• BIST 106.239
  • Altın 161,321
  • Dolar 3,8713
  • Euro 4,5671
  • İstanbul : 14 °C
  • Ankara : 0 °C
  • İzmir : 10 °C

Kilo yerine can vermeyin!

22.12.2013 11:34
Kilo yerine can vermeyin!
Doç. Dr. Funda Elmacıoğlu, kilo vermek için başkaları için hazırlanmış diyet reçetelerinin kullanılmasının geri dönüşü mümkün olmayan zararlara götüreceğini belirtti.

Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Funda Elmacıoğlu, kilo vermek için başkaları için hazırlanmış diyet reçetelerinin kullanılmasının geri dönüşü mümkün olmayan zararlara götüreceğini belirterek uyardı: İnsanın tek benzini besin.. 
Kitapçılardaki, gazetelerdeki her sağlıklı beslenme yayınlarına kanmayın, yaptığım bir araştırmada yaygın gazetelerin beslenmeyle ilgili yayınlanan 100 haberden 73’ünün yanlış olduğunu belirledim. 
Soya, bizim 2 bin yıllık yiyeceğimiz kuru fasulyeden, nohuttan, mercimekten daha üstün bir besin kaynağı değil. 
Ülkemin beslenme geleneklerine inanılmaz sağlıklı buluyorum ve hakikaten övünüyorum. 
Bizim çorbalarımızı dünya bilse hemen diyet reçetelerine geçirirler. 
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Funda Elmacıoğlu medya organlarındaki sağlıklı beslenme yayınlarından, soya fasulyesine; Türk mutfağından, fesfooduna; kolasından ayranına kadar çok çarpıcı kıyaslamalarda bulundu. Doç. Dr. Elmacıoğlu, Pazar Sohbeti’nde Yazıişleri Müdürümüz Erdem Erol’un sorularını yanıtladı: 

Sanıyorum iki önemli faktör var; Biri yazılı basın, buna kitapları da dahil etmek lazım. Türk toplumu çok okuyan bir toplum değil fakat her okuduğuna kayıtsız şartsız inanmalım mı, oda şüpheli. Mesleğim gereği her pazar günü mutlaka kitapçılara gider beslenme ile ilgili ne var ne yok bakarım. Elime aldığım 10 kitabın 1 tanesini belki topluma bir mesaj verebilir. Yazarlarına baktığımızda herkes her şeyi yazıyor. Buna mani olabilir misiniz? Olamazsınız. Kendisi 120 kilo iken kendi kafasına göre diyet yapmış bir kişi 80 kiloya inmiş, bunu kitap olarak yazıp herkese duyurmaya çalışıyor. Bunu alan kişinin başına gelecekleri düşünmek dahi istemiyorum. Herhangi biri, yurt dışından kitap almış gelmiş, çok medyatik kişilerin sağılık çalışanlarının isimlerinin de içinde yer aldığı kitapların içine baktığınızda, tercüme ettirmiş ama tercümeyi bile okumamış, tercümeyi okusa, konuyu anlasa bir kaç kelimeyi düzeltecek. Onu da yapmamış. İçerisinde ne okuyanın anlayabileceği, ne uygulayabileceği hiç bir şey yok. O kadar kağıt ve para ziyan edilmiş. Ama gazetelerde özellikle medyayı hanımlar çok takip ediyorlar, dolayısıyla oradan doğru bilgi verilirse hakikaten hayatlarında uygulayabilirler ama gazetelerde de kısa kısa bilgilere göz gezdirip okudukları oluyor. 

Çağımız bilgi çağı ama insanlarımız o bilgiyi doğru ve inandırıcı kullanamıyorlar. İki dakika içerisinde beslenme ile ilgili bilgilere ulaşabilirsiniz. Fakat sitelerde öyle bilgiler var ki doğru olup olmadığını, eğer mesleğiniz beslenme uzmanlığı değilse nereden bilebilirsiniz ki? Fakat mesleğiniz değilse bilgiye çok çabuk ulaştığınız için o bilginin doğru olduğuna inanıyorsunuz. Biz bunu beslenmede çok yaşıyoruz. Ben herhangi bir konuda okuduğumla konu benim mesleğimin dışında ise merak ediyorum. Bir bilene soruyorum. Herkesin sorma kaynağını bulma şansıda olmayabilir fakat okuduğuna doğrudur deyip hemen inanmamalı. 7-8 sene önce beslenme konularının yer aldığı tirajı en yüksek yaygın 7 gazeteyi baz alarak bir araştırma yaptım. Hepsini satır sütun hangi sayfada ne kadar yer aldığını hesapladıktan sonra tek tek bilgi içeriğini okudum. Araştırma sonunda haberlerin içerisinde 100 gazete beslenme haberinden sadece 27’si doğru çıktı. Bu araştırma sanıyorum 1998'de yapıldı. Daha sonra ulusal obezite kongresinde de basın, medya ve beslenme ile ilgili o araştırma sonrasında elde edilen bilgi tekrar kullanıldı. Ulusal basında o sene çıkanların sadece yüzde 27’si idi doğru olan. Bu kadar net. Yüzde 73 haber hatalı ve halkı yanlış yönlendiren haberdi. Bu çok büyük bir oran. 

Soyanın hak ettiği özellikler, Türk toplumunun çok iyi bildiği 2 bin yıldır tükettiği Anadolu'da yetişen kuru fasulye, nohut, mercimek gibi kuru baklagillerin alternatifi soya olarak gösteriliyor. O zaman biz kuru fasulye, nohut mercimeği unutalım, soyayı tüketelim. Hayır. Toplumların beslenme geleneklerini muhafaza ettiğimiz sürece biz o toplumlarda beslenme problemlerini de en aza indirebiliriz. Yani ülkemizde kahvaltı alışkanlığımızı muhafaza etsek sabahları çorba içme alışkanlığını, kahvaltı etmeden işine gitmemeyi, çocuğunu okula göndermemeyi… Bütün bu alışkanlıklarımızı muhafaza etsek, bugün Türk toplumu obezite ile tip iki diyabetle uğraşmaz. Ama ne yaptık biz; yabancı ülkelerin beslenme alışkanlıklarını yeni bir şey keşfetmiş gibi uygulamaya ve empoze etmeye başladık. Soya bir parça bitkisel protein kaynakları olarak bütün kuru baklagillerle aşağı yukarı eşdeğer. Bir parça daha bitkisel protein kaynağı var ama vejetaryenler için bulunmaz bir nimet değil. Bu ülkede vejetaryenler için kuru fasulye, mercimek, nohut, bulgur var. Bizim pekmezimiz var ve bizim mide bağırsak sistemi Türk genetiği olarak bunlara alışkın. Eğer soyayı yerseniz, inanılmaz gaz, mide krampları ve hazımsızlık şikayetleri yaşarsınız. Çünkü her ülkenin insanın bir genetik yapısı var. Nasıl benim genetiğimi iyi huylu kolesterolün düşük olduğu bir Türk genetiği ise, benim sindirim sistemim kuru fasulyeye, nohuda, mercimeğe çok daha yatkın. Şimdi ben kendi ürünümü bırakayım, soya fasulyesini ön plana çıkarayım. Yok öyle bir şey. Ama soyanın tıbbi olarak kullanıldığı yerler yok mu var? Eğer süt proteinine karşı bir tolerans dediğimiz doğuştan bir hastalık varsa o zaman mecburen soya sütü çocuğa verilir ama bu sadece tıbbi noktalarda kullandığımız bir ürün. Yoksa Türk toplumu vejetaryense soya yesin diye bir şey yok. Türk toplumunda da aslında vejetaryenlik gün be gün artmıyor. Türk toplumu belirli gelir gruplarında çekirdek ailelerin kalabalık olduğu bir toplum. Gelir dağılımımız da belli. Dolayısıyla Türkiye'nin insanları ister istemez daha uygun olduğu için bitkisel protein kaynaklarına yöneliyorlar. 

Kuru baklagillerle tahılları bir arada kullanırsanız, yani yeşil mercimek yemeği pişindim bir de bulgur pilavı yaptım, bunların hepsini bir araya koyduğunuz zaman, bulgurda eksik olan aminoasit mercimekte fazladır, mercimekte az olanda bulgurda fazladır, ikisini bir araya getirirseniz ete yakın bir besin öğesi sağlarsınız. Şimdi benim böyle kıymetli bir besinim varken, soyayı bunların yanına koyarım ama önüne çıkaramam. 

Çünkü 8 tane aminoasidin vücuda her gün alınması gerekiyor hatta çocuklar için iki tane daha alınması gerekiyor. Bütün hayati faaliyetler yediklerimize bağlı. O kaliteli 8 tane aminoasidi süt ürünlerinden, etten, tavuktan, balıktan alıyorsunuz. Ama biliyoruz ki bunlar pahalı ürünler, hayvansal protein kaynakları pahalı. Halk ne yapıyor o zaman, ikinci alternatif bitkisel protein kaynaklarını tercih ediyor. Ama bitkisel protein kaynakların içerisinde halkımızın yaptığı bir tatlı aşure vardır. Ete eşdeğer protein kaynağıdır. Bütün sağlıklı besin öğelerinin içinde yer aldığı dünyada aşureden başka hangi tatlı yoktur. Toplumun içerisinde hayvansal protein kaynağını koyamıyorsam ben mutlaka kuru baklagillerden faydalanacağım. Hep bizim toplumumuzda kuru fasulye ve bulgur pilavı yemenin iyi beslenememe gibi bir davranış modeli olduğu ifade ediliyor. Ama bugünkü beslenme bilgilerine baktığınız zaman hiç de öyle olmadığı görülüyor. 

Ben ülkemin beslenme geleneklerine inanılmaz sağlıklı buluyorum ve hakikaten övünüyorum. Örneğin çok sağlıklı bir aşure tatlısının yerine kremalı pastanın konulması karşısında dehşete düşüyorum. Dünyada hareket azaldı. Fizik aktivite artık geri plana itildi. Çocuklar ya atari başında, ya bilgisayar başında, çocuklar servislerle okula gidip geliyorlar. Sokaklarda yürünecek yer kalmadı. İşinize yürüyerek gitme şansınız yok. Sonuç da bütün bunlar sizde kronik hastalık oluşturdu. Bakın şeker hastalığı çok arttı. Şimdi hareket yok, hastalık da kolay teşhis ediyor. Çünkü hareketsizlik hastalığa zemin hazırladı. Başka ne oldu? Toplum zaman zaman dünyadaki kötü alışkanlıklarda, çok çabuk insanların yaşamlarına girdi. Bizde sütlü tatlıları yaşatmaya çalışan bazı firmalar var, onlara yürükten teşekkür ediyorum. Ama kafe kavramı bile kremalı sırf kalori kaynağı besinle ilgisi olmayan ürünler daha çok tüketilir oldu ve böyle olunca ne oldu gençler şişmanladı, kalp damar hastalıkları erken yaşta görülmeye başladı. Tip 2 diyabet yaşı çok aşağılara çekildi. Hiç bir ülkenin Amerika'nın dahil vatandaşına dilediğince sağlık masrafı karşılama gibi bir durumu yok. Hastayı iyileştirmek çok pahalı burada yapılacak şey sağlığı korumak. Onu koruyabilmek için zaten yemekte gereken kaloriyi alıyorsunuz üzerine birde kremalı tatlı almanız sizin bütün sağlığınızı olumsuz etkiliyor. 

Bir sebze yemeği yediyseniz, yanında bir yoğurt yemediyseniz, hafif bir çorba içtiyse üzerine elbette ki sütlacınızı yiyin ki biraz hayvansal protein kalsiyum, fosfor alın, kaslarınızı dinlendirin. Ama bir Adana kebap yiyip üzerine sütlaç yiyorsa o olmadı. Beslenmenin dağılımı çok önemli. Kebapçılarda bir sürü kebap çeşitleri vardır üzerine de hamur tatlıları vardır. Çok yoğun bir karbon hidrat alınmıştır. Eğer bu bir kebapsa kırmızı et alınmıştır. Vücudun doymuş yağ kalorisi çok yüksektir, artık onun üzerine yenecek bir tatlı yoktur, meyve yenmesi gerekir. Türk toplumunun çok güzel alışkanlıkları var ama kaloriyi ayarlarsa, çok daha iyi olacak. 

Türkiye'de okulu ehil aşçı bulamıyorsunuz artık. Çalışan insanlar genelde mutlaka bir öğünlerini dışarıda yemek zorunda kalıyorlar. Samsun'da herhangi bir restoranda gittiğimizde, bu işi bilen aşçı sayısı çok az. Bir kaç yerde karnınızı doyurabiliyorsunuz. Benim öğlen bir sebze yemeği yemem lazım ama maalesef örneğin bir ıspanak yemeğini her lokantada bulmanız mümkün değil. Çünkü sebzeyi alacak, yıkayacak, temizleyecek, pişirecek uzun işler. Onun yerine çok daha çabuk fesfoodu satsa, hem aşçıya gerek yok, hem masraf daha az, hem de yiyen daha çok. Amerika'da fesfood beslenmeye baktığınızda; Amerika'da kadının iş hayatına girmesinden kaynaklanmıştır. Türkiye içinde de söz konusu günde 80 milyon insanın mutlaka bir öğününü dışarıda yemek yiyeceğini araştırdılar ve yayınladılar. Kadının iş hayatına girmesi mutfaktan uzaklaşması belki bu Amerika için çok geçerli değil. Amerika'da temel beslenme mutfak kültürü yok ama bizde, Anadolu’da var. İster istemez Türk kadını iş hayatına girince mutfakta geçen zaman daraldı. Dolayısıyla bu zaman içinde fesfood beslenme de öyle toplumlara empoze edildi ki beslenmeyi sadece karın doyunmak gibi algılattılar. Dolayısıyla da sebze yemekleri tam tersine sosyal statünün aşağılanması şeklinde değil de zaman yetmediği için, hazırlamaya fırsat bulunamadığı için belki insanlar kolayına kaçtılar ama şimdi şimdi toplumda yeniden bir hareket başladı diye düşünüyorum. Başlaması gerektiğine yüzde yüz inanıyorum. Çünkü sebzeden meyveden ne kadar kaçarsanız, ne kadar fesfooda hazıra güvenirseniz, ailenize de, toplumunuza da kronik hastalıklar o kadar çabuk gelecek demektir. 

Bizim Karadeniz pidesi dünyanın en güzel fesfoodu. İçinde yağsız bir hamur var, kıyma, çökelek olabilir, sebzeli hatta hamsili yapılıyor. Buna eğer pideyi yaptırırken yağda koydurmazsanız en sağlıklı fesfood bizim fesfoodumuz. Bunu kimse belki fesfood olarak görmüyor ama fesfood dendiği zaman yabancıların kalın beyaz ekmeği arasında köftesini çok daha cazip görüyorlar. Dolayısıyla fesfood diyince Samsunluların haftada bir pazar günleri yedikleri pide son derece sağlıklı bir beslenme. 

Geleneksel yemeklerimize baktığımız zaman kültür bakanlığının yayımladığı bir kitapta kaybolmaya yüz tutan yemeklerin de tarifleri var. Bir yayla çorbası hastalıkta çocuklarda büyüme ve gelişmede kadın sağlığında yayla çorbası vazgeçilmezdir. Ezogelin çorba inanılmaz besin öğesi olan bir çorba, bu da ilaç gibi. Aslında domates çorbası bizim kendi kültürümüzde yok. Bizde şehriye çorba var. Domates çorba bize batıdan geldi ama restoranlarda aşçıların çok kolayına gidiyor. Yoğun bir karbon hidrat çorbası ve bana göre de çok tehlikeli bir çorba. Yaz döneminde hakiki domatesi kullanıp yaparlarsa yinede değerli bir çorba, ama restoranlarda domates çorba diye salçalı ürün sunuluyor. Bizim çorbalarımızı dünya bilse hemen diyet reçetelerine geçirirler ama maalesef biz onları öne çıkarmıyoruz. 

Tarhana çorbası dünyanın en iyi besin öğelerine sahip çorbası. Şimdi yeni bir kavram var probiyotik diyoruz. Tarhananın malzemesi probiyotiktir. Bunu dünya beslenme bilgileri içinde sıklıkla kullanıyoruz. Neden? Çünkü, mide ve sindirim sistemi kanserlerinden sizi koruyucu ürünler bunlar. Bu ürünler zaten yoğurdun kendinde var ama en çok bizim tarhana çorbasında var. 

Şehriye, tarhana, yayla, ezogelin, kırmızı mercimek inanılmaz güzel. Çorba çok zaman almayan çalışan kadınlar için en güzel besin maddesi. Bir ürünün raf ömrü varsa siz bir ürün aldınız marketten onun bir son kullanma tarihine bakıyorsunuz. Bu ürün en az 1 yıllıksa o rafta muhafazası için mutlaka insan sağlığına uygun dozda koruyucular kullanılıyor. Bunların hiç biri insan sağlığına zarar verse katkı maddesi olarak kullanılmaz diyebilirsiniz. Ama her insanın yapısı gerektiği çok farklı. Herhangi bir maddeye alerjisi olan insanı siz bilemezsiniz. O nedenle koruyucu ama kontrollü olmakla birlikte, her zaman insan sağlığı için tazesinin hazırlanması tercih edilmeli. 

Toplumlar mutlaka geleneksel beslenme düzenlerine dönmek zorundalar. Yoğurdun temeli ayran. Yoğurdun içerisindeki kalsiyum fosfor dünyanın en güzel içeceği. Bu içeceği bir tarafa bırakıp, özelilikle batı toplumları kola diye bir ürün ortaya çıkardı. Çin’de oradaki batılı elinde kola ve fesfood işyerlerine belki 2-3 Çinli gidiyor. Uzakdoğu insanı farkında olmadan kendini bu alışkanlıklardan korumuş. Bir bardak kola içseniz 125 kalori alırsınız. Vitamin mineral yok, hiç bir şey yok. Ben aynı ölçekte ayran içsem 60 kalori, kalsiyum, fosfor aldım. Bilinçsizce kullanılan yiyecek ve içecekler büyük sağlık harcamalara neden olacak? Geçmiş yıllarda kuru meyvelerden komposto yapılıyordu. O dönemin insanın enerji gereksinimi daha fazlaydı. Sebze ve meyve 4 mevsim yoktu. Dolayısıyla insanlar meyve şurupların kompostoları tüketiyorlardı. Fakat şimdi bunlarda unutuldu. Çocuk, herhangi bir gazlı meşrubat içeceğine, annesi ona kuru kayısıdan komposto yapsa, en azından vitamin alacak ve daha sağlıklı büyüyecek. 

Diyet son zamanlarda daha popüler oldu. Diyet demek bir beslenme modeli demek ama bu model her insan için farklıdır. Herkesin kilosu, boyu, kendisinin ve ailesinin genetiği farklı. Elden ele geçen diyet reçeteleri asla makbul olamaz. İnsanlarda ellerindeki diyet listeleri ile bir disipline sokamadıkları için başlarına daha büyük sıkıntılar geliyor. Batılı artistlerin medyatik olmaktan kaynaklanan kitapları var. Bu insanların sağlık bilgisini, boyunu kilosuna sorgulamıyor, o yaptıysa ben de yaparım, faydalı olur şeklinde yola çıkıyor. Diyet yapmak kolay değil, yapacak kişinin tanınması lazım. Eğer siz Tokatlıysanız, sizin yapacağınız diyet farklı; Manisalıysanız yapacağınız diyet farklı, içeriği farklıdır. Hayatında hiç kerevize ağzını sürmemiş bir insana kereviz diye ısrar etmemek lazım. Ama ben alışkınım yiyebilir ona göre diyet yaparım. Ortada o kadar çok diyetle uğraşan var ki insanları yanıltıyorlar. İnsanlar yiyerek de zayıflayabilir. Bir insanı yemeden zayıflatırsanız o insanın bütün hormon dengelerini mahveder aç bırakırsınız. Kişinin yanlış ellerde zayıflamasına neden olan kişi, onun sağlığına büyük zarar verir. Yemeden, aç kalarak zayıflamak çok büyük sıkıntı yaratır, geri dönüşü olmaz. İnsan organizmasının tek benzini, besin öğesi.

Bu haber toplam 1143 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Güneş sonrası cilt bakımı ve cildimi nasıl nemli tutmalıyım16 Temmuz 2014 Çarşamba 22:28
  • Güneşten cilt kızarması ve tarişi için önemler16 Temmuz 2014 Çarşamba 22:14
  • Songül Sevim ile keyifli sohbet20 Mayıs 2014 Salı 11:07
  • Kalbiniz Haziran'da farklı atacak03 Mayıs 2014 Cumartesi 20:21
  • Türkiye'nin ilk yaşam koçuyum01 Mayıs 2014 Perşembe 16:31
  • Tamamlayıcı Tıp ve Kanser Tedavisi23 Nisan 2014 Çarşamba 22:42
  • Prof. Dr. Aslan Oğuz Kimdir? Hayatı ve Özgeçmişi23 Nisan 2014 Çarşamba 12:24
  • Op. Dr. Nejdet Şişman Kimdir?22 Nisan 2014 Salı 00:00
  • Hastane el ilanı hazırlattı17 Nisan 2014 Perşembe 20:04
  • 10 günde kışa hazırlanın15 Nisan 2014 Salı 22:51
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2014 Esenyurt Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Haber Yazılımı: CM Bilişim