türk porno , adana escort , adana escort bayan , porno izle , mersin escort , izmir escort bayan , escort adana , adult forum , istanbul escort , hatay escort , beylikdüzü escort , bodrum escort , eskisehir escort , porno indir , escort bayan , seks hikaye ,

  • BIST 109.097
  • Altın 153,413
  • Dolar 3,8257
  • Euro 4,5096
  • İstanbul : 15 °C
  • Ankara : 11 °C
  • İzmir : 16 °C

Neden tepkisiz bir toplum olduk?

14.01.2014 16:52
Burak Kaya / Avcılar Muhabiri

Burak Kaya / Avcılar Muhabiri

Günümüzde, ortak inanç ve kaanatlerin ifadesi anlamına gelen ‘kamuoyu’ oluşturmada en etkili iletişim araçlarından biri kuşkusuz medyadır.

 

Türkiye’de farklı grupların türdeş duygularını harekete geçirerek, davranışlarını biçimlendirmede ve ortak bir tutum almalarını sağlamada medyanın gücü nedir? Medyanın halk içerisindeki değişik kesimlerin görüşlerini aktarmada yeterli gücü var mıdır? Yoksa güçlülerin medyası mı hakimdir? Önce bu soruların cevabının verilmesi gerekir. 

 

Araştırılması elzem, bir diğer husus da medyanın asıl işlevi olan, bireyleri bigilendirme ve haber verme konusunda nasıl bir rol üstlendiğidir.

 

Yukarıda sıralanan iki temel faktörün; a- Medyanın gücü  b-Medyanın rolü hususları, bu sektörde faaliyet gösteren kurum ve kuruluşların ekonomi ve siyasi politikaları çerçevesinde analiz edlmeden anlaşılamaz. 

 

Türkiye’deki basın kurumlarının nasıl bir ekonomi ve siyasi yol izlediğine baktığımızda, tekelleşen ve medya dışındaki finans alanlarına da yatırım yapan bir eğilimin yoğunlaştığını gözlemlemekteyiz. Bu yoğunlaşma sürecinde, gazete, televizyon ve radyo sahipleri kar ve kazanç sağlayan başka işlerin içerisinde yer aldığı oranda, kaçınılmaz olarak, siyasal iktidara da bağımlı hale gelmiştir. Siyasi iktidarın güdümüne giren ya da politik baskı ve zorlamalar nedeni ile girmek zorunda kalan medya kuruluşlarının en belirgin siyasi politikasının ise ‘iktidarın suyuna gitme’ yolunda olduğu acı ama aynı ölçüde gün gibi aşikardır.   

 

Bugün yaşanan; topluma ‘hakikatı’ sunma ve birbirinden farklı hisseden ve düşünen fertlerin fikirlerini iletmek yerine, ticari kaygıların ön plana geçtiği bir anlayışta ‘olguların’ medya patronlarının çıkarına göre şekillendirilmesi ve gerçek yerine sahte gündemler oluşturulmasıdır.

 

Ülkemiz çok ciddi ve tehlikeli bir süreçten geçerken, büyük tirajlı gazetelerin manşetlerini ve bazı köşe yazarlarının sütunlarını, örneğin geçen hafta olduğu gibi, ‘Ali Taran ve Ayşe Özyılmazel’in evliliği’ gibi basit bir magazin haberi günlerce işgal edebilmektedir. Diğer taraftan Hakkari’de bir sokak ortasında güpegündüz öldürülen iki askerimize ait vahim bir gelişme ise basında aynı derecede ve önemde yer bulamamaktadır. Çoğu insanımızın kafasına, porno yıldızlarına varıncaya kadar, magazin haberlerine konu olanların isim ve hayasız görüntüleri neredeyse kazınıp, işlenirken, şehit edilen askerlerimizin isimleri ve yürek burkan görüntüleri adeta gözlerden ve hafızalardan kaçırılmak istenmektedir.

 

İnsana ait değerlerin metalaştığı, ayaklar altına alındığı bu paraya tapılan yeni düzende, emperyalizm ‘daha çok kazanma amacını’, en görkemli sömürü maşası olan ‘küresel medya’ aracılığı ile yerine getirmekte, Türk medyası da kendi kayda değer katkısını canla, başla paylaşmaktadır.


‘Küresel Medya’nın’ tek bir hedefi vardır; kitlelerin beyinlerini uyuşturup, yaşadıkları coğrafyanın sorunlarına duyarsız hale getirerek, sadece tüketim yapma alışkanlığına müptela pazarlar yaratmak.  


Türkiye’de bu hedefe tamamen ulaşıldığını söylemek abartı olmaz. Maalesef, ülke çıkarlarını gözetmesi gerekirken medyamız dört, dörtlük bir eğlence aracı haline gelmiştir. Kamuyu ilgilendiren ve kamunun yararına olan ortak tepkilerin oluşturulmasında medyanın  üzerine düşen sorumluluğu yeterince almadığı, almak istemediği görülmektedir.

 

Bundan daha da acısı, bugünkü medyamız emperyalistlerle işbirliği halinde, ulusal ve milliyetçi hareket ve tepkilere düşman bir tavır sergileyerek tam da ‘mütareke basını’ işlevi görmektedir.

 

Bakın, ünlü Alman siyaset bilimcisi Elisabeth Noelle Neumann ‘Suskunluk Sarmalı’ adlı teorisinde bir toplumu oluşturan bireylerin toplumsal olaylar karşısında neden sesiz kaldığını şöyle açıklıyor:’Eğer insanlar kendi fikirlerinin kamuoyundaki uzlaşma içinde yer aldığına inanırsa, özel ve kamusal tartışmalarda yüksek sesle konuşma cesaretine sahip olurlar. Ama insanlar azınlıkta olduklarını hissederlerse, suskun ve temkinli davranırlar...”


Bu teori, ülkemiz medyasının, gerçek gündemden uzak, mütarekeci basının rolünü üstlenmiş bir zihniyetle, yapay ve haysiyetsizce ürettiği haberler karşısında ‘suskunluk sarmalına’ sığınan halkımızın neden tepkisiz kaldığını çok  iyi izah etmiyor mu?

Bu yazı toplam 326 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2014 Esenyurt Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim