türk porno , adana escort , adana escort bayan , porno izle , mersin escort , izmir escort bayan , escort adana , adult forum , istanbul escort , hatay escort , beylikdüzü escort , bodrum escort , eskisehir escort , porno indir , escort bayan , seks hikaye ,

  • BIST 109.156
  • Altın 153,298
  • Dolar 3,8173
  • Euro 4,5053
  • İstanbul : 14 °C
  • Ankara : 1 °C
  • İzmir : 9 °C

Kırmızı Ette Neler Oluyor?

27.02.2014 18:17
Ahmet Durmaz / Esenyurt Haber Muhabiri

Ahmet Durmaz / Esenyurt Haber Muhabiri

Başlıktaki soruya cevap aramak amacıyla internet dünyasında biraz dolaşayım dedim. Gördüm ki herkes birbirinden kopya ederek et konusundaki tartışmaya bir tarafından katılmak istiyor. Ya benim internet konusundaki acemiliğimden, ya da “buralarda bu iş böyle olur mirim” çerçevesinde bir devri daim olduğundan, işime yarayacak kimi doğru rakamları bulmakta hayli zorlandım. Örneğin ülkemizde kişi başı et tüketimi konusunda birbirinden öylesine farklı rakamlar ortalıkta dolaşıyor ki, “acaba hangisini kullanayım ki?” diyerek epey düşündüm. Sonunda en doğrusu olarak, et tüketimi konusunda hiçbir rakamı kullanmamaya karar verdim. Öyle ya ismimizin başındaki ünvana bakarak söylenecek söz aşağı yukarı bellidir: Profesör olmuş, kişi başı yıllık et tüketimini bile bilmiyor; ya da, koskoca profesör yazdığına göre mutlaka doğrudur... Oysa, çok az olmak kaydıyla, kimi istisnalar dışında ülkemizde istatistik adı altında verilen bütün rakamlar tamamen yanlıştır. Yalandır demek istemiyorum ve bu nedenle yanlıştır diyorum. Bu bakımdan ben ders verdiğm dönemlerde, ya da konferanslarımda eğer istatistiki rakamlar vermem gerekirse, aslında bunların doğru olmadığını, fakat yine de kullanmak zorunda olduğumuzu söylerim. Kendisinden istatistik dersi aldığımız merhum hocam Prof.Dr.Orhan Düzgüneş bey istatistiği “yanlış rakamların doğru olarak toplanması” şeklinde tarif ederdi. İşte bu nedenlerle istatistiğe hiç girmeden ette neler olduğunu anlatmaya çalışalım.

Bilindiği gibi besin maddelerini esas olarak üç grup gıda maddesi için tüketiriz. Bunlar temel gıda maddeleri, mineral maddeler ve vitaminlerdir. Temel gıda maddeleri ise yağlar, proteinler ve karbonhidratlardır. İnsanlar esas olarak günlük kalori ihtiyaçlarını bu temel gıda maddelerinden alırlar. Ve insanların kalori ihtiyaçları yaşlarına ve günlük aktivitelerine göre değişir. İşin kötüsü ise, eğer insanlar günlük kalori ihtiyaçlarından fazlasını alırlarsa, yani aldıkları kaloriyi yakacak/tüketecek kadar aktif olamazlarsa, bu temel gıda maddeleri onların değişik organlarında yağ olarak birikir. Daha sonra biriken bu yağları eritebilmek için insanların ne gibi çarelere baş vurdukları ise herkesin malumudur.

Yazı konumuz olan et temel gıda maddelerinden proteinler ve yağlar bakımından zengindir. Ne var ki etin yağı, doymuş yağlar grubuna girdiğinden, belli yaştaki insanlar için hiç de iyi değildir. Fakat temel gıdalar yönünden zengin olan besin maddelerine lezzeti veren yağlar olduğu için, iştahı iyi olan insanlar özellikle ızgarada kızartılmış, ya da tandırda pişirilmiş etlerde yağlı olanı tercih ederler. Gerçekten de bu tür hazırlanıp sofraya getirilen etlerin lezzetine diyecek yoktur. Bu durumda bizlere düşen ise yiyebilene afiyet olsun demekten başka bir şey olmayacaktır.

Bu kadar uzun bir girişten sonra, sanırım kırmızı etteki oyuna gelebilir ve böylece başlıktaki soruya cevap verebiliriz.

Bilindiği gibi ülkemizdeki et hikayesi yeni değildir. Daha önceki yıllarda da aynı senaryolar yazılmış; senaryo gereği yeni oyuncularla yeni görünümlü fakat kesinlikle yeni olmayanlar filmler çevrilmiş ve binbir reklamla ülke vizyonuna sokulmuştur. Filmler vizyondan kaldırıldığındaysa kimileri keselerini ve kasalarını doldurmuş olarak bir kenara çekilip, tıpkı boğa yılanları gibi, biriktirdiklerini hazmetmekle meşgul olmuşlardır. Bu arada kirlendiklerini hissedip, doğal olarak, hac ve omre seferleriyle kendilerini temizlemeyi tercih edenler de bulunabilir. Bu kirlenenler, semirme ve sömürme işlerini 28 Şubat sürecinde yapmış olsalardı yine de hac ve omreye giderler miydi, sorusunun cevabı ise kesinlikle hayırdır. Bunların o dönemde gidecekleri yer, elbet o zamanki efendilerinin inançlarını tazeledikleri bir başka mekan olurdu. Daha önceki bir zaman diliminde ne olurdu diye mi soruyorsunuz? Elbet o zaman da efendileriyle birlikte yurt dışına kumar oynamaya giderlerdi. Kısacası boğa yılanı yaradılışlı bu sülüklerin kendilerine ait bir kutsalları yoktur. Efendiler hangi kutsala inanıyorlarsa, bunlar da o kutsala inanırlar. Dolayısiyle, kirlendiklerinde efendiler arınmak amacıyla nereye gidiyorlarsa bunlar da oraya giderler.

Çok kapalı mı yazdım? Öyleyse açayım biraz. Ülkemiz insanının tüketim alışkanlığında et ürünlerinin yeri %3 imiş. Ben ne bileyim, istatistikler öyle söylüyor. Buradan da anlaşılacağı gibi, insanımız eğer bilinçli bir beslenme içindeyse, protein ihtiyacını diğer besin maddelerinden kolaylıkla karşılayabilir. Örneğin balıktan, yumurtadan, beyaz etten veya protein bakımından zengin olan kimi bitkisel ürünleri belli bir süreyle de olsa kırmızı ete ikame maddesi olarak kullanabilir. Bu şekilde protein ihtiyacını karşılayan, karnını doldurmayı doymak olarak değerlendirmeyen insanımıza yanlış yaptığını söyleyebilir miyiz? Elbette hayır. Ne var ki insanımızın kırmızı ete olan ihtiyacından daha önemli ve öncelikli olan bazı konular vardır. Bunları önemine binaen şöyle sıralayabiliriz:

1.      Avrupa ülkelerinin süresi dolmakta olan stoklarını tüketmeye ve yeni stoklar için depolarını boşaltmaya ihtiyaçları vardır. İnsanlık namına, böyle bir acil ihtiyacı gözardı edip, gerçeklere sırtımızı dönemeyiz. Hem bu bizim gibi dünyaya açılan ve onlarca ülke halkına yardım elini uzatan bir ülkeye hiç yakışmaz. Madem ki Avrupalı dostlarımızın böyle bir ihtiyaçları vardır, öyleyse komşuluk ve insanlık gereği onların bu ihtiyaçlarını acilen karşılamalı ve miadı dolmuş stoklarını eritip depolarını boşaltmalarına yardımcı olmalıyız.

2.      Kimi insanımızın para kazanmak için et ithalatını yapmaya ihtiyacı vardır. Öyle ya, onbinlerce dönümlük arazilerde kazanamadıklarını, ya da kaybettiklerini telafi etmeleri gerekmez mi? Üstelik yüksek yüksek makamlarda oturanlara yıllar yılı o kadar yardım etmişken. Ya bu fırsat bir daha eline geçmeyiverirse? Öyleyse bu fırsatlar değerlendirilmeli ve et ithalatı mutlaka yapılmalıdır.

Bu arada çiftçinin beli kırılır ve ayağa kalkamazmış, ne gam. Beylerimiz seçim zamanı onlara Mari Antuanetin pastasından ikram ederler, olur biter.

Sakın, Batının miadı dolmuş etlerini yiyen insanlarımızın sağlığı bozulmaz mı, sorusu aklınıza gelmesin. Çünkü böyle durumlarda sağlıkçıların bir fıkrasının gereğini yapmak, bana en doğru olanı gibi geliyor.

Bu bir Fransız fıkrası. Bir Fransız hastalanınca doktora gider. Çünkü doktorun geçinebilmek için paraya ihtiyacı vardır. Doktor reçete yazar ve hasta eczaneye gider. Çünkü eczacının geçinebilmesi için paraya ihtiyacı vadır. Hasta ilaçları alır ve kullanmaz. Çünkü hastanın yaşamaya ihtiyacı vardır.

Hâlâ ithal kırmızı eti ne yapalım, diye mi soruyorsunuz?

Siz bilirsiniz...

 

Bu yazı toplam 475 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2014 Esenyurt Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim