• BIST 107.348
  • Altın 151,590
  • Dolar 3,6566
  • Euro 4,2988
  • İstanbul : 20 °C
  • Ankara : 14 °C
  • İzmir : 23 °C

Glastnost

19.01.2014 00:10
Esra Kardelen / Yazı İşler

Esra Kardelen / Yazı İşler

Tam Türkçe’si 'Yeniden Yapılanma.'
Yeni ekonomik programı inceledikten sonra, toplumsal hafızamızı harekete geçirmek amacı ile bilerek bu başlığı seçtim.

1982- 1999 yılları arasında komunizm düzenini ve glastnost sonrasını , Rusya’da yakından yaşamak fırsatım olmuştu.
Devletin yurttaşlarına veremediklerini, altyapıyı güçlendirirken insanlardan götürdüklerini, düzenin böyle gitmeyeceği söylemlerinin fısıltıdan, yüksek sesle dillendirilir olduğu o dönemi detaylı gözlemleyebilen az sayıda kişiden birisi olduğum için şanslıyım.

Şanslıyım çünkü; onlarca yıldır içinde bulunduğumuz sanal mutluluğumuzu, olmayan ekonomik programlarımızı, iki üç yıllık kısa iktidarların yap boz politikalarını ve kötüye gidişatımızı, kıyaslama yöntemi ile irdeleyebilme becerisini kazandığımı zannediyorum.

Grubumuzun basına kapalı toplantılarında, ihracatımızın ve üretimimizin artırılması, yeni finansal kaynakların ne olması gerektiği konusunda, bir çok kişinin çok radikal bulduğu konuşmalarım oldu. 

Hatta, sıkı para politikalarında ihracatın artırılmasının, ekonomik değil, ancak siyasal tedbirlerle mümkün olabileceğine inanarak, Libya, Irak, İran, Suriye ve Ermenistan politikalarımızın acilen masaya yatırılması gerektiğini de dile getirmiştim.
Bu kapsamda on yıldır küs olduğumuz Libya’ya seyahatimiz sonrasında, basın tarafından onbeş gün linç edildiğimi birçoklarınız hala hatırlarlar.
Sonuçta 4 milyar USD’lik bu pazar açıldı ve Irak konusunda ciddi mesafeler alındı.
Darısı diğer ülkelere.

O günlerde çok eleştiri alan bunun gibi birçok söylemim için; zaman zaman çok üzüldüğüm günler oldu.
Kendimi ve TBMM’de bulunmak yerine, eski işimi, rahat düzenimi neden terk ettiğimi sorguladığım oldu.

Bir çok kişi, kurum ve güce karşı doğrularınızı savunmak çok kolay bir hadise olmuyor.

19 Şubat 2001 tarihi bir devri kapatıp, Türkiye’ye bir Glastnost şansı veriyor diye düşünüyorum.
Belki planlı, belki plansız.
Sonuç olarak; tüm kurum ve kuruluşlarımızla, toplumsal bir yeniden yapılanma hareketinin başlamasına imkan yarattı. 

Sn. Derviş’in doğrularını bir çok kişi, kurum ve güce karşı savunması gerekecek.

Çünkü her kişi, ya da kurum, ekonomik programda kendisini ve kendi yerini arıyor.
Filanca şirket, falanca kesim ya da örgüt olarak adlarını satır aralarında görmek istiyorlar.
Hatta programda; sorunlarının çözümünün kendilerine özel tarihler ve rakamlarla yer almaması bazılarında hayal kırıklığı bile yaratabiliyor.

Değerli dostlarım,

Sorunlarımız ve ekonomik program toplumsaldır. 
Silkiniş hareketi toplumsal katmanları da içine aldığı takdirde başarılı olacaktır.

Yeniden yapılanmaya; hastanın ana kanamalarını durdurarak işe başlanılan bir acil operasyon şeklinde bakmak gerekmektedir. Giderek diğer hasarları ele alma ve hatta kılcal damarlara kadar kontrollu ilerleme yapılmalıdır.

Program bir yapısal değişim programıdır. Önümüzdeki hafta içinde “krizden nasıl çıkılır” programı değildir. Ancak bu değişim, makul süreler içerisinde krizden çıkışı da otomatik olarak getirmektedir.

Bu bir cek-cak programı da değildir.
Çıkartılması gereken kanunlar başından ortaya konulmuş, hatta dördü de meclisimizden geçmiştir.

Karşı çıkanların, ne yanlışsa yerine akıllı ve somut önerilerini de getirerek muhalefet etmeleri gerekmektedir. 

Program 1980-86 yılları arasında devlet olarak uluslararası imza koyduğumuz, ancak bir türlü gerçekleştiremediğimiz; tarımda, sivil havacılıkta, ihale yasasında, tekel yasasında, özelleştirmede yapılacakları açık ve net ortaya koymaktadır. Şeker, doğalgaz, tütün rekabete açılmaktadır.

Kamu bankalarına sorumsuzca görev zararı olarak yazmaya alıştığımız, siyaseten verilen desteklerin, ilk kez bütçe içerisinde ve sınırlandırılarak yer alması sağlanmıştır.
Kamu bankaları piyasadan çekilecek, bankacılığı mali yapıları güçlü gerçek bankalar yapacaktır.
Sağlıklı bankacılık, sağlıklı reel sektör ve üretim demektir. İşsizlere, çalışma alanı yaratılması demektir.

Programdaki, toplumumuzun duyarlılığı da dikkate alınarak, yeni vergilerle gelir elde etme yerine, kamusal tasarruftan kaynak sağlama tercihi, ilk kez “halkı için varolan devlet” kavramını güçlü kılmaktadır.
Yıllardır şişirilen kadrolar emeklilik yolu ile azaltılacak, yeni memur alımı yapılmayacaktır.

Yıllardır toplanamamış, son dönemde üst üste toplanan ve geçen hafta meclisimizde kabul edilen “Ekonomik ve Sosyal Konsey” yasası ile katılımcı bir ekonomik yapı oluşturulmaktadır.
Arzu ederiz ki, meslek kuruluşları ve sendikalar da artık nabza göre şerbet veren populist politikalar üretme yerine, bu bünye içerisinde taşın altına ellerini sokarak, kendi içlerinde de glastnost’a gidebilsinler.

Yıllardır ağızlarda her yönü ile sakız olan Botaş, doğalgazın ithalatından, dağıtımına kadar tekel olmaktan çıkarılarak, elektrik piyasası için oluşturulan kurulla birleştirilecek ve bağımsız düzenlenecektir.

İlk bakışta en can alıcı gördüğüm başlıklar bunlar olduğu için kısaca ele aldım.

Çok önemsediğim birkaç olmazsa olmazı da, önümüzdeki günlerde yapılacak ilave düzenlemelerde görebilmeyi ümit ediyorum.

Bütçeye ilave 16 katrilyon konulduğuna göre, bu miktar ya iç kaynaklardan ya da, geleceği varsayılan dış kaynaklardan karşılanacaktır.

Bu kaynaklardan en az 2 milyar dolar civarında bir meblağın üretim sektörünü canlandırmada kullanılması gerekmektedir. Aksi taktirde ihracatımız da beklenilen düzeye çıkamayabilir. Ayrıca işsizlik ve reel sektör problemlerinin devam etmesi ile programın sosyal boyutu eksik kalmış olur.

Özelleştirme ve iç borçlanmada yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın birikimlerini Türkiye’ye kaydırmaları konusunda yüreklendirici, teşvik edici önlemler düşünülmelidir.

Yabancı sermayenin ve ihracatın önündeki hukuksal, bürokratik engeller acilen kaldırılmalıdır. Turizm alanında yatırım yapmış olan dış sermayenin, 49 yıllığına yap işlet devret modeli ve kiralama konusundaki Orman Bakanlığı ile olan problemleri halen devam etmektedir.

Dış işleri politikalarımızda siyasetimize ve ticaretimize ayrı ayrı bakabilen stratejiler geliştirmemiz gereklidir. Bir ülke ile siyasi ilişkilerimizin iyi olmaması, ticaretimizin de önünün kapanması anlamına gelmemelidir. Ekonomik entegrasyonun giderek dış siyasi ilişkileri de yumuşatacağı ve geliştireceği unutulmamalıdır.

Tüm iktidarlarca çiftçimize yapılan sübvansiyonlar zorunluluktan doğmuştur.
Çünkü miras hukukumuzda gerekli düzenlemeler yapılmamış, dededen torunlara doğru giderek bölünen ve kibrit kutusu kadar kalan araziler kalabalık nüfusları doyuramaz olmuştur.
Bu konuda miras hukukumuzda arazinin parçalanmamasını öngören değişiklikler acilen yapılarak, hazine arazilerinin ve orman vasfını kaybetmiş ekili alanların bir defaya mahsus köylüye satışı, milyarlarca dolarlık ek kaynak yaratacağı gibi, devletin geniş tarım arazilerinde yapılacak desteklemeleri de göreceli olarak azalacaktır.

Son olarak,

Program ve yeniden yapılanma uzun soluklu, topyekün bir mücadeledir.
Seçimler normal zamanında yapılsa bile, zaman böyle bir program için yetersiz kalabilir.
Ekonomik ve sosyal konsey üyeleri ile, muhalefet, iktidar ve meclis dışındaki siyasi parti liderleri bu programda aynı fotoğraf içerisinde yer almalıdırlar.

Aksi taktirde başlanılan güçlü bir mücadeleye iki üç yıl sonra sekte vurulabilir.

Hızla ilerleyen dünyada, hak ettiği yeri alma mücadelesi veren Türkiye’nin buna tahammülü yoktur.

Türk insanına bu kötülüğü yapmaya da kimsenin hakkı yoktur.

Bu yazı toplam 383 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2014 Esenyurt Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim