• BIST 106.239
  • Altın 161,321
  • Dolar 3,8713
  • Euro 4,5671
  • İstanbul : 15 °C
  • Ankara : 2 °C
  • İzmir : 10 °C

Egemen Güçler ve Halk

06.02.2014 17:30
Zeynep Akgün / Esenyurt Gazetesi Muhabiri

Zeynep Akgün / Esenyurt Gazetesi Muhabiri

Dilim varmıyor söylemeye, bu güzellikleri bir daha göremezsek!
Öyle ya,
Onca hizmetin bir kalemde silinmesini, bu millet için yapılan fedakârlıkların yok sayılmasını anlamak mümkün değil.
Atanmışların, seçilmişler üzerindeki tarihsel baskısı ve etkisi kendini bugünlerde daha bir etkin biçimde göstermektedir. 
Aslında yapmak istedikleri tek şey; 
Halkı, kendi oluşturdukları kalıba, belirledikleri kıvamda sokmak ve tek tip düşünen, yaşayan, kendi kontrollerinde tutacakları robotlar haline getirmektir.

Bunu çeşitli vesilelerle denemişler, kısmen başarmışlardır da.
Aslında; 
Toplumu bir arada tutan dinamiklerin kendi içinde hala bu kadar düzenli olması “egemen güçleri” öteden beri rahatsız etmektedir. 
Bu kadar tahriklerden sonra bir türlü sokağa çekemedikleri halkın tepkilerini sandıkta da bertaraf edemeyince, milletin gerçek iradesinin tecelli edeceği yüce Meclisin bir şekilde kontrol altında tutulması gerekiyordu.
Bunu zaman zaman “militarist güçlerle” sağlamış, yerinin geldiğini düşündükleri hallerde de bir şekilde, yine bu halkın dişinden tırnağından artırdığı vergilerle alınan malzemelerle “balans” işlemine tabi tutturmuşlardır.
Çağ ve dünya devletlerinin gözü önünde bir takım hususları rahat işleyemeyecekleri görülünce; 
İkinci etap uygulamaların devreye girmesi sağlandı.

Toplumun adalet duygularını hiçe saymak, toplum vicdanında haklı yere oturan değerleri, yine sözüm ona, toplum yararına farklı zorlama yorumlarla aksi istikamette uygulamak suretiyle, hukuk kurumuna olan güveni sarsmış bulunmaktadırlar. 
Halk bu durumlarda hemen kabuğuna çekilir ve sessiz bir şekilde konu üzerinde yapılan danışıklı kritikleri takip eder.
Bu süreçte etkileyici ve yönlendirici olduklarını bildikleri ve yeri geldiğinde devreye soktukları “yazılı ve görsel medya” görevini kendi menfaatlerince haklı; fakat içinden çıktıkları toplumun duygu ve inançlarına ihanet edecek tarzda yapmaktadır. 
Bunu yaparken, bu aşağılayıcılıktan kurtulmak için bazen “makam-mevki” ve bazen de “para” ile kendilerine kılıf bulmaktadırlar. 
Zaten “egemen unsurların” da istedikleri budur.

Kimliksiz ve kişiliksiz, zaafları olan insanları kullanmak! 
Hal böyle olunca, siz kimi seçerseniz seçin, istediğiniz olmayacağına göre, sistemle barışık olduğu takdim edilen siyasal sistemlerin tercihini yaptırmak kolay hale gelecektir. 
Şüphesiz halkı homojen bir yapıda görmek mümkün değildir. 
Bireyin kendi iç dünyasında kabullenmeleri olacak ve bunu kendine hak olarak görecektir. Bundan tabiî bir durumda düşünülemez. 
Farklı takımları tutacak, farklı özelliklere haiz insanlarla ilişki kuracak, onlarla evlenecek veya gerek gördüğünde bu birlikteliği bitirecektir.

Yemek yeme sitili, giyim tarzı, konuşma ve bilgi düzeyleri farklı olacaktır. Hatta toplumun tamamını ilgilendiren olaylarda bile. 
Kültürel düzeyi, sosyal ve içtimaî yapısı v.b noktalardan kaynaklanan farklı algılamaları olacak ve bundan dolayı kendine özgü kanaatleri oluşacaktır. 
Bunu normal kabul etmemek insanın, insanca düşünme ve yaşama evrensel hakkını hiçe saymak, yıllardır oturmasın çalıştığımız demokrasinin ana mantığına hem saygısızlık hem de ihanet olacaktır.
Burada üzerinde durulması gereken, “egemen unsurlar”la, halkın arasında bir türlü kapanmayan makasın, “iha- net”in ne olduğu ve nasıl yapıldığıdır.

Bilinmelidir ki; 
Halkın büyük bir çoğunluğu günlük yaşam sıkıntılarından kaynaklanan olaylarla ilgilidir. Evinin geçimini sağlamak için çilelerle boğuşur. Çocuğunun okul masrafı, ev sahibine veremediği kira, esnafa ödeyemediği taksitler v.b.
Aslında yıllardır ilgilendiği saha bunlardı.
Zaten egemen güçler, onların hazır kuvveti medya ve maalesef bazı kademeler, bir gecede toplumu gerer, hükümeti yıkar ve yeni müstemleke hükümetin kabinesini atarlardı.

Halk bu günlük sıkıntılarından dolayı fazlaca tepki vermez, siyasal tercihini kolay kolay değiştirmez, “Nasılsa hepsi birbirinin aynı” diyerek oyunu bu istikamette kullanır ve “bana sokmayan yılan bin yaşasın” felsefesine sahip olarak yaşar giderdi.
Egemen güçler: 
Zaman zaman uyanan halkın tepkisini rahmetli Menderes zamanında dengeleyemeyince kahir ekseriyetle seçilen halkın hür iradesini idam sehpasında rahmetli Menderes’in boynuna geçirerek uzun bir zaman tarihin derinliklerine gömmüşlerdir. 
Aradan geçen zaman bu milletin bir kez daha uyanmasını sağlayacak, devleti ve milleti barıştıran ve büyük hamleler yapan rahmetli Özal’ın da başını yiyecekti. Ölümünün ardındaki sır perdesi hala aralanmayan bir ortadan kaldırış da, bu halkın teveccühlerini engelleyemeyecekti.

Halk rahmetli Menderes ve Özal’ın mirasını gözü önünde hoyratça harcayan gerçekte müflis zihniyete gereken cevabı zamanı geldiğinde sandıkta vermiş olacaktı. 
Aslında büyük bir oranda verdi de.
Fakat daha önce de ifade etmeye çalıştığım gibi toplum bazen ortak nokta algılamalarından uzak olabilir ve bu uzak oluş başka birliktelikleri de oluşturabilir.
Neticede iki binli yılların başlarına kadar bu zorlama oluşum aslında belki de ilk kez egemen güçlerle halkın bilmeden kesiştiği nokta olarak gözükecektir.

Gerçi bu durumdan memnun olan sadece egemen güçlerdi.
Halk yine mutsuz ve tedirgin olunca kazan kaynamaya başladı. Kaynayan bu kazanın en önemli bir etkeni vardı.
Bu sefer “ İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” zihniyetli insanların ortaya çıkması durumu farklılaştırdı. 
Zaman ve tercihler, farklı çizgide, farklı düşüncede olan halkı bir noktada buluşturmayı başardı.
Bunu, şimdi ortadan bir şekilde kaldırılması düşünülen bir avuç vatansevere borçlu bu halk.
Bir kaç badire atlattılar ve bu badireleri bunları anlayan ve özümseyen halk daha da güçlendirerek iş başında tutmayı sağladı. 
“Ben tüm yetkimi sana verdim, al ve hakkıyla kullan!” dedi. 
Aslında egemen güçler de bir parça duraksamadı değillerdi, içinden çıkılamayacak bir durumdaydılar ve biraz da bu insanların muzaffer olma sarhoşluğuna kapılarak hem hizmeti yavaşlatmalarını ve hem de hata yapmalarını bekliyorlardı.
Hizmette hiçbir duraksama yaşanmadı.

Fakat egemen güçler açısından değerlendirilecek ve üzerine balıklama atlanılacak büyük bir hata yapıldı!
İktidar halkı baş tacı yaptı!
Üstelik rahmetli Menderes, Özal gibi halkın iç dinamiklerini, var olma değerlerini, yani kısaca; 
Halkın inançlarını önemsediler.

Ve işte hata!
Bu hata değerlendirilmeliydi.
Egemen güçler gereğinin yapılması için hemen düğmeye bastı. Olmayan kamusal alanlar oluşturuldu. Hukuk, zorlama yorumlarla iğfal edildi. Ortalığa yalan yanlış bilgiler pompalandı ve neticesinde de yanlış kanaatler oluşturulmaya çalışıldı.
Kısmen başarılı da oldular. 
En azından ülkenin ekonomik istikrarını bozdular.
Onlarca yıldır başarılamayıp, bu devre yakalanan yükselme trendini hem durdurdular hem de irtifa kaybetmemize neden oldular. 
Bu ülkeyi ve milleti asırlardır dışarıdan yıkmaya çalışan batı (Hıristiyan) medeniyetini bile hayretlere düşürecek şekilde.

Aslında: 
“Bu egemen güçler kimdir?” sorusu akla takılmalı değil mi?
Sahi, kim bu egemen güçler?
El cevap
Bizim dışımızdakiler!
Yani, halkın âli menfaatlerine karşı çıkanlar.
Halkın hür ve müreffeh yaşamasını istemeyenler.
Din ve vicdan hürriyetini gasp edenler.
Demokrasiye inanmayanlar.
Oligarşistler.
Materyalistler, Emperyalistler.
İnsanlık düşmanları…
Birazını da siz ekleyin.
Benden söylemesi... 

Bu yazı toplam 563 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2014 Esenyurt Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim