• BIST 102.270
  • Altın 149,495
  • Dolar 3,5485
  • Euro 4,2033
  • İstanbul : 24 °C
  • Ankara : 19 °C
  • İzmir : 20 °C

Ölü Doğan Çocuk

12.08.2013 22:22
Zeynep Akgün / Esenyurt Gazetesi Muhabiri

Zeynep Akgün / Esenyurt Gazetesi Muhabiri

Semra’nın evine geldiğimde ağlamaktan yorgun düşmüştüm. Ne olduğunu sorsa da cevap vermedim. Sonra konuşalım deyip biraz uyumak istediğimi söyledim. Israr etmedi. Beni kendi yatağına götürüp odanın kapısını kapattı. Evde olmanın rahatlığıyla hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Canım yanıyordu. Bu fiziksel bir acıydı. Saç tellerimden tırnak uçlarıma kadar sızlıyordum. Gözlerim yanıyordu. Terliyordum ve öfkeliydim. Bana kendisi de dahil hiç kimsenin zarar vermesine izin vermeyeceğini söylemişti! “Ne olur bugün çabuk geçsin,” diye mırıldandım. Kulaklarımdaki ses boğuk ve titrekti. Gözümden akan damlalar yastığı ıslatırken, ellerim yastığın köşelerini tutmuş sanki koparmak istercesine sıkıyordu. Dermanım kalmamıştı. En çok güvendiğiniz insanın size ihanet etmesi, bu hayattaki en kötü şeydi. Daha kötüsü olamazdı. Hiçbir acı bu kadar derine inemezdi. Bir yakınımı kaybetmiş olsam, canım belki bu kadar acımazdı. Çünkü inançlıydım ve ölümün bir son değil, başlangıç olduğunu biliyordum. Oysa şimdi öyle miydi? Barış’ı tamamen kaybetmiştim. Ama hayır, O beni kaybetmişti. Beni ve sevgimi hak etmiyordu. Eğer her kimse, O Saliha denen kişiyle mutlu olmamasını, bundan sonraki hayatında hep benim şu an yaşadığım acıyı yaşamasını istiyordum. Hiç durmadan, aralıksız bu acıyı yaşamalıydı. Ya da ben O’na bu acıyı yaşatabilirdim. Bir başkasını severdim. Bir başkasıyla şehvetli bir şekilde öpüşürdüm. Başkasıyla sevişirdim, başkasına ait olurdum! Belki o zaman bu acının aynısını yaşayabilirdi. Aman Allah’ım! Bu nasıl bir acı böyle? Sivriltilmiş kağıtlar gözeneklerimden girip damarlarımı kesiyor, can fışkırıyor her zerremden!

Düşünmeyi ve ağlamayı bıraktım. Vücudumda ince bir titreme ve hafiflik vardı. İçeriden gelen televizyonun sesi ve duvardaki saatin tik takı dışında hiçbir şey duymuyor ve hissetmiyordum. İşte, işte en kötü an o andı. Bir şey hissetmemek. Öfkeyle kalabalığı yardıktan sonra aradığını bulamayan bir kadın gibiydim. Çırılçıplak, çaresiz ve bitkin bir şekilde kalabalık caddenin ortasına çökmüş, diz kapakları beton zemini öperken makyajını göz yaşlarıyla beraber yanaklarına düşürmüş bir kadın… Annem, babam, kardeşim, arkadaşlarım, hayatım, okulum, kariyerim hiçbir şeyim bu adam kadar önemli değildi hayatımda. Şimdi O’nu silip bir başka hayata adım atmak, ne kadar kolay olabilirdi? İhanetin daha ilk saati içerisindeydim, belki zamanla alışırdım, ama alışmak unutmak mıydı? Alışınca canı yanmaz mıydı insanın? Ya da canı yansa da artık ağlamaz mıydı kadın?

Seviyordum. Tapıyordum. O’nun için hala canımı bile verebilirdim.

“Seni böyle seven birisini nasıl bulacaksın,” diye söylenirken, az önce dinmiş gözyaşlarımın tekrar aynı hızla yastığı ıslattığını fark ettim. Dişlerim de ismini sıkıyordum. Kesilsin ve düşsün, ama ne mümkün? Kesildikçe ikiye bölünüyor ve çoğalıyordu. Her seferinde daha fazla telaffuz edilmesi gereken, dünyanın en kıymetli kelimesiydi. Şarkı gibiydi. Ses tonu düştü aklıma, gülümsemesi, beni öpmesi, bana sarılması, ağlamamak için kendini sıkması. Ayağa kalkıp ne kadar eşya varsa hepsini dağıtmak ve bağıra çağıra İstanbul’un tüm sokaklarında kaybolmak istiyordum. Bilmiyorum, belki bir ihanet sonucu belirginleşen arzular, bastırılmış bir ölüm isteğiyle aynı kefeye konabilirdi. Belki, insanlar bu yüzden intihar ederdi.

                     Ölü Doğan Çocuk / Derya Kalemdar

Bu yazı toplam 404 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2014 Esenyurt Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim