi haline gelmişti

 

ÖRGÜTÜN MANİFESTO VE YAPILANMASI

Velioğlu liderliğinde sağlam bir hiyerarşik yapı kurgulayan örgüt, camilerde zekat adı altında para toplayarak, kadınların bileziklerini alarak, infak adı altında gıda, yiyecek malzemesi toplayarak finans sağladı.

Genellikle dini sömürü aracı olarak kullanıp yardım toplayan örgüt, silahların büyük bir kısmını ise 1992-1993 yılları arasında şiddetin tırmandığı Güneydoğu'da köylerden yardım adı altında topladı. Bu silahlar, Kalaşnikoflar ile Makarof ve takarof tabancalardan oluşuyor. Örgütün diğer gelir kaynakları arasında ise bağış, kurban derileri, kaset satışları, çiftçi hasat mahsülünden pay, kaçırılan şahıslar için alınan fidyeler, çeşitli adlarla camilerden toplanan paralar, fitre, sadakat ve hibeler.

 

ÖRGÜTÜN HEDEFLERİ

Hizbullah örgütünün aktif olduğu dönemde hedefleri şöyle sıralamak mümkün.

Yakın hedeler:

1- Askeri kanadın tamamlanarak şehir ordusu ve kırsal kesim ordusu şeklinde tesis edilmesi.

2- Cami yapılanmasının Türkiye genelinde tam olarak oturtulması.

3- Devletin Hizbullah içine sızmasını imkansızlaştırmak ve bu konuda hiçbir taviz vermemek.

4- Türkiye'deki diğer İslami örgütlerin dağıtılarak, tabanın Hizbullah'a kaydırılması sağlanmak.

Uzak hedefler:

1- Halkın devlete karşı gösterilen şekilde harekete geçmesi.

2- Milyonlarca kişiden oluşturulacak Muhammed Ordusu'nun fiili olarak devletin güçlerine karşı harekete geçmesi.

3- Devlet kurumlarının işgali ve islam devletinin resmen ilanı.

DERİN DEVLET HİZBULLAH İLİŞKİSİ

İlimcilerin Güneydoğu'da devletin gizli güçleri tarafından her zaman korunduğu ve PKK'nın toplumsal tabanını kesmek için kurulduğu söylendi. Emniyet Menzilcileri hedef alan operasyonlarına karşın İlim grubuna karşı bir müdahale olmaması bu şüpheleri güçlendirdi.

Dönemin en etkili ismi olan JİTEM'in kurucularından Binbaşı Cem Ersever bir söyleşisinde şunları söylüyordu: "Hizbullah'ın tetikçileri itirafçılar; Hizbullah ile bağlantıda olan iki kişi Alaattin Kanat ile Adem Yakın'dı. Bunların bize hep söylediği şu olmuştur; 'Hizbullah PKK'nın düşmanıdır. Düşmanımın düşmanı benim dostumdur. Güvenlik güçleri kesinlikle Hizbullah ile uğraşmasın, onun yolunu açsın'. Adamların dediği de oldu. Güvenlik kuvvetleri Hizbullah'ı koruyup güçlendirmişlerdi. Hizbullah'ın tetikçilerinin çoğu itirafçıdır."

Devletin örgütü muhazafa edişinin resmi ağızlara yansıması da Hizbullah'ın misyonunun belirtiyor gibi. Dönemin Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarı Tümgeneral Teoman Koman kendisine Hizbullah'ı soran gazetecilere şu cevabı vermişti:

"Hangi Hizbullah? Bir İran'daki Hizbullah vardır bir de PKK'nın baskılarına karşı kendini koruyan, dini inançları kuvvetli vatandaşlar."

İsmet Sezgin de bir gazetecinin "Hüseyin Velioğlu aranıyor mu?" sorusuna "Ne sen sormuş ol, ne de ben duymuş olayım" şeklinde cevap vermişti.

Son olarak Ergenekon Davası'nın tutuklu sanıklarından JİTEM'in kurucusu  olduğu iddia edilen Emekli Albay Arif Doğan çapraz sorgusunda; Hizbullah lideri Hüseyin Velioğlu ve ekibini bizzat kendisinin Güneydoğu'da vaaz verme yolu ile Güneydoğu'da kullandığını, daha sonra başsız kalan örgütün kontrolden çıkarak silahlı eylemlere giriştiğini söyleyerek, derin devlet-Hizbullah ilişkisini bir yerde doğrulamış oldu.

Tabii örgüt bu yakıştırmayı hiç bir zaman kabul etmedi.

 

GÜNEYDOĞU'DA KANLI BİR İKTİDAR SAVAŞI...

Bu arada 1991 yılına gelindiğinde Güneydoğu Anadolu bölgesinde eylemlerini her geçen gün yoğunlaştıran PKK gücünün doruğuna çıkmıştı. Öte yandan Hizbullah da Özellikle Batman, Silvan, Van, Gercüş, Mardin, Nusaybin gibi merkezlerde ciddi taban elde etmiş hatta hakimiyet kurmuştu.

PKK'nın Marksist-Leninist ideolojiye dayalı örgütlenme modeli feodal yapılanmayı hedef aldığı için bölgede ağırlığı azımsanmayacak derecede olan şeyhler, şıhlar ve cemaatleri hedef almaya başlamış bu politika ise halkın tepkisine yol açmıştı.

PKK liderlik kadrosu ise o dönem elde ettikleri gücünün de etkisi ile Güneydoğuda bulunan cemaatler ile de sürtüşmeye başlamıştı. PKK bölgede kendisinden başka bir güç odağına yaşam hakkı tanımamaya kararlıydı. Bu noktada karşısındaki en büyük engel ise Hizbullah örgütüydü.

Genelde kamuoyu Hizbullah ile PKK arasındaki çatışma sürecinin başlangıcı olarak Hizbullah yanlısı önemli bir aile olan Karaaslan ailesinin İdil Baskını olarak anılan baskınla, İdil'de öldürülmesini gösterse de Hizbullah yönetici kadrolarından kimi isimlerin yakalandıktan sonra DGM Mahkemelerinde verdikleri ifadeler çatışma sürecinin daha öncesinin olduğunu gösteriyor.

Hizbullah Ana Davası sanıklarından Cemal Tutar kendilerinin, sürekli cemaati (Hizbullah) rahatsız eden ve Hizbullah'ı kendisine katılmaya zorlayan, tehdit eden PKK'ya karşı önceleri barışçıl yollarla çözüm önerdiklerini bunun için yoğun bir mesaj trafiği yaşandığını ifade ediyor.

İşte Cemal Tutar'ın ağızından o mesajlaşma trafiği:

“Nusaybin’de; biri Hizbullahi bir Müslüman’ın kardeşi de olan iki PKK önde gelenine Cemaat’in şu içerikteki mesajı gönderildi: Bakın sizlerle birbirimizi iyi tanıyoruz, ikimiz de aynı toplumun, aynı şehirlerin, aynı köylerin halkı, hatta aynı ailelerin fertleriyiz. Uzun zamandan beridir partinizin elemanları, her fırsatta ve her platformda Hizbullahi cemaatin aleyhinde her türlü aşağılayıcı ve onur kırıcı propagandalar yapmaktadır. Sizler de çok iyi biliyorsunuz ki, bu söylenenlerin tamamı yalandır. Bizim, cemaat olarak bu mazlum halkın zulümden kurtulması, aydınlanması ve İslamî bir hayata kavuşması için yola çıktığımızı, bu uğurda her türlü hizmeti yaptığımızı çok iyi biliyorsunuz. Çünkü bütün faaliyetlerimizi görüyor ve çalışmalarımıza şahit oluyorsunuz. Sizlerle dükkânlarımız bitişik ve yan yana olup sempatizanlarımız kapı komşusudurlar. Bir evin iki oğlundan biri PKK’li ise, diğeri Hizbullahidir. (Ağabeyi Cemaat mensubu olan muhatap alınarak) En bariz örneği sensin. Senin ağabeyin Hizbullahîdir ve şu yaşa kadar ondan memnun olmayacağın en ufak bir şey, bir hareket görmüş değilsin. Bunu sen kendin bile söylüyorsun. İşte tüm bunları göz önünde bulundurup partinize anlatın. Bize karşı bu çirkin hareketlerden vazgeçsin, yoksa bizi çok iyi tanıdığınız gibi çok sert karşılık göreceğinizi de biliyorsunuz. Eğer çatışma başlarsa, bu yerel olmaktan çıkıp tüm bölgeye yayılacaktır. Bu çatışmada birbirimize karşı yapacağımız her şeyden iki taraf da zarar görecektir.”

Aradan bir müddet geçtikten sonra, PKK üst yönetimine iletilmesi için gönderdiğimiz mesaja aracı olan iki şahıstan, ağabeyi cemaatle olan yanımıza gelerek şöyle dedi: "

3.jpg

“Biz mesajınızı partiye ilettik. Ancak fazla ileriye gidip bu işin savunucusu olamazdım; çünkü ağabeyim sizin tarafınızdadır. Israrcı olduğumu görürlerse, sizden taraf olduğumu düşünürler, diye çekindim. Ben biliyorum ki sizler de bu halkın haklarını alma, halkı mazlumiyetten kurtarma ve bu halkın menfaati için çabalayan insanlarsınız. Ama ne yapalım ki, bizimkiler böyle düşünmüyor” dedikten sonra, partinin bize iletmesini istediği mesajı okudu.

Bu mesaja göre;

1- Ya Partiye teslim olacaksınız, onun emirlerini kabul edeceksiniz, o ne derse onu yapacaksınız.

2- Böyle yapmadığınız takdirde bölgeden gideceksiniz. Yani buraları terk edeceksiniz.

3- Bu ikisini de yapmazsanız hepiniz öldürüleceksiniz.

Bu Hizbullah'ın iddiası. Bu cephenin iddiasına göre bu mesajlar ile anlaşmaya yanaşmayan PKK kendilerini çatışmaya mecbur bırakmış ve Mayıs 1991'de gerçekleşen İdil baskını bardağı taşıran damla olmuştur.

Ama aynı tarihlerde bir de bölgeye göz atıldığında çok entresan olaylar olmaya başladığı görülecektir.

Bir merkezden düğmeye basılmış gibi özellikle Hizbullah'ın hakim olduğu merkezlerde faili meçhul cinayetler işlenmeye başlanmıştır. İnsanlar günün her hangi bir saatinde enselerine sıkılan bir kurşunla sokak ortasında öldürülmektedir. Türkiye TAKAROV, MAKAROV ve STEİN marka silahların ismini ilk kez bu cinayetler ile öğrenecektir. Bu silahlar daha sonraları Hizbullah'ın imzası olarak kabul edilecektir.

Bu saldırıların altında hep Hizbullah imzası vardı. PKK'nın savına göre ise bölgedeki siyasi rantı ele geçirmek isteye Hizbullah, PKK'ya karşı savaş açmıştı ve PKK kendini korumaktaydı. Ayrıca PKK'nın diğer savı Hizbullah'ın devlet tarafından kendilerine karşı kullanılan paravan bir örgüt olduğu yolundaydı.

Savaşan tarafların farklı savları olsa da asli gerçek bölgede kanlı bir iktidar savaşının yaşandığıydı. Ancak PKK beklemediği bir direnişle karşılaşmış, cemaat ise zaten çok oturmamış silahlı gücünden ciddi kayıp vermişti.

Bu kapsamda 1991-1995 arasında yapılan eylemler sonucu aralarında PKK militan ve sempatizanı, imam, molla, HADEP-DEP yönetici ve üyeleri, çeşitli bası mensupları ile Hizbullah taraftarları ve vatandaşların olduğu 700'e yakın insan öldürüldü. Bu cinayetlerin 500 kadarı yasa dışı Hizbullah- İlim grubu tarafından, 200 kadarı ise yasa dışı PKK terör örgütü tarafından gerçekleştirildiği ileri sürülüyor.

 

HİZBULLAH OPERASYONLARI

1993-94 yılları arasında kadınlar ve liseli çocukları da öldürmeye başlayan örgüt, giderek eylemlerini laik cumhuriyeti tehdit edecek boyutlara ve güvenlik kuvvetleriyle çatışmaya kadar vardırdı.

Örgütün giderek giderek tehlikeli bir hal aldığını gören güvenlik güçleri 1995 yılından itibaren tüm dikkatlerini Hizbullah'a vererek örgüteyönelik operasyonlarını sıklaştırdı.

Hizbullah 1996 yılında Diyarbakır'ın Pirinçlik beldesine bağlı Hatuni köyüne gerçekleştirilen bir operasyon esnasında özel tim mensuplarına ateş açan örgüt üyeleri ilk kez devlete kurşun sıktılar.

Devlet de bu tarihten itibaren artık namlusunu kendisine çeviren Hizbullah'a karşı çok geniş kapsamlı operasyonlar düzenlemeye başladı. Güvenlik güçlerinin 5 yılda hücre evlerde düzenlediği operasyonlarda çok sayıda öldürme, yaralama, tehdit ve adam kaçırma olayından yakalananların sayısı 1578'e ulaştı. 225 öldürme, 219 yaralama 55 de adam kaçırma ve kundaklama olayına karıştıkları saptanan bu kişilerde 444'ü çıkarıldıkları mahkemelerce tutuklandı, 1134'ü ise tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Hizbullahçıların hücre evlerinde 77 Kalaşnikof otomatik silah, 251 tabanca, 6 bin mermi ile 40 el bombası da ele geçirildi.

Operasyonlarda örgütün Mardin'deki arşivi ele geçirildi. Güvenlik güçleri bir yandan da bir anda ortadan kaybolmaya başlayan iş adamlarının ve İslami-Feminist yazar Konca Kuriş'in izini sürdürmekteydi. Ve Güvenlik birimle tam da örgütün izini sürerken polis kaçırılan işadamlarının ve Konca Kuriş'in Hizbullah tarafından alıkonulduğu bilgisine ulaştı.

2.jpg

KANLI BEYKOZ BASKINI..

Örgütün Beykoz'da karargâhının bulunduğunu belirleyen polis, buraya düzenlediği ve 4,5 saat süren operasyonda Hüseyin Velioglu'nu öldürdü, örgütü ayakta tutan 8 kişiden ikisi olan Cemal Tutar ile Edip Gümüş'ü de yakalandı. Bu kişiler ise kaçırılan işadamlarının Çamlıca'daki örgüt evinde gömülü olduğunu itiraf ettiler.

Bu haber toplam 1943 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Rusya Kıtalararası Füze Denemesi Yaptı05 Mart 2014 Çarşamba 10:18
  • Ukrayna Bölünecek mi?05 Mart 2014 Çarşamba 10:14
  • Başbakan istifa ediyor14 Şubat 2014 Cuma 00:11
  • Suriye'ye Suudi desteği20 Ocak 2014 Pazartesi 00:02
  • "AB’ye girerken şehirlerimize çeki düzen vermeliyiz"18 Ocak 2014 Cumartesi 21:06
  • Almanya Atatürkçü Düşünce Dernekleri Birliğine Yeni Yönetim17 Ocak 2014 Cuma 18:32
  • CIA'nın biçtiği roller oynanıyor11 Ocak 2014 Cumartesi 19:01
  • Başbakan istifa etti10 Ocak 2014 Cuma 21:18
  • İsrail Gerçeği04 Ocak 2014 Cumartesi 23:14
  • Köpek Jasper borsa milyarderi04 Ocak 2014 Cumartesi 20:27
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2014 Esenyurt Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Haber Yazılımı: CM Bilişim