türk porno , adana escort , adana escort bayan , porno izle , mersin escort , izmir escort bayan , escort adana , adult forum , istanbul escort , hatay escort , beylikdüzü escort , bodrum escort , eskisehir escort , porno indir , escort bayan , seks hikaye ,

  • BIST 108.153
  • Altın 153,903
  • Dolar 3,8325
  • Euro 4,5073
  • İstanbul : 13 °C
  • Ankara : -2 °C
  • İzmir : 6 °C

Medeniyet / Sorular sorunlar

29.08.2013 20:17
Medeniyet / Sorular sorunlar
Dünya sizler yokken daha iyiydi. Ya da bizler yokken size sorun çıkmıyordu, muhtemeldir. Bizim sizlerle bir alıp veremediğimiz yok yanlış anlamayın, siz bizle yapamıyorsunuz.

Geniş bir vadide toplanmış tüm insanlık usul usul medeniyet yolunda ilerlerken sıcak lüks villalardan soğuk sokaklara uçurumlar nasıl oluştu? Değere niye paha denir oldu? Değer fiyat mıdır yalnızca? Bir şeyin değeri parayla mı bağlantılı olmak durumundadır? Yüklenen anlamlardan ödenen paralara dönüştü değer denilenler. Peki doğada daha değerli olarak addedilen madenler nasıl sıradan olmaktan çıkıp altın, gümüş, pırlanta gibi birer mücevherat oldular, hem de yalnızca üzerlerimizde anlamsızca duracaklarken? Maddelikten nasıl koptular ki sizce? Birer satın alma gücü sembolüne nasıl dönüştüler? Sanki üzerlerimize iliştirildiklerinde doğa üstü güçler ediniyoruz diyecek oluyorum, susuyorum. Bu çok doğru. Madde, günümüz koşullarında inanması güç doğa üstü güçler yaratabiliyor. Uçmamıza konmamıza yardım etmese de bizi tüm dünyayı istediğimiz şekilde yönetecek güce kavuşturuyor. Sonrasında bizi uçuracaklar çıkıyor merak etmeyin, siz yeter ki maddeden haber verin. Zaruri saygıyı, emretme yetkisini, zamanı, uykuyu, sağlığı, eğitimi, kültürü, açlığı tokluğu bile satın alıyor hatta senin o dünkü taş dediklerin. Her ne kadar yenilebilen bir şey olmasa da, aç kalmamanı sağlıyor çok ilginçtir; aza çok takas yoluyla.

 

İnsan denen varlık karnını doyurmak için avlanıp yeni güne uyanırken, ölüp doğarken, aynı otla aynı etle beslenirken nasıl oldu da aralarda bu denli ayrımlar oluştu? Niye bazıları diğerlerinin hakkını gasp edip kendi işlerine mecbur bıraktıktan sonra bedel ödetip ödülmüşçesine hak sahiplerine geri verdi? Niye birileri daha fazla doyuyor ki peki? Birileri gerçekten daha fazla mı doyuyor? Her ne yersen ye sonuçta doyma hissi aynı değil midir? Orman kanunları var kabul, ancak biz düşünebilen canlılar olduğumuzdan bu kanunların dışında kalmamız gerekmiyor muydu? Düşünebilen canlılar ince düşünen canlılara dönüştüler galiba.. Yiyecek bulamaz hale geldik diye mi para etti besin bile? Hani zaten hayatiydi su? Ticari oldu.. Hayvanlar birer makineye, besin üreten kölelere niye dönüştürüldüler? Hem de yenmeyecek miktarlarda et elde edip yalnızca depolamak adına.. Raf ömürlerine yetişmek için yutulan kimyasallaşmış lokmalar niye erken bozulmasınlardı ki? Bozulmayan besin doğada var olmak için koşullara direnmesi gereken bir ürün değildi, hatırlayın bizim beslenmemiz amaçlı üretilmişti ya, yalnızca besin değeri taşıması gerekmiyor muydu bu sebepten? Niye besinlerimiz zamanla yarışıyor bizim, aynı bizler gibi?

 

Yolda önüme bir bina çıkıyor, ben niye onu aşıp karşı tepeye bakamıyorum peki? 90 derece gök yüzüne bakar olduk semt koridorlarında. Kim burası benimdir diyebiliyor? Nasıl yani? Kim neyi nasıl elde edip kendinin olarak nitelendirebiliyor? Hangi kağıt, hangi söz bu denli güçlü? Köşedeki arsa da, etrafımdaki her şey de benimdir, bu benim dünyam. Otopark ne demek? Benim dünyamı bana kim kiralıyor? Yattığım yatağımı içine koyduğum oda bile parayla. Hani Maslow’ un Barınma’sı? Madem yok niye kabul görmüş olarak okutuluyor? Göz ardı etme ihtiyacı duyduğunuz şeyler de mi var yoksa? Ya evler ne için varlar? Peki niye daha lüks evler var? Her yer ev, besin, su, ağaç değil miydi zaten temelinde? Niye sokaklar yapıldı, şehirleşmek niye, niye ulaşım kullanıldı, uzağa gitmeye mecburiyet niye? Gelişen uygarlığın getirileri -fayda sağlaması gerekirken- ticariye dönüştürüldüer usul usul. Mucit dediklerimiz altın yumurtlayan tavuklar olarak anılmaya başlandı bir anda. Niye daha uzaklara gitmeye, ayrı yaşamaya mecbur kaldı ki insanlar? Gidilen yer ayrı, bulunulan yer apayrı formlara niye sokuldu da birbirlerine gidip gelmek ihtiyaç oldu? Hal böyle olunca ulaşılması gereken yerler icat oldu sahiller gibi. Doğada yaşayan insan doğadan koparılıp doğaya bile ihtiyaç doğdu. Doğadan olan her şeyi kullanarak doğadan olmayan izole bir dünya yarattık resmen. Peki doğada olmayan şeylerden nasıl oldu da doğal değil dediğimiz şeyler üretilebildi? Yoksa tümü uzaydan mı geldi? Kimi kandırıyoruz? Öyle şeyler üretildi ki gerçekten ayrı dünyalardandı sanki, sanki hammaddeleri farklıydı. Aferim bize. İhtiyaçlar için kullanılan araçların daha yeni ve işlevselleri çıkarken niye daha iyisi daha pahalı olup diğerleri kullanılamamaya, eskileri kullananlar farklı adlandırılmaya, yenisini almaya kölelik dayatılmaya çalışıldı? Çay kaşığının niye binlerce çeşidi ve ayrı ayrı fiyatı var misal? Kullanımındaki amaç? Hayatı kolaylaştırma işini biraz yanlış mı anladık acaba? Çok doğru anladık diyenlerinizi duyar gibiyim.. Fakat bizler, bizi de tüketin diye gelmedik bu dünyaya.

 

Medeniyet ilerledikçe daha parlak bir çömlekle su içmek niye daha önemli görülmeye başlandı acaba? Kalite kavramı nedir ki bunlara kurumlar bile kuruldu?Tüketim çılgınlığı, insan çıldırtıyordu. Nedir bu işlevsellik değil de görsellik, sanat dışındaki konulardaki gereksiz estetik kaygı, savaşmadan kazanışlar, hak etmeyişler, parayla parayla satın alışlar, parayla para kazanışlar, paranın getirdiği ifade özgürlüğü, para nedir para? Her şey herkesin değil midir, nerede aynı dünya aynı kimya, biyoloji keza? Kim kime neyi, nasıl satıyor? Satmak ne demektir? Ne ile yapılıyor?

 

Karşı kaldırımın bir kişiye ait oluşunu biri bana açıklayabilir mi lütfen?

 

Çok daha pahalı bir bina, güzel yemekler, seyahatler; temel olarak uyku, beslenme gibi temel ihtiyaçlar değiller mi aslında?

 

Mentalite ne zaman paradan daha önemsiz hale geldi?

 

Bir masa etrafında toplanıp bir süre konuşulduğunda anlaşılabilecek insanlık, kültür, dünya görüşü ve yaşam deneyimi gibi özellikler nasıl uzak mesafelerden anlaşılabilir oldu? Bu değerli yaftalar yalnızca paraları ve üzerinde şık giysileri var diye bir takım kişilere nasıl kolayca, sorgusuz sualsiz yapıştırılabilir hale geldi?

 

Daha pahalı giysiler de vücudunu örtmüyor mu en nihayetinde, ya onlar eskimiyorlar mı eninde sonunda?

 

Niye insanlara üzerindekilere göre değer verir olduk?

 

Saygı ve bilgiyi mi satın aldı yine maddiyatlar?

 

Niye daha çağdaş bir hale ulaşmayı sürekli olarak hedefliyoruz ki, bunun sonu nedir, var mıdır? Sanmıyorum.. Yeni şeyler keşfetmenin heyecanını seviyorum. Uzayı keşfetmek, dünyadaki medeniyetleri keşfetmek, varlıkların anatomisini incelemek, yeni buluşları anlıyorum fakat daha iyisine daha yenisine niye ihtiyacımız olacak şekilde kurgulu her şey onu anlayamıyorum. Tetiklenen tüketimi hazmedemiyorum. Birisinin işlerini daha iyi yapıp hakkımız olan ekmeği tekrar hak etmek için niye eğitim alıyoruz bunu idrak edemiyorum. Niye yıllarımızı birisinin işini daha iyi yapabilmek için harcayalım? Evimden üniversiteye gitmeye karar verip, bilgilerle donanıp, yarışıp, belki de benden çok daha cahil birisi sırf bu konulardan anlamıyor ya da anlamak istemiyor diye onun yerine öğrenip, anlar hale geliyorum. Yıllarımı minik taksitlerle yaşam masrafım göz ardı edilerek yapılacak bir ödeme planıyla çok öncesinden satmış oluyorum. Onlar için o işin yapılmasına ihtiyaç duyulan o zamanı oraya bağlayanın ta kendisiyim ben. Zamanımı satıyorum. Övünüyorum da bununla, gerçekten ilgincim. İçinden düşülen yaşam giderleri sonrası kalan tutarlar için de önceden hazırlanmış oyuncakları satın alma yarışına dalıyorum. Eskiyen oyuncaklara yenileri ekleniyor ancak giden zamana yenisi eklenmiyor. Başlangıç ve son arasında koca bir hiç var kısaca. Maddiyat için çalışıldığı düşünülürse geri dönüp bakıldığında giden zamanı telafi edilecek birikmiş bir tutar da yok. Satılan zaman yalnız günü kurtarıyor. Maddiyat için çalışır görünüp aslında ihtiyaçlarımızı karşılayıp, arzuladığımız şeyleri yapabilmek için çalışan bizlerde durum bu şekilde. Ancak kendime zamanlar bölen, yazıp çizen, çalan kaydeden, gezip gören, üretmeye çalışan, fikri olan biri olmaya çalıştığımdan içim az da olsa rahat. Belki de tesellim budur. Belli bir tutardan söz edemsem de kendi içimde tatmin olmuş hissediyorum yaptıklarımdan ötürü. Amacım da zaten kendi doygunluğum ilk aşamada. Sanat. Cansız varlıklara sahip olmak için yaşamıyorum. Anlam yükleyebileceğim, özdeşleşebileceğim şeyler benimdir. Tüm hayatımı satmama gerek kalmıyor bu yüzden, hırslarım olmadığından. Elde ettiğim şeyler hem daha ucuz, hem de daha manalı oluyorlar. Gözünüze evler arabalar sokmaktansa yaşam tarzıma yeni şeyler dahil ediyor, yatırımı kendime yapıyorum. Çevrem için yaşayan bir insan olmamayı deniyorum sürekli. Lakin onlar zamanı satın alıp zamandan kaybetmeyenler oluyorlar da neden hep daha az zamanları var bunu bizler anlayamıyorlar. Hep daha az zamanımız olabilir ancak daha çok yaşanmışlıklarımız var bizim. Bu dünyaya izler bırakıyoruz, siz her ne kadar takip etmeseniz de, üzerlerine basıp geçseniz de…

 

Nihayetinde zengin olan hep hile yapan oldu. Fakir olanın adil ve masum değil, salak olarak addedildiği günlere merhaba. Aslında var olmayan bir şey yaratan -para- ve onu sınıf -zengin, fakir- gören beyinlere buradan selam duruyorum. Az paralara yaşayıp yalnız geçimini sağlayan ve karnını doyurabilen insan niye bunu “yalnızca yapabileceği tek şey bu olduğu için” yapıyor? Tercih değil esas buydu aslında, hiç unutmadınız. Bir arada olmaktan korktunuz. Soyutlanmadınız, yalnızca somut olamadınız. Somut olmanıza yardımcı olacak tek şey paraydı çünkü, belki de oksijen kaybı miktarınız. Hesap cüzdanı gibi kendi içinizde var olmayan şeylerle varlığınızı göstermeye çalışıp ayıplarınızı gizleyerek mevcudiyetinizi kanıtlayabileceğinizi, işin kötüsü bunu başarabileceğinizi düşündünüz. Böylece ayıplarınızı örtebilecektiniz. Bencil ve eşitlik isteyemeyenlerden oldunuz, işinize geldi. Kendinize göre başardınız da. Kağıtlara değerler yükleyerek, bir o kadar da manevi değerlerden yoksun, belki de hiçbir şey  tatmamış olarak.

 

Doğaya metropol deyip kent kurdular ovalara, dağlara,

Adına dağ değil yokuş, ova değil cadde deyip yönler yarattılar, tabelalar koydular umarsızca ve tutarsızca,

Oysa ki bulunacak bir adrese hiç ihtiyaç olmayacaktı eninde sonunda.

Bu haber toplam 337 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2014 Esenyurt Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim