• BIST 107.202
  • Altın 145,263
  • Dolar 3,5161
  • Euro 4,1312
  • İstanbul : 27 °C
  • Ankara : 30 °C
  • İzmir : 31 °C

Ödülün bedeli

07.08.2013 01:07
Ödülün bedeli
Ya ödülün, ödüllendirmenin sonuçları zannedilen kadar masum değilse?

Ödüllendirme toplumdan topluma, kuşaktan kuşağa değişen, içinde birçok önemli noktayı barındıran bir kavram. Kelime anlamı olarak “bir performans karşılığında verilen armağan, mükâfat”. Toplumsal ve sosyal değişimle birlikte, kuralların daha sıkı olduğu bir kuşaktan gelen anne-babalar şimdilerde ödülü çocukları ile iletişim kurarken bol keseden kullanıyorlar. Peki ya ödülün, ödüllendirmenin sonuçları zannedilen kadar masum değilse? Neden, nasıl, ne zaman, ne kadar bir çocuğa ödül verilmeli sorularını cevaplayabildiğimizde ödüllendirmeyi olumlu yönde kullanmak daha kolay hale gelecektir.

Ödül genel olarak ikiye ayrılır: dışsal ve içsel ödül. Dışsal ödül, bir performansı karşılığında çocuğa verilen para, bir eşya, şeker vs. gibi somut ödüllerdir. İçsel ödül ise çocuğun uğraştığı işten duyduğu haz ve doyumdur. Dışsal ödül çocuğun dışsal bir motivasyon kazanmasına; söz konusu ödülü elde etmek için çabalamasına sebep olurken, içsel ödül çocuğun içsel motivasyon kazanmasına; bir işi sadece o uğraşma sürecinde yaşayacağı haz duygusu için yapmasını sağlar. “Karnen iyi olursa sana bilgisayar alacağım” vaadi bu nedenle çoğu zaman işe yaramaz. Çünkü artık amaç çalışma, gelişme, yeni şeyler keşfetme hazzı değil o ödüle kavuşmaktır. Bu şekilde aşağı çekilen içsel motivasyon, sonraki dönem çocuğun çaba harcamasını da engeller. Bu konuda uzun yıllardan beri yapılan çalışmalar içsel motivasyona sahip çocuklara dışsal bir ödül verilmeye başlandığında, o işi yapmaktan duydukları hazın azaldığını; sadece ödülü almak için çaba göstermeye başladıklarını göstermiştir. Etkileri bununla da sınırlı değil… İçsel motivasyona sahip çocukların özerlik duygusu daha yüksek olmakta; kontrolünün dışarıda değil kendilerinde olduğunu fark edebilmektedirler. Bu da eğitim hayatlarında, şartları değiştirmek için çaba gösterebilmelerini, yanlış yapmaktan korkmamalarını, keyif aldıkları çalışmalarda yaratıcı işler çıkarmalarını kolaylaştırıyor.

Özellikle sporcuların en yüksek performanslarını sergiledikleri anlara bakıldığında bir “akış” içinde oldukları görülmektedir. Bir yüzücü, dansçı ya da yazar “akış” içinde olduğunda tamamen yaptığı işin içindedir, enerjik hisseder, dışarıdan gelen baskılardan artık etkilenmediği bir anın içine girmiştir. Bir terzi elbise dikerken, bir doktor cerrahi operasyon yaparken, öğretmen ders anlatırken “akış”ta olduğunda zamanı unutur, yorulduğunu hissetmez, sadece yaptığı işe odaklanmıştır. İşte içsel motivasyonun tepe noktasına ulaştığı an bu zamanlardır. Bir öğrenci de pekâlâ ders çalışırken “akış” içinde hissedebilir. Bunun için içsel motivasyonun yüksek olması, sürecin kendisinin haz ve ödül olarak algılanıyor olması, doğru-yanlış kaygısından veya ailesinin gözündeki değerini kaybetme gibi endişeli düşüncelere sahip olmaması gerekir. “Akış” halinde olmak, kişinin becerileri ve görevin zorluğu dengelendiğinde gerçekleşir. Buradaki önemli nokta, zorluğun nesnel değil öznel de olabileceğidir. Eğer çocuk işin zorluğunu kendi becerisinin üzerinde algılıyorsa “akış” halinde bir performans beklememiz zordur. İçsel motivasyonun gelişmesini sağlayan en önemli unsur ise bir çocuğun kendisini (var olan becerilerini, yeteneklerini, bilgisini) gerçekleştirmesini sağlayacak ortam sağlamaktır. Toplama işlemini öğrenen bir çocuğun iki ile beş rakamını toplamayı başardığında duyduğu hazzın korunmasını sağlayacak olan eğitimcilerin, anne-babaların kullandığı geri bildirim verme dilidir. Bu noktada ise sözel ödül veya övgüyü yerinde kullanmak önem taşıyor.

Sürekli dışsal bir ödül sunmak gibi çok sık kullanılan “çok akıllı benim oğlum/kızım” övgüleri de geri tepebiliyor ve niyetin tam tersi etkilere sebep olabiliyor. Yapılan bir araştırmada bir grup 5. sınıf öğrencisine son derece kolay bir bulmaca veriliyor. Çocuklar iki gruba ayrılıyor ve bulmaca bittikten sonra her çocuğa puanı ve sadece bir cümlelik geri bildirim söyleniyor. Birinci grup zekâları için geri bildirim alıyorlar: “Çok zeki olduğun için bulmacayı çok iyi yaptın”. İkinci gruba ise çabalarına yönelik bir övgü yapılıyor: “Bunu başarmak için çok uğraştın”. Sonra araştırmanın ikinci bölümüne geçiliyor ve tüm çocuklara iki test veriliyor ve istediklerini seçebilecekleri söyleniyor. Testlerden biri daha zordur ama araştırmacılar çocuklara “bu bulmacayı çözmenin onlara çok şey katacağını” söylüyorlar. Diğer test ise önceki kadar kolay bir testtir. Ortaya çarpıcı bir sonuç çıkıyor: İlk bölümde çabalarına geri bildirim alan öğrencilerin % 90’ı ikinci bölümde zor olan testi seçiyorlar. Zekâsına geri bildirim alan öğrencilerin çoğu ise kolay testi seçiyorlar. Çocuklar aslında şunu öğreniyorlar: “Akıllı etiketini kaybetmemek için sakın hata yapma, risk alma.” Araştırmanın üçüncü bölümde ise tüm çocuklara oldukça zor bir bulmaca veriyorlar. Çabasına geri bildirim alan gruptaki öğrenciler, bu testteki başarısızlıklarını açıklarken yeterince odaklanamadıkları sonucuna varmışlar; ancak zekâlarına geri bildirim verilen gruptaki çocuklar başarısızlıklarını yeterince akıllı olmadıklarının bir kanıtı olarak görmüşlerdir. Akıllı etiketini kaybetme kaygısı, çocukların yaşadığı başarısızlığı ele alma biçimlerini ve sonraki çalışmalar için gösterecekleri çabayı da etkilemiştir.

Anne-babalar sürekli övgü vermenin çocuğun özgüvenini yükselteceğini düşünse de buz dağının görünmeyen bir kısmı var. Sürekli “Çok akıllısın”, “Matematik’te çok iyisin”, “Başarılı bir öğrencisin” gibi geri bildirimlerle ödüllendiren çocuklar başarısız olabilecekleri, bir basamak daha zor çalışmaları denemekten kaçınıyor veya yapamadıklarında çok yoğun hayal kırıklığı yaşıyorlar. Ya da kişiliğine yönelik geri bildirimle ilkokul yıllarını başarıyla tamamlayan çocuklar, elbette lise yıllarında zorlandıkları ve çalışmayı gerektiren derslerle karşılaşıyorlar. İlkokul başarılarını doğuştan gelen zekâlarına bağlamayı öğrenmiş olan çocuklar lise yıllarında düşüş yaşayabiliyorlar, çünkü çalışmayı, anlamadığı ders için çaba göstermeyi zekâlarının yetmediğine yoruyorlar. Övgü veya ödülle perdelenen sırtlarındaki yük onları başarısızlıklar karşısında çaresiz bırakabiliyor. Çabasını kendi değeri, zekâsı ile bir tutmayı öğrenen bir çocuk daha sonraki yıllarda sınav kaygısı ile karşımıza çıkabiliyor. Çünkü yapamadığı zamanlarda bunu akılsız, ailesinin gözünde değersiz olarak yorumlamayı ve kabullenilmeme tehlikesi yaşayabileceğini çok küçük yaşlarda öğreniyor. Oysa çabasına yönelik geri bildirim alan çocuklara anne-babalar önemli bir mesaj iletiyorlar: Bu bir süreç ve kontrol sende. Bunu fark eden çocuk çalışmanın hazzını yaşıyor; sonuca değil sürece odaklı yaklaşıyor; zorluğu fırsata dönüştürme yolları bulabiliyor ve en önemlisi notların, yapılan işin sadece bir performans olduğunu; topyekûn bir kendilik değerinin göstergesi olmadığını öğreniyor.

Ödülün, övgünün sıklığı da önemli bir faktördür. Aralıklı şekilde ve gerçekçi şekilde sunulan ödülün veya övgünün etkisi daha fazla; çünkü beyin hayal kırıklığı yaratan, zorlayıcı durumlarla baş etmeyi de öğrenebiliyor. Her defasında ödüllendirilen çocuklar, sabırlı olmayı, azimle çalışmayı öğrenemiyorlar; çünkü ödül ortadan kalktığında pes edebiliyorlar. Her denemede dışarıdan bir onay bekliyor, kendi performanslarını değerlendirme becerisi de geliştiremiyorlar.

Çocuklara bir iş karşılığında ödülü nasıl sunacağımız kadar nasıl eleştirdiğimiz de motivasyonlarını etkiler. Çocukların kişiliğine veya ortaya çıkan sonuca yönelik yapılan eleştiriler (“Çok beceriksizsin”, “Notun çok kötü” gibi) sadece yetersiz, çaresiz, reddedilmiş hissetmelerine sebep olmakla kalmıyor; aynı zamanda çocuk bir sonraki çalışmasında başarı elde etse de çabasını takdir etmiyor; o başarının kendi değerinin göstergesi olduğuna inanıyor ve daha stresli bir çalışma süresi geçiriyor. Ödül gibi çabasına, sürece yönelik verilen geri bildirim (“Çalışma planını gözden geçirmen gerekiyor” gibi) çocuğun bir sonraki çalışma için daha çok çaba sarf etmesini ve rahat olmasını sağlıyor.

Ailelere ödülün, övgünün cazip gelen kısmı ise çocuklarını her alana övdüklerinde onların kendilerine olan güvenlerinin artacağını düşünmeleridir. Ancak özgüven ve ödül bu kadar basit bir ilişki içinde değildir. Özgüven içinde pek çok değişkeni barındırır. Kişiliği, zekâsı, aklı için övülen bir çocuk anne-babası tarafından bunu duymaktan elbet memnuniyet duyar ancak sonraki faturaları bu memnuniyetten daha ağır olabilir.

Çocuklarımıza ödül verirken amacımız performanslarını yükseltmek ise içsel motivasyon sağlayacak geri bildirimleri samimi, çabasına ve sürece yönelik, gerçekçi bir şekilde vermeli; kontrol edebilecekleri ve geliştirebilecekleri mesajını iletmeliyiz.

Bu haber toplam 747 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Hamilelerin beslenmesi21 Nisan 2014 Pazartesi 22:33
  • Yörük Kebabı Nasıl Yapılır? İşte Malzemeleri16 Nisan 2014 Çarşamba 22:59
  • Kadınlar köleliği karanlığa gömecek20 Ocak 2014 Pazartesi 00:47
  • Kadınların içinde bir değil 44 farklı kadın var08 Ocak 2014 Çarşamba 16:33
  • Aktif Kadın İşgücü Projesi'nin Startı Verildi28 Aralık 2013 Cumartesi 14:13
  • Kilo Verirken Güzelliğinizi Bozmayın01 Aralık 2013 Pazar 22:49
  • Antep Aşuresi Nasıl Yapılır?25 Kasım 2013 Pazartesi 12:22
  • Saray Aşuresi Nasıl Yapılır?25 Kasım 2013 Pazartesi 12:09
  • Klasik Aşure Tarifi25 Kasım 2013 Pazartesi 11:54
  • En Güzel Aşure Tarifleri24 Kasım 2013 Pazar 12:02
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2014 Esenyurt Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Haber Yazılımı: CM Bilişim