• BIST 106.239
  • Altın 161,321
  • Dolar 3,8713
  • Euro 4,5671
  • İstanbul : 15 °C
  • Ankara : 2 °C
  • İzmir : 10 °C

Hiç düşünmeyi durdurup, tekrar başlamayı denediniz mi ?

11.01.2014 14:09
Buket Seven / Yazar

Buket Seven / Yazar

Kötülük edenlere dahi “iyilik” ile karşılık vermeyi ilke edinen Mevlana ahlakı ile günümüzdeki acımasız rekabet kuralları arasındaki tezatlık, toplumumuzun ne denli kindar bir toplum haline dönüştüğünü gözler önüne sermektedir.

 


Önceden toplumumuzda insanlar birbirlerine güvenir ve asla birlik beraberliklerini yaralamadan hareket ederlermiş.

 

Bugün ise bırakın insanların birbirine güvenmesini, kardeşin kardeşle rekabet ettiği bir sosyolojik ortamla karşı karşıya kalıvermişiz.

 

Anlamsız rekabet, toplumun dört bir köşesine öylesine sıçramış durumda ki bu durum kuşkusuz bir çok insanın da  gerek maddi gerekse manevi açıdan yok olmasına zemin hazırlar olmuştur.

 

“Yerel ve kültürel değerlerin yaratıcılığından ortaya çıkan, ancak evrensel ahlaki değerler ile de çelişmeyen ve değişmez ilkelerle bütünleşerek kurumsallaşacak bir iş ahlakı”, sarsılan toplumumuzun ancak kurtuluş yolu olacaktır.

 

Acımasız  rekabet ancak, iş ahlakı kavramı ile sınırlandırılır ise yok edilebilecektir. Kişisel veya kurumsal çıkarlar uğruna, ilkelerin ve özellikle iş ahlakının olmaması son derece vahim sonuçları ortaya çıkarmaktadır.

 

Nitekim, son yıllarda aynı işi yapan insanların sayısının “Hiçbir rekabet kuralı tanımaksızın” artması, tipik bir “iş ahlakından yoksunluk” ürünüdür.

 

Günümüzde en basit örneği bir arkadaşının dürümcülüğe başladığını  gören iş ahlakından yoksun girişimcinin, tam karşısına dürümcü dükkanı açması iş ahlakına aykırı bir davranış biçimidir.

 

Bir işte başarılı  olmanın en önemli kuralı bir başkasının kazancına göz dikmemekten geçmektedir. Aynı işi yapan insanların sayısının artması toplumumuzda iş ahlakının ne yazık ki oturmadığının en açık kanıtıdır. 

 

Ne pahasına olur ise olsun daha fazla kazanç esasına dayalı bu tür davranışlar, kaynakları giderek tükenen ve küresel ekonomik kriz ile karşı karşıya kalan ülkemizin en büyük problemi olarak ortaya çıkmaktadır.

 

Kişisel çıkarları  perdelemek için başvurulan her davranış biçimi, insani erdemlerin yok olmasının ve tüm kutsal kavramların alt üst olmasının en büyük nedeni olmaktadır.

 

İlkesiz ve yok olmaya mahkum bir iş ahlakından kurtulmanın tek yolu değişmez ve insani ilkelerle çatışmayan ve bir başkasının işine zarar vermeyecek bir özenle kurumsallaşmış bir iş ahlakı yaratmaktan geçmektedir. İş ahlakı içerisinde bir ahlaksızlık biçimi olan yalan söylemeyi ilke edinirsek, manevi açıdan telafisi mümkün olmayan bir badire ( Felaket ) ile karşılaşmamız kaçınılmazdır.

 

Oysaki bir başkasına zarar vermeden başlanılan her iş kişiye duyulan güven duygusunu artırmakla birlikte çalışmasından elde etmiş olduğu verimi de kuşkusuz kat kat artıracaktır. İşte bu noktada rekabet ve ahlak kavramlarının, birbirleri ile çatışan değil, birbirlerini bütünleştiren kavramlar oldukları sonucuna ulaşmış olacağız.

 

Çalışmaların verimi hangi düzeyde olursa olsun yapılmış ve yapılacak olan hiçbir  iş, ahlak kuralları çizgisinin dışına kesinlikle sapmamalıdır.

 

Yalan söyleyen ve bir başkasının işine göz diken bir bireyin başarılı olması ve toplumda saygınlık kazanması hiç de mümkün değildir. İş ahlakına ters düşen küçük bir anımı sizlerle paylaşarak konuyu daha da derinleştirmek istiyorum:

 

Bir gün arkadaşlarla pikniğe gitmek için bir marketten tavuk almıştık. Almış olduğumuz tavukların yanına hazır köfte de almaya karar verdik ve bunun için ilk alışveriş yaptığımız market uzakta olduğu için yakın bir marketten köfteyi almaya karar verdik. Arkadaşım Barış’ın elinde ilk marketin poşeti olduğunu gören market işletmecisi “Burada tavuk yok mu da başka yerden gittiniz aldınız?” diyerek anlamsız bir çıkışta bulundu.

 

Bu sözler üzerine marketçinin iş ahlakından son derece yoksun  olduğunun canlı şahidi olmuş olduk. Ve bir daha o marketten hiçbir şekilde alışveriş yapmayarak haklı tepkimizi ortaya koyduk.

 

Oysaki yukarıda da ısrarla ifade ettiğim gibi bir işte başarılı olmanın en önemli kurallarından birisi bir başkasının kazancına göz dikmemekten geçmektedir. Asırlar öncesinde Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethetmek için ayak bastığında “ben bugün iş yaptım; diğer alacaklarınızı da yandaki esnaf arkadaşımızdan alın” diyen bir anlayışa bugün geldiğimiz süreç içerisindeki esnaflarımızın anlamsız rekabet anlayışları gerçekten ters düşmektedir.

 

İş ahlakından yoksun ve kendi kişisel çıkar ve menfaatlerini düşünen insanların atmış oldukları her adım, hastalıktan başka bir şey değildir. Bu ahlaksız yaklaşımların tek bir ilacı ise asırlar öncesi Fatih Sultan Mehmet’in karşılaşmış olduğu iş ahlakında mevcuttur.

 

Fatih Sultan Mehmet’in karşısına dikilen işte o esnaf anlayışı, günümüze fazlasıyla ışık tutmaktadır.

 

Şimdi başarısız olan insanlarımız düşünmeyi bir kenara bırakarak işte bu anlayışla her şeye tekrardan başlamayı denemelilerdir. Neden derseniz kabul edilen bir yanlışlık, kazanılmış olan bir zaferdir ! 

Bu yazı toplam 358 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2014 Esenyurt Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim