türk porno , adana escort , adana escort bayan , porno izle , mersin escort , izmir escort bayan , escort adana , adult forum , istanbul escort , hatay escort , beylikdüzü escort , bodrum escort , eskisehir escort , porno indir , escort bayan , seks hikaye ,

  • BIST 109.050
  • Altın 153,015
  • Dolar 3,8375
  • Euro 4,5051
  • İstanbul : 14 °C
  • Ankara : 6 °C
  • İzmir : 15 °C

Hazel 1. Bölüm Hikayesi

01.09.2013 19:51
Hazel 1. Bölüm Hikayesi
Rüyamda yan yana iki katlı evlerin olduğu dar bir sokaktaydım. Sokak lambalarının çoğu yanmıyor ya da yanıp sönüyordu. Orada yalnızca ben yoktum.

Birçoğu benim yaşlarında bir sürü çocuk. Bazıları ağlıyor, benim gibi nerede olduğunu çözmeye çalışıyordu. Bazılarıysa şakalaşıp tuhaf hiçbir şey yokmuş gibi güle oynaya yürüyorlardı. Aslında benim oraya nasıl geldiğimi bilmemem dışında tuhaf bir şey yoktu. Eğlenen bir grup çocuğun önüne geçtim ve:

“Affedersiniz. Burası neresi? Buraya nasıl geldiğimi bilmiyorum, bana yardımcı olabilir misiniz?” dedim. Aralarından biri öne çıktı ve alaycı bir tavırla:

“buraya yanlışlıkla gelen bir arkadaş daha.” Dedi yanındakilere. Sonra bana dönerek “ah ne yazık geç kalmışsın yaklaşık on dakika sonra burası kapanacak. Sana her şeyi anlatırdım ama vakit yok burası kapanmadan önce meydanda olmalıyız.” Dedi ve omzuma çarparak yanımdan geçti. Hepsi ilerideki meydana doğru ilerliyorlardı. Meydan tıklım tıklımdı. Meydandaki saat kulesi on ikiyi gösteriyordu ve ding dang. Sesle birlikte meydanın tam ortasındaki havuz bir girdap misali dönmeye başladı ve çocuklar içine atlamaya başladı.

“bu da nedir?” diye bağırdım. Daha önce konuştuğum gruptan sarışın bir kız:

“eve çıkış kapımız” dedi. Omzuma çarpan çocuk yine alaycı bir tavırla

“yan etkisi: baş ağrısı.” Dedi ve özellikle bana söylercesine “eğer burada beklersen diğer her şeyle yok olursun.” Dedi. Küstah tabi ki de sürü psikolojisine uyup o havuza girecektim. Herkesin havuza atlamasını bekledim. Yavaş yavaş evler. Sokak lambaları, kediler her şey yok olmaya başlamıştı ve havuza atladım.

Uyandığımda yerdeydim. On altı yaşında genç bir kızın bu tip rüyalar görmesi normal miydi bilmiyordum ama o rüyada bir tuhaflık olduğu kesindi. Bir kere rüya çok gerçekti ve küstah çocuğun söylediği gibi başım ağrıyordu. Yerden kalktım ve banyoya girip elimi yüzümü yıkadım. Tam olarak kendime geldiğimde saatin yedi olduğunu gördüm. Hemen okul üniformamı giydim. O kabarık kızıl saçlarımı düzleştirdim ve bu hiç kolay değildi. Saçımı düzleştirince düzgün bir topuz yaptım. Kahvaltımı da yaptıktan sonra servisle o lanet okula gittim. Evet, okuldan nefret ediyordum kıyafetlerim ve saçlarım için her şey için kural vardı. Annem üvey babamla evlenince bu okula gitmek zorunda kalmıştım.

O gün boyunca rüyayı düşündüm. Belki de orası başka bir boyuttu oraya yanlışlıkla gitmiştim ama nasıl? Belki de beynimin bana oynadığı bir oyundu. O gece erken yatmaya karar verdim normalde uyuduğu saatten farklı bir saatte dokuzda. Uykuya daldığında dün geceki meydandaydım ama benim dışımda yalnızca bir çocuk vardı ve evler yeni yeni oluşmaya başlıyordu. Çocuğun kahverengi saçları, ela gözleri vardı. Çocuğun daha önce buraya gelmiş ve bana bir açıklama yapabileceğini umarak:

“selam, burada yeni misin? Yani bana burada neler döndüğünü anlatabilir misin?” dedim. Çocuk:

“ah tabi ilk gelişin mi?” dedi.

“aslında dün gece sonuna doğru geldim. İlk gelişim diyebiliriz.”

“bak burası uykuyla geçilebilen bir boyut.”

“ama ben yıllardır uyuyorum neden bu gün?”

“farklı bir şekilde uyumuş olmalısın. Herkes de aynı mı bilmiyorum fakat ben hiçbir şey düşünmeden uykuya daldım mı buraya geliyorum.” Dedi. Aslında ben de tam olarak bunu yapmıştım. İki gündür hiçbir şey düşünmeden uyuyordum.  Bu basit bir şey değildi. Bir tür derin düşünme gibiydi ama bu halde uykuya dalmak gerekiyordu:

“sen bunu bilerek mi yapıyorsun?” diye sordum

“evet, burayı çözsen sen de sürekli buraya gelmek isteyeceksin. Burası rüya gibi bir yer.” Dedi.

“bana burayı gezdirebilir misin?”

“tabi ama dokuz buçuğa kadar bekle buranın bir sahibi var kral gibi her gece dokuz buçukta bir konuşma yapıyor sonra bizi rahat bırakıyor.”

“Peki, o zaman beklerken tanışalım mı? Ben Hazel.”

“Frederico kısaca Fred” dedi.

“nerelisin ?”

“Fransalıyım ya sen?”

“Türkiye. Türkçeyi çok iyi konuşuyorsun nerden öğrendin?”

“ben Türkçe konuşmuyorum burada herkes birbirini anlayabiliyor. Buranın sihri bu.” Dedi. Yavaş yavaş meydan dolmaya başlamıştı ama dünkü kadar çok kişi yoktu. Dün karşılaştığım grup da gelmişti ve o küstah çocuk. Çocuk bana ve Fred’e alaycı bir bakış attı. Sanki Fred’i tanıyordu.

“onu tanıyor musun?” dedim.

“evet, onu herkes tanır. Buralarda popüler.” Dedi.

“ve bir o kadar da küstah” diye ekledim. Mavi gökyüzü birden pembeye döndü ve gökyüzünde bir yüz. Fred’in bahsettiği kral olmalıydı ama yüksek bir balkondan konuşma yapacağını sanmıştım fakat o bütün gökyüzünü kaplamıştı ve devasaydı. Kral

“sevgili çocuklar her gün size aynı konuşmayı yapmaktan ben de hoşlanmıyorum fakat yeni gelen arkadaşlarınıza kuralları söylemek zorundayım. Buraya yanlışlıkla gelmiş olabilirsiniz fakat burada kalmak isteyeceksiniz burada istediğiniz her şeyi yapabilirsiniz hayal ettiğiniz her şey. Kurallar şunlar saat on ikiyi gösterdiğinde meydanda olmalısınız aksi takdirde yok olursun ve diğer tek kural eğlenmenize bakın. Ne kadar eğlenirseniz ben de o kadar güçlenirim sizin gülücüklerinizle yaşıyorum şimdi dağılın ve istediğinizi yapın.” Dedi. Kralın yüzünün yerini yine güneş aldı ve gökyüzü eski haline dönüştü. Basitti aslına bakarsanız tek kural eğlenmekti. Anladığım kadarıyla ilk kez gelmeyenler delicesine oynamaya sihirli bir şekilde bir şeyler oluşturmaya başladılar. Bir kız kendine bir prenses elbisesi giydirdi bir saray ve uşaklar. Çok zekiceydi burada prensesler gibi yaşıyordu. Küstah çocuk kırmızı bir spor arabaya binmiş şehirde tur atıyordu. Burası çok güzel bir yerdi. Ama aklıma takılan bir şey vardı. Kral. O adam bizim gülücüklerimizle güçlendiğini söylemişti. Bu iyi bir şey miydi?

Bunu düşünmeyecektim. Burası büyüleyiciydi ve istediğimi yapabilirdim. Bir ova hayal ettim, iki meşe ağacı, hamak ve huzur. Gerçek dünyada bulamadığım bir şeydi. Hamağa uzandım ve elime bir kitap oluşturdum. Evde okuduğum bir kitaptı. Bir Türk kahvesi hayal ettim ve lokum. Yanıma geldiler. Ağzımı açıyor lokumlar ağzımdan içeri giriyordu ama kahveyi kendim içiyordum. Çok fazla kişi vardı ama hiçbirinin sesini duymuyordum çünkü huzur istemiştim. Burası cennet gibi bir yerdi. Kahvemi içtikten sonra uyuya kalmışım. Beni Fred uyandırdı. Saat on ikiye gelmek üzereydi.

“acele et az vaktimiz kaldı” dedi Fred. Hamaktan idim ve inmemle birlikte hamak yok oldu. Birlikte meydana gittik ve havuza atladım.

Uyandığımda başım ağrımıyordu ve yerde değildim. Gerçek dünyada on saat geçmişti ama orada yalnızca üç saat bulunmuştuk zaman kavramı farklıydı buradaki on saat oradaki üç saate eşitti. Okula gittim. Çok mutluydum ve okul bile benim moralimi bozamaz diye düşünüyordum. Ama düşündüğüm gibi olmadı. Okula giderken üzerime çamur sıçramıştı ve üniformam kirlenmişti bu yüzden beni okula almadılar ve üstümü temizlemem için okulun yanındaki kulübeye gönderdiler. Biraz çamurdan ne olurdu. Orada bir ıslak bezle çamuru sildim. Ama içimde bir inatlaşma hissi belirmişti. Neden okula karşı koymuyorduk. Belki birkaç arkadaşımı toplayıp müdürün kapısına gider eylem yapardık üniformanın kalkacağı yoktu ama saçımıza ve etek boyumuza karışmalarına engel olabilirdik. Okula girdim ve birkaç arkadaşıma bundan bahsettim onlarda başkalarına ve anlaşmıştık. Öğlen teneffüsünde müdürün kapsının önüne gidecek ve dileklerimizi dile getirecektik.

Öğlen teneffüsü geldiğinde hepimiz toplu saçlarımızı açtık hepimiz dememeliyim çünkü bizimle gelen erkeklerde vardı ve onların toplanmış saçları yoktu. Arkamdaki topluluktan aldığım cesaretle bağırdım.

“saçımızı toplamak istemiyoruz!  Etek boyumuza karışamazsınız!” dedim. Biri daha bağırdı

“makyaj yapar oje süreriz!” dedi. Bir erkek bağırdı

“saçımızı kesmeyiz! Siz karışamazsınız!” her kez kendi istediğini söylüyordu içimizde ne de birikmiş vardı. Ama bu çok uzun sürmedi. Öğretmenler ve güvenlik bizi kapının önünden almaya kalkıştılar. Ama debeleniyor gitmemek için çabalıyordum. Sonunda uyarılara rağmen müdürün kapısının önünü terk etmeyen ben ve iki arkadaşımı okulun dışına atıldık. Ve iki gün uzaklaştırma aldık.

Her şey çok çabuk olmuştu. Okuldan atılınca saçım başım dağınık bir şekilde eve gittim. Annem ve üvey babam tartışıyordu.

“bu çocuk beni deli edecek onu en iyi okula gönderiyoruz ama o okulda kargaşa çıkarıyor. Okul kurallarını beğenmemiş hanımefendi.” Dedi üvey babam. Okulda olanları ne çabuk aileme yetiştirmişlerdi. Annem

“kız haklı çok fazla kural var o eski okulunu istiyor. Belki onu eski okulu gibi bir okula gönderebiliriz, hem daha ucuz olur.” Dedi.

“hayır, bu kadar basit değil ona her istediğinin olmadığını göstermeliyiz. Gelince söyle ona eğer böyle davranmaya devam ederse eski okuluna değil yatılı ve daha disiplinli bir okula gönderirim.” Diye çıkıştı sonra annem ona bir bakış atmış olmalı ki “tabi sen de istersen” dedi. Annem

“aslında doğru söylüyorsun her istediği olmamalı ama onu yatılı okula gönderecek kadar da değil.” Dedi. Konuşmaları bitince içeri girdim ve hiç bir şey söylemeden odama çıktım.

Uyuyup o dünyaya girmek istiyordum ama işe yaramıyordu. Tabi ya saat dokuzu beklemek zorundaydım. Saat dokuz olunca yattım ve o dünyaya gittim. Kral aynı konuşmayı tekrarladı. O gün bir hamak yerine krallara layık bir sofra düşledim. Üzerinde akla gelebilecek her türlü güzel yiyecek vardı. Hepsini yedim kilo almamak ya da karın ağrısı çekmemekte dileğimdi ve bu yüzden dilediğim gibi yedim daha sonra kırlarda gezdim ve uzun uzun düşündüm. Bir kaya parçasına oturup manzarayı izlemeye koyuldum o sırada Fred geldi.

“ne düşünüyorsun?” diye sordu.

“gerçek dünyayı. Keşke orası da burası gibi güzel olsa” dedim.

“sanırım gerçek dünyada pek mutlu değilsin”

“evet, orada her istediğim gerçekleşmiyor.” Dedim. O sırada uyarı sesini duydum bir kadın anons yapıyordu.

“gece yarısına son yirmi dakika” bunu ilk kez duyuyordum çünkü geçen kimse tarafından rahatsız edilmemeyi dilemiştim. Fred ile meydana gittik gece yarısı olmasına rağmen havuz açılmamdı ve ortalıktaki hayallerin yok olduğu falan yoktu. Bir şeyler ters gidiyordu ve çok geçmeden kral ortaya çıktı.

“çok güzel hayaller kurmuştunuz bende bozmak istemedim size devam etmeniz için izin veriyorum” dedi. Karşı çıktım

“hayır, bizim gerçek dünyada bir hayatımız var ve zaman farkı. Saat dünyada yedi oldu ve ben uyanmak istiyorum” dedim. Birkaç kişi daha mırıldandı benim arkamda durdular. Kral

“ama ben sizin gitmenizi istemiyorum burada kalacaksınız dedim mi kalırsınız size verdiğim hayal gerçekleştirmenin bedeli bu.” Dedi. Biri bağırdı

“sen bunun bedelinin bizim mutlu olmamızın yeterli olduğunu söylemiştin”

“fikrimi değiştirdim sizi istersem sonsuza dek burada tutarım” dedi kral. Herkes bağırıyor, sızlanıyordu. Kralın bunu yapma hakkı yoktu.

“hadi hayallerinize dönün size emrediyorum” diye kükredi kral. Meydanda biri

“buna hakkın yok hayallerimize dönmeyeceğiz sen bizi çıkarana kadar” diye bağırdı. Kral bağırarak

“bana başka çare bırakmadınız eğer mutlu olmuyorsanız ben de sizin korku ve üzüntülerinizle güçlenirim” dedi ve havuzdan kurt büyüklüğünde köpekler çıktı. Köpeklerin ağzından salyalar akıyor hırlıyorlardı. Kral pis bir gülüş attı ve hava karardı. Kral artık gökyüzünde değildi herkesin hayalleri canavara, böceklere korkuya dönüşüyordu. Kurt köpekler birkaç kişinin tam tabiriyle başını koparttı. Böcekler iğrenç bir şekilde çocukları kemiriyordu. O an bir ses duyuldu.

“hepinizin ölmesini istemiyorum. Eğer hepiniz ölürse korkacak kimse kalmaz. Savaşın!” dedi. Ses kralın sesiydi. Bizden savaşmamızı istiyordu zaten başka şansımızda yoktu. Birden elimde bir kılıç belirdi. Meydanda topu topu yirmi kişi kalmıştık diğer herkes ölmüştü. Her birimizin elinde bir silah vardı. Silahlar teknolojik şeyler değildi daha çok orta çağ silahlarıydı. Kılıç, ok ve yay, devasa büyüklükte baltalar, bıçaklar. Aklınıza gelebilecek her şey. Silahlarımızla kurt köpeklerden ve böceklerden kurtulduk ve birinin hayali ormanına kaçtık. Orman bir canavara dönüşmemişti ama karanlıktı. İçeri girip kamp yapma kararı aldık. Ateşin başına geçtikten sonra küstah çocuk konuşmaya başladı. Onu ilk kez ciddi görüyordum oldukça korkmuşa benziyordu.

“benim adım Beck tanışmamız iyi olur diye düşünüyorum sonuçta birlikte çalışacağız bir planı olan var mı?” dedi. Yanındaki sarışın kız

“benim var“ dedi ve devam etti “bu arada adım Sally planım şu ben bir saray yaptım içinde akla gelebilecek her şey var ve büyük bir kütüphane de var orada belki bu dünya hakkında birkaç şey bulabiliriz.” Dedi. Beck

“bu mükemmel bir fikir oraya gitmeliyiz.” Dedi. Ve şu tanışma işi yalan oldu. Saray da değişmişti o beyaz saray yerini siyah bir kaleye bırakmıştı. İçerisi karanlıktı. Korkuyordum ama bunun yalnızca krala faydası olacağını düşündüm ve korkmamaya çalıştım. İçeride birçok koridor vardı. İkişer kişilik guruplara ayrıldık ve kütüphaneyi bulmaya çalıştık. Fred ile ben birlikte ilk koridora girdik. Onun ölmemesine sevinmiştim çünkü bu dünyada tanıdığım tek kişi oydu. Fred çok korkmuş ya da her an kusabilirmiş gibi bir hali vardı. O köpeklerin insanların kafalarını kopardıklarında ben de bu durumdaydım ama belli ki Fred üzerinden şoku hala atlatamamıştı.

Koridordaki ilk odaya girdim Fred de girdiğim odanın tam karşısındaki odaya girdi. Girdiğim oda çok güzel bir yatak odasıydı. Gri taşlardan karanlık duvarların arasında beyaz nevresimli yatak çok hoş duruyordu. Yatakta biri uyuyordu. Adam ya da çocuk demeliyim sarıya çalan kumral saçları vardı. Kral olmalı yanında taç ve ihtişamlı bir elbise asılıydı. Kapıyı açmamla uyandı ve yatağın bir yanından bıçak çıkardı

“uzak dur benden. Muhafızlar!” diye bağırdı. Kendine göre çok büyük bol bir kıyafet giyiyordu. İnce bir kumaşta beyaz bir kıyafetti. V yakalı bir tişört gibiydi yakası öyle açıktı ki nereyse göbek deliğine kadar önü açıktı. Yakayı bir arada tutan bağcıklar vardı ama hiç birini bağlamamıştı.

“dur sen de kimsin burada muhafız falan yok ve sana zarar vermek de istemiyorum indir şu bıçağı” dedim. Çok korkmuşa benziyordu. Sanki biri ona suikast hazırlamış gibiydi.

“demek amcam beni öldürmesi için bir bakire yolladı. Hem de yatak odama ha! Kim bilir diğer dünyadan topladığı çocuklardansındır. Tahmin edebiliyorum elindeki kılıçla beni öldürmeye geldin. Şimdi uyandım ama bir B planın var bakire güzel bir kızsın ve bana zarar vermek istemediğini söylüyorsun.” Konuşurken ona yaklaşıyordum “bir sonraki adım ne bana yanaşmak falan mı? Beni daha sonra mı öldüreceksin seni yatağa attığımda falan ha?” diye bağırdı ve ona sert bir tokat attım. Terbiyesiz! Ama bundan daha önemli bir şey vardı

“sen amcanın çocuk topladığını mı söyledin?”

Bu haber toplam 1087 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2014 Esenyurt Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim