• BIST 102.270
  • Altın 149,552
  • Dolar 3,5485
  • Euro 4,2033
  • İstanbul : 24 °C
  • Ankara : 19 °C
  • İzmir : 20 °C

Deprem, medya, magazin

17.04.2014 15:29
Burak Kaya / Avcılar Muhabiri

Burak Kaya / Avcılar Muhabiri

Bir gazetecinin yapmaması gereken bir şey biliyorum ama ben Türk televizyon kanallarını, haberler de dahil olmak üzere hiç izlemiyorum. Bu hem bilinçli, hem de duygusal bir seçim.

İzleyemiyorum çünkü haberler başladığında çığlık çığlığa bağıran insanlar odanın içini dolduruyor. Hangi kanal olursa olsun haberlerin giriş müziğinden sonra ortalığı bir bağırtı kaplıyor. Her mahalle arasında yaşanabilecek komşu rekabetleri, her ailenin hayatın akışı içinde bir dönem kapılabileceği acı dalgaları yüreğimi eziyor da eziyor. O bitiyor sonra siyasilerin 'o dedi ki, bu dedi ki' geçidi başlıyor. Bu haberler, (o televizyon kanalının 'siyasi duruşuna göre' demeyi isterdim ama) ne yazık ki çıkar kovalamacasındaki dirsek yarışına uygun biçimde sıralandıktan sonra 'maksat kadın vücudu göstermek sağlık bahane' türünden sözde sağlık haberleri, sörf yapan köpek, insan kulağı koparan fil, hamam böcekleriyle dolu kutuda 20 gün, dilini şişleyen uzak diyarların esmer insanları türünden oldukça ucuza satın alınmış bir sepet dolusu acayip-ül garabetle noktalanıyor.

Kusura bakmayın ama acılarını evlerinin dört duvarı arasında yaşamak yerine ekranlar aracılığıyla milyonlarca evin içine boca eden insanlar; mesleğimin sağladığı olanaklar nedeniyle bilebildiğim bazı siyasi haberlerin televizyonlarda nasıl yer bulmadığını görmek ve bunların neden yer bulmadığını bilmek benim tahammül sınırlarımı aşıyor.

Neden bilinçli olarak izlemediğime gelince, kimin söylediğini hatırlamadığım şu söze gerçekten inanıyorum: 'Televizyona aptal kutusu deniyor. Değil. Televizyonun bizzat kendisi insanı aptallaştırır.' Tıpkı sürekli kötü müzik dinleyen kulakların bu kötü tınılara zamanla alışması gibi televizyonun sürekli aptalca kullanımına tanıklık eden izleyiciler de başta ne kadar aklı başında olursa olsunlar zamanla aptallaşıyorlar. Tıpkı bir dili öğrenmek gibi, televizyon haberleriyle 'Stage One'dan başladığınız süreçte zamanla kendinizi Gelinim Olur musun'u izleyen ve 'Stage Two'ya atlamış biri olarak bulabilirsiniz. Allah sizi diğer stage'lerden korusun derim ben.

İşte bu bilinçli ve duygusal seçim beni haber kanallarına, özellikle de NTV ve bazen de Habertürk'e yöneltti. Ama dün gece Asya'daki depremden sonra bölgedeki Türkler'i almak için gittiği söylenen 300 kişilik uçaktan çıkan 13 kişinin peşinde koşan gazetecilerin durumu beni bir kez daha yıktı. Birbirlerini omuzlayarak, ayaklarını çiğneyerek, 50 kiloluk kameralarını birbirlerinin kafasına vurarak ne yapmaya çalışıyordu bu insanlar?

Heyecandan titreyen ellerin tuttuğu mikrofonlar 13 kişi içinde sadece 3 futbolcunun, özellikle de Türkiye'nin Beckham çifti olmaya aday ikilinin peşindeydi. Biri üst dudağını burnuna değdirmek için üstün çabalar gösteren, diğeri maç sırasında herhalde bir erkeklik gösterisi olarak rakip oyuncunun poposunu ellerken kameralara yakalanan bu iki kişinin anlatacak pek bir şeyi yoktu ama kimin umurunda. Gazete ve televizyoncular kümeler halinde kendilerinin yarattığı ünün, şovlarını bu sefer de mağdur kahraman olarak sergileyebilmesi için koşuşuyordu.

İşte tam burada hiçbiri değil ama NTV mikrofon ve kamerasını 'canlı yayındayız' çığırtkanlığıyla kuyrukta birinci sıraya geçme savaşı içinde görmek beni derinden yaraladı.

İşte magazinin gücü budur. Önce medyadaki kafaları esir almak ister. Bir kez aldığında da geçmiş olsun...

Bu yazı toplam 556 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2014 Esenyurt Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim