türk porno , adana escort , adana escort bayan , porno izle , mersin escort , izmir escort bayan , escort adana , adult forum , istanbul escort , hatay escort , beylikdüzü escort , bodrum escort , eskisehir escort , porno indir , escort bayan , seks hikaye ,

  • BIST 93.043
  • Altın 193,423
  • Dolar 4,7189
  • Euro 5,4759
  • İstanbul : 23 °C
  • Ankara : 19 °C
  • İzmir : 25 °C

Görüşmek Üzere

12.08.2013 22:18
Ali Rıza Yılmaz / Yazar

Ali Rıza Yılmaz / Yazar

O kahvelerde, geceleyin, buğulu camdan dışarıya boş sokağı, ıslak kaldırımların üstündeki ağaç ve gece gölgelerini, nadiren birbirine dudak dudağa sarılmış çiftleri seyre dalmak, sonradan çok özleyeceği bir hatıra bırakırsa, o insan mesut olmak için yaratılmışlardan değildir. İnsanda en büyük intibalar, en büyük hadiseler iz ve hatırasını bırakmalıdır.

Küçük şeyleri unutamayanlar, en geri hatıraları da unutamayanlardır. Hafızalarının bu bahtsız kuvveti karşısında hiçbir memleket, hiçbir vatan tutamadan her yeri, her şeyi severek öleceklerdir.”

  Kitabımı tüylerim diken diken olmuş şekilde kapadım. Yorgunluktan ve bir şekilde içgüdüsel bir sebepten ötürü gözlerimi ovdum yumruk yaptığım ellerimle. Vapur Eminönü’ne yanaşıyor, insanlar hiç bıkmadıkları “ilk inen ben olmalıyım” hırslarıyla birbirlerini ezmeye hazırlanırken, göz yuvarlakları daha önceki kullanmamayı tercih ettikleri zekaları ile sabitken, şimdi her salise titreşerek kuyu kazmak ve birinin üstüne basarak yükseğe tırmanmak fikirleri üretiyordu. Aptal insanın tehlikeli haleti ruhiyesini bir serseri ceketi gibi omzuna atması, bu ülkeye ait bir gelenek olabilir diye düşündüm. Bu yersiz münakaşa bitene, vapur boşalana kadar ümitsiz ve kırgın gözlerle her gün, her taşıtta yaşanan küçük kavgaları, tehditkar bakışları seyrettim.

  Haziran güneşi Sirkeci Garı üzerinden Galata Köprüsüne doğru dik bir açıyla yansırken, sağ elimi gözlerime siper etmiş, sol elimde kitabımı bacağıma vura vura, Sirkeci tramvay istasyonuna yürüyordum. Birden 8-9 yaşlarında küçük, kara, saçları kısacık bir çocuk sabite ulaştığı hızıyla arkamdan geldi, kitabımı kaptı, ve kaçmaya devam etti. Ben çok kısa bir sürede ne yaşadığımı, neyimin çalındığını idrak edip şaşkınlık içinde “OKU BARİ!” diye bağırdım arkasından ve manasızca gülümsedim. Yakalamam imkansızdı, omzumda postacı tipi çantamla ancak o sıcakta kendime eziyet ederdim. Sonlarına yaklaştığım kitabımı haftaiçi her gün gittiğim kafede bitirecektim ne güzel, çantamı karıştırınca yanımda ders notlarımdan başka kitap olmadığını gördüm, bu sefer ilk “binen” olmak için tetikte bekleyen gergin insanların olduğu istasyona yöneldim. İlk binen ve ilk inen olmak. Nasıl bir hedef, nasıl bir amaç?!


                                                       -/-/-/-

 

  Koşmayı bitirdiğimde heyecandan kalbim duracaktı. Sirkeci Garının arkasına hemen ulaşabilmek için anayola dalmış, ezilmekten son anda kurtulmuştum. Ellerim dizlerimde ciğerlerime sanki saatlerce su altında kalmışçasına hava çekmeye çalışırken, şakaklarımdan süzülen terler, ara sıra esen rüzgarla kaynayan kafamı serinletiyordu. Kitaba baktım. Semaver yazıyordu. Semaverin ne olduğunu düşündüm. Kafasında fesle dönen adamlar mıydı yoksa diye düşünmüştüm ilk başta. Kitabı iki gün içinde bitirip, abinin her zaman oturduğu kafenin bahçesine gittim. Yine bahçede, en kenardaki masada oturmuş bir kitap okuyordu. Abiyi niyeyse sevmiştim, onu kitap okurken izlemek hoşuma gidiyordu. Onunla konuşmak istiyordum ama bu o kadar kolay değildi. Beni görebileceği bir mesafede durdum. O kafenin bahçe kısmındayken, ben kaldırımdaydım. Aramızda sadece kafeyi sokaktan ayıran sınır duvarı vardı. Abi bana baktı, tekrar kitabına döndü. Ben ise durmadan ona bakıyordum. Yerimden kıpırdamadığımı görünce yeniden baktı. Ben ona suçluluk duygusu ile bakarken, o gülümsedi.

- Merhaba, dedi. Sustum, önüme baktım. Arkadaşını mı bekliyorsun?
- …
- Karnın aç mı?
O esnada garson, abinin boş fincanını almaya geldi.
- Rahatsız mı ediyor?
- Hayır, arkadaşım. Ben bir fincan çay daha rica edeceğim, bir fincan da arkadaşıma lütfen.
Garson tuhaf tuhaf bakıp gitti. Abinin masasına gidip oturdum.
- Eee. Öylece bana mı bakacaksın bütün gün?
Sırt çantamdan korkudan titrememi engellemeye çalışarak kitabı çıkardım, önüne koydum. Şaşkınlıkla kitaba baktı. Kitabı eline aldı, hızlıca sayfaları çevirdi. Yüzü ciddileşmişti.
- Demek sendin o. Yüzü birden yumuşadı ve gözleri bana döndü. Okudun mu bari?
Kafamı salladım.
- Neden yanıma gelmedin, benimle konuşmadın? Kitabımı istesen sana vermezdim, kitaplarımı kimseye vermem. Ama aynısından alırdım sana da.

 Çayımız geldi, abi anlattı ben dinledim. İkimiz de bol bol güldük. Abi;
- Eğer bir kitap istersen birlikte sahaflara gideriz, dedi. Sana göre de çok güzel şeyler var. Okuyacak o kadar çok şey var ki. Hesabı ödedikten sonra kalktık.
- Ben buralardayım, masama istediğin zaman gelebilirsin, dedi. İki eliyle de “iki” yapar gibi işaret ve orta parmağı ile bir “V” yaptı, sağ eli hafif üstte olacak şekilde parmaklarını dikçe birleştirdi, ardından sağ eli ile üç kere dışa doğru yuvarlak çizerek ve bu esnada elini aşağı indirerek gülümsedi. Abi beni tahmin ettiğimden daha hızlı tanımıştı. Uzun zamandır hissetmediğim bir mutluluk ve heyecan ile ben de ona aynısını yaptım.

"Görüşmek üzere"

 
Bu yazı toplam 487 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2014 Esenyurt Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim