• BIST 106.239
  • Altın 161,321
  • Dolar 3,8713
  • Euro 4,5671
  • İstanbul : 15 °C
  • Ankara : 2 °C
  • İzmir : 10 °C

‘Kürt sorunu mu’ dediniz?

14.01.2014 17:14
Cenk Zelyurt / Araştırmacı

Cenk Zelyurt / Araştırmacı

Türkiye’nin son otuz yılda, terör nedeni ile uğradığı insani kayıp yaklaşık 40.000 kişinin hayatına mal olmuş durumda. Ekonomik kaybı ise 300 milyar doları aşıyor.

 

Böylesine ağır bir sosyal ve ekonomik tahribata uğrayan bir ülkenin gündemindeki en önemli konu bu sorunun halledilmesi olmalı iken tam tersine, bunun için ciddi ve çözüm oluşturucu bir çabanın geliştirilmediği gözlenmektedir.


Bilime önderlik eden akılcılık felsefesi gereği bir sorun ele alınırken önce o sorunu doğuran nedenler araştırılmalıdır. Bunun için sosyolojik, siyasi, ekonomik analizler yapılmalıdır. Soruna müdahil ve taraf olan kesimlerin görüşlerine başvurulup, ortak bir dil ve diyalog yolu geliştirilmelidir. Evvela, sorunu oluşturan temel sebep ve faktörler açığa çıkarılmadan, sorunu dillendiren ya da temsil eden unsurlar çözümlenip, anlaşılmadan soruna teşhis koymak mümkün değildir.

 

Bu bağlamda Türkiye’deki terörün  şimdiye kadar “Kürt Sorunu” diye tanımlanması doğru bir yaklaşım mıdır?  Bu terminolojinin içinin anlamlı bir şekilde doldurulması gerekmez mi?

 

”Kürt sorunu”  başlığı altında ifade edilen sorunlar ya da problemler nelerdir? Bunun cevabı maddeler şeklinde bir, bir ortaya konulmalı, ondan sonra uygun çözüm önerileri sunulmalıdır. Ancak, maalesef 30 yıl geçmesine rağmen hala ne teröre kaynaklık eden temel unsurlar cesurca ve açıkca sıralanabilmiş ne de bu unsurların bir bileşeni olacak şekilde soruna özgün gerçekci bir tanımlama yapılabilmiştir.

 

Bu konuda kamuoyuna yansıyan en son çalışma, Cengiz Çandar’ın hazırladığı yüz sayfalık Kürt Raporu ise tam bir muğlaklık taşıyor. Ayrıntılarını bilmiyorum. Ancak, basında yer alan bazı notlara dayanarak şu kadarını söyleyebilirim ki; bu rapor kısaca “Kürt sorunu ile PKK sorunu birdir” diyor.

 

İşte bu nedenle, burada bir kafa karışıklığı yaşatıyor. Yani, Kürt sorunu mu PKK’yi doğurdu, PKK’mi Kürt sorununu doğurdu, Kürt sorunu neydi ki PKK doğdu ya da PKK niye var oldu da Kürt sorunu oluştu; bütün bunlar birbirine girmiş durumda. “Kürt sorunu” tanımlamasının içi yine boş kalıyor;  A-Ana dilde eğitim B-yerinden, özerk yönetim C-Genel af D-Siyasi parti ve seçim kanunu değişikleri gibi şimdiye kadar dile getirilen talepler mi, yoksa başka nedir sorusu havada asılı kalıyor!


Cengiz Çandar, sorunu “Kürt sorunundan” ziyade “Kürt isyanı” olarak nitelendirmeyi tercih ediyor. Sorunun çözümünde de terör tanımının değiştirilmesi gerektiğini vurgulayarak çözümün muhatabı olarak İmralı’dakini işaret ediyor.  


Kısacası, bu raporu göz önüne aldığımızda, bugüne kadar PKK terörü hakkında yapılan bütün resmi söyleme ait değerlendirme ve arayışların yeni bir zemine oturtulması öngörülüyor. Oysa bunu becerebilmek, terör ve onu oluşturan olgulara  İmralı’daki ve destekçilerinin cephesinden  bakabilme kabiliyetine haiz olmayı zaruri kılıyor.


Bugün, terör konusunda Türkiye Cumhuriyet’nin ihtiyacı olan, kamuoyunu oluşturan bütün taraflara özgürce kendilerini ifade edebilme ortamı sağlayacak gerçek demokratik hayata geçilmesi yönünde bir an önce adımlar atılmasıdır..

 

Adı ne olursa olsun, eğer bir ülkede tüm geneli ilgilendiren ve milyonlarca insanın kaderine hükmeden bir toplumsal yara var ise bu yaranın tedavisi ancak geniş toplumsal kesimlerin uzlaşması ile gerçekleşebilir.

 

Bunun için, sadece bu yaranın sahibinin sesi olan Cengiz Çandar’ın hazırladığı türden ‘yalnız bir tarafın görüşünü yansıtan  raporlar’ yetersizdir. Ulusalcı ve milliyetçi kesim ile Türk halkının görüşlerini yansıtacak bağımsız basın ve üniversiteler gibi diğer demokratik dernek ve kuruluşların sürece katkıda buluncak görüslerinin de tartışılması şarttır.

 

Ne yazık ki, bu geniş platfurmun özgürce yapılanmasının önünde RTE hükümetinin otokratik yönetimi büyük bir engel teşkil etmektedir.

 

Gazetecilerini ve ordusunun muvazzaf askerlerini her gün kodese gönderen, yargıyı baskı altına alarak  halkın seçtiği vekillerin meclise gönderilmesini engelleyen, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde 12 Eylül döneminde bile görülmemiş derecede bir korku imparatorluğunu hakim kılan, imamın ordusunu masum protesto gösterileri yapan üniversite öğrencileri ve Madımak anma törenlerindeki halk kitlelerinin üzerine süren bir iktidar zihniyetinin Demoklesin kılıcı gibi insanların üzerinde sallandığı ülkemizde bırakın Kürt sorununu, en ufak bir sorunu halletmeyi beklemek bile aymazlıktır.  

Bu yazı toplam 415 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2014 Esenyurt Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim