• BIST 107.673
  • Altın 151,891
  • Dolar 3,7069
  • Euro 4,3562
  • İstanbul : 24 °C
  • Ankara : 21 °C
  • İzmir : 23 °C

Bizim görevimiz oynamak misyon üstlenmek değil

08.01.2014 16:39
Bizim görevimiz oynamak misyon üstlenmek değil
Show TV'de perşembe akşamları yayınlanan Hacı adlı dizi Tuncel Kurtiz'den Fikret Kuşkan'a sıkı oyuncu kadrosu ve alışılmışın dışında konusuyla hem dikkat çekti, hem de tepki topladı.

Cüneyt Ülsever'in aynı adlı romanından uyarlanan dizi, Hacı lakaplı muhafazakar ama politikadan uzak duran Kayserili bir işadamı, onun aksine sert bir siyasi çizgiyi benimsemiş oğlu Ahmet, Ahmet'in kimliğinden rahatsızlık duyan Cumhuriyet'e sıkı sıkıya bağlı bir albay, başarılı bir başkomiser ve başkent bürokrasisinde büyük ihalelerde kadınlığıyla zekasını kullanarak iş bitiren bir kadın etrafında dönen siyasi bir polisiye. Hacı'nın gelini Şeyda'yı canlandıran Dolunay Soysert'le dizinin değindiği konuları ve zamanlamasını konuştuk. 

Siz ne dersiniz Hacı hakkında?

Hacı'nın kesinlikle Türkiye panoramasını gösteren bir ayna olduğunu düşünüyorum. Şimdiye kadar bu kadar cesurca ve tarafsızca bu ayna tutulmamıştı bizlerin üzerine. Birilerinin bunu yapması gerekiyordu; biz cesaret ettik. Cüneyt Ülsever okuyup takip ettiğim bir köşe yazarıydı zaten benim. Roman kaynaklı olduğu için mesele bana güven verdi, senaryoyu elime aldığımda etkilendim ve tarafsızlığına inandım. Sadece bir resim göstermek istiyoruz biz. Toplum olarak kendimizi eleştirmekten hoşlanmıyoruz, gerçi her toplum için geçerli bu, ilk kez böyle bir şey yapılıyor. Bu sıkı ve sağlam bir eleştiri, biraz dışarıdan bakmamız lazım kendimize, yaptığımız işin bunu iyi başardığını düşünüyorum. 

dolunay-soysert-fotografi.JPG

BİZ HİKAYECİYİZ

Oyuncu olarak kendinize böyle bir sosyal sorumluluk yüklüyor musunuz? Televizyona yapılan işlerde amaç eğlence mi olmalı, bir mesaj da olmalı mı?

Mesaja inanmıyorum. Senaryodaki şeyleri oyuncuların misyon olarak yüklenmesine taraftar değilim. Biz bir hikayenin kahramanlarıyız ve o hikayeyi aktarmaya çalışıyoruz. Hem eğlence hem de öğreti olduğunu düşünüyorum televizyonda. Ama televizyon, özellikle bu ülkede insanların sıkıntıdan uzaklaşmak, rahatlamak için seçtikleri bir yol. 

Ama Hacı sıkıntıları hatırlatan bir dizi...

Çeşitli amaçları var tabii ki televizyonun, eğitici bir tarafı olduğu gerçeğini de kabul etmemiz gerekiyor. Ama mesaj hayır, mesaj değil.

Siz oyuncu olarak böyle bir sorumluluk hissediyor musunuz?

Öyle bir şey hissederseniz, rollerinizin içinde hissetmeniz gerekiyor. Bir oyuncu olarak elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum, sorumluluğumun bu olduğunu düşünüyorum. Bizler hikayeciyiz. Hikayeciler çeşitli hikayeler anlatır, hikayelerden insanlar yorumlamak istedikleri şeyleri alırlar. Kimin ne alacağı bizim sorumluluğumuzda değil. Bize düşen görev onu canlandırmakta. Bunu o noktada sınırlamazsak başka bir şeyler olmuş oluyor. İşin içine misyonlar da giriyor, mesajlar da. Böyle bir noktada durursak oyuncu kimliğimiz adına endişe duyulacak bir noktada olduğumuzu düşünürüm. Şimdi böyle bir masalın kahramanıyız, öbüründe bir başkasının kahramanı oluruz.

dolunay-soysert-resimleri.JPG

ZAMANLAMA DOĞRU

Bir televizyon yazarı (Yüksel Aytuğ) Hacı'nın 'kafa karıştıran yanlış bir zamanlamayla ekrana geldiğini' belirtti... 

Bunun zamanı, 'Ağustos daha iyi bir zamandır, çünkü Kurtlar Vadisi'nin etkileri azalmıştır' gibi bir zaman mı? Kim karar verecek buna? O yazıyı okumuştum ve çok takılmıştım. Bir şeylerin zamanlamasının birileri tarafından belirlendiğini düşünmüyorum; çünkü zaten Türkiye güllük gülistanlık bir ülke değil. Her gün yeni bir olayın patladığı, çok dalgalı, hareketli bir ülkeyiz. Yani kimine göre zaman doğru olabilir, kimine göre yanlış. O yazarın tespitine göre, böyle yanlış bir zamanda böyle bir şeyle yüzleşmek belki daha etkileyici olabilir. 

Dizilerin bir ortamı yatıştırmak ya da alevlendirmek gibi bir etkisi var mı ki zamanlama sorunu olsun?

Televizyon tabii ki etkili, kimlere ulaştığıyla da çok ilgili bu. İz, belgesel kanalı, bana çok ulaşıyor. Ama benimle beraber kaç kişiye ulaşıyor, neyi ne kadar anlıyor insanlar? Ben halı yapımıyla ilgili bir belgeseli seyrederken, arka planda, o işte sadece kadınların çalıştığı gerçeğini görünce Türkiye'nin bir gerçeğiyle yüzleşiyorum. Bu benim aldığım bir mesaj ama. Konumunuz, hayat görüşünüz ve altyapınızla ilgili bir şey televizyondan ya da olaylardan ne kadar etkilendiğiniz. Özgür bir ülkede yaşıyoruz, neyi ne kadar yasaklayabilirsiniz? Kendimizi geliştirmekten başka çaremiz yok. Bu da uzun bir süreç. Kurtlar Vadisi'ni yasaklayın ya da bilmem neyi yasaklayın. Neyi ne kadar engelleyebilirsiniz? Böyle bir şeye inanmıyorum ben. Hızla bilinçlenerek altyapımızı sağlamlaştırıp, yetişen nesli geliştirmemiz gerekiyor. Etki alanı kişilerin yapılarıyla ilgili çünkü. 

dolunay-soysert-roportaji.JPG

Neden bu kadar gecikti bu dizi? 

Her şeyin bir zamanı vardır. Televizyonda bir emekleme sürecini geride bırakarak yavaş yavaş iyi işlerle ayaklandık. Şu dönemde romantik iş, şarkıcı işi, böyle böyle işler yaşarken, 'hadi bir de kendimize bakalım' demeye başladık. Gerçekçi bir süreç bu bence. Birileri bir şey yapıyor, bu örnek teşkil ediyor, arkasından 28 tane iş yapılıyor aynı türden. 

ŞEYTAN, BİR ETİKET

Dizide kayınbiraderiniz Ahmet size 'Şeytansın sen' diye bağırdı. Böyle bir tecrübeniz oldu mu? 

Hayır, hiç öyle bir şey yaşamadım. Bazen karakterlerin en uç yanlarını daha kısa yolla anlatmak için böyle bir şey yapabilirsiniz. Şeytan lafı onunla ilgili bir şeydi. Yani şeytan, Ahmet'in karakterini ortaya koyan, o an seyirciye 'Ahmet böyle bir adam' dedirten önemli bir şeydi; bir etiket, bir kimlikti. Öyle bir şey tecrübe etmedim, çok şükür ki etmedim. Zaten gösterdiğimiz şeyler yaşandığına dair bir kanıt değildir. Olmuşluğuna ya da olmamışlığına dair elimizde bir veriden yola çıkarak hareket edilmedi. 

Ayşe karakterinin üniversitedeki türban yasağına duyduğu tepki yüzünden örtünmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ayşe, genç kızlık süreciyle ilgili bir kendini çözümleme döneminde. Aslında bizim şahit olduğumuz şey onlar olacak Ayşe'de. 19 yaşında, ben akşam sekizden sonra arkadaşlarımla dışarı çıkmak istiyorum demek yerine, Kayseri'de o şartlarda, aileye ve topluma karşı çıkışını, kendini keşfedişini böyle gösteriyor. Biraz hikayesini bekleyelim bence. Şu anda tek gördüğümüz Ayşe'nin kapıda kafasına peruk taktığı ve bir şeyi protesto ettiğiydi. Ama neden protesto ettiği hakkında sadece ipuçlarımız var. 

Sizin türban meselesine yaklaşımız ne? 

Böyle bir projenin içindeyken henüz daha böyle şeyleri konuşmanın doğru olduğunu düşünmüyorum. Çok şahsi bir görüş olacak çünkü.

Türbanı zorla mesele haline getirdiler

Türbanlıların zenci olduğu fikrine katılıyor musunuz? 

Zenci ayrımcılığını Amerika'da bire bir yaşamış bir insan olarak, hayır katılmıyorum. Amerika'nın bu konuda bizden daha çok yol alması gerektiğini düşünüyorum. Sadece beyazlarla ilgili bir sorun değildi Amerika'da yaşadığım; zencilerle de ilgili bir problem vardı. Tarih boyunca renklerinden dolayı ayrı tutulmanın getirdiği rahatsızlıkla, onlar da çok saldırgandı ve bir süre sonra onlar da beyazlar için bir tehdit unsuru haline gelmişlerdi. İki taraf da birbirinden kopuk bir şekilde, birbirini dinlememek ve birbirinden korkmak üzerine savunma mekanizmaları geliştirmişti. Amerika'nın alması gereken çok yol var çünkü yaraları da büyük. Bizim anneannelerimiz babaannelerimiz başları bağlı insanlardı. Atatürkçü bir ülkede yaşıyoruz, demokratik bir ülke olduğunu düşünüyorum. Atatürkçü demokrasinin çocuklarıyız. Ama manşetleri seviyoruz; türbanlılar zenci, bilmem neler öyle; haftalarca tartışıyoruz. Mesele şu kadarken, çekiştirdikçe, farklı yorumlandıkça başka bir mesele haline geliyor. 

Abartılıyor yani?

Abartılıyor demeyeyim ama yanlış noktada bir benzetme olduğunu düşünüyorum. 

Zenci kelimesi, azınlık anlamında da kullanıldı. Taraflardan biri azınlık mı sizce?

Nüfus sayımında kim başını bağlıyor kim bağlamıyor şeklinde bir kutucuk eklemedikçe, hangi kesimin ne kadar olduğu konusunda fikir yürütülemez. İzafi bir şey olur.

Bu haber toplam 1245 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2014 Esenyurt Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim