türk porno , adana escort , adana escort bayan , porno izle , mersin escort , izmir escort bayan , escort adana , adult forum , istanbul escort , hatay escort , beylikdüzü escort , bodrum escort , eskisehir escort , porno indir , escort bayan , seks hikaye ,

  • BIST 109.666
  • Altın 156,594
  • Dolar 3,8910
  • Euro 4,5831
  • İstanbul : 13 °C
  • Ankara : -1 °C
  • İzmir : 8 °C

Bana Bir Tavuk Çiz

17.12.2013 23:05
Burak Kaya / Avcılar Muhabiri

Burak Kaya / Avcılar Muhabiri

Sene kaçtı tam hatırlamıyorum, ama 70'ler falan olmalı.

Antakya'da teyzemleri ziyarete gitmiştik. En büyük teyzem çocuk doktoruydu. Eniştem de genel cerrah. Tıpkı annem ve babam gibi cumhuriyet nesli.

Annemler 5 kız kardeş. Annem dördüncü. İstanbullular.

Babam ise annesinin tek yavrusu. Babası yok. O da İstanbullu, hem de o dönemin tam İstanbul'undan, göbekten, Horhor'dan.

Bugünkü Horhor kaybolup gitti. Ama 30'larda, 40'larda, 50'lerde İstanbul'un en gözde yeriydi.

1950'den sonra Menderes, Vatan ve Millet Caddeleri'ni açarken Horhor'un da yarısı yıkılmış. Babamların evi de tam Vatan Caddesi'nin başladığı noktadaymış. Murat Paşa Camii'nin hemen yanında.

Bu caddeler açılırken Menderes'e "Ne o buraya uçak mı indireceksin?" demişler, o tarihe göre o kadar geniş caddeler yani.

O gün "Uçak mı inecek?" diye soranlar gelip bugün baksınlar, arabalar milim milim ilerliyor koca caddelerde.

Annemin babası yani dedem bir asker. Annem üniversitede okurken dedem de general oluyor. Sonra emeklilik ve ver elini Libya. Libya'da Savunma Bakanı.

Neyse uzatmayayım, yani nesil Cumhuriyet nesli. Beş kız kardeş, beşi de üniversite mezunu, hepsi de farklı üniversiteler.

En büyük olan doktor, bir sonraki ziraat fakültesinde profesör, üçüncü eczacı, annem kimya mühendisi, en küçük ise siyasal mezunu. Babam da kimya mühendisi. İşe bakın ki damatlar da aynı mesleklerden. Anladınız tabii, üniversitede tanışmışlar hep.

Eee o yıllarda lisede falan flört yok ki. Ya da ev ve okul dışında da fazla hareketli bir sosyal hayat yok.

Yani dışarıdan biriyle tanışmak, flört etmek, birbirini sevmek daha zor. Tek birlikte olunan yer üniversite. Evlilikler de oradan olmuş haliyle.

5 kız kardeş ve damatlar, hepsi idealist. Doktor olan teyzem ve eniştem "Ülkenin her yeri hizmet bekliyor" deyip "atamalarını" beklemişler.

Önce Kars'ın orada bir kasabaya gitmişler, sonra Balıkesir Edremit'e gelmişler. Son atama yeri ise Antakya. Orada yerleşip kalmışlar. Sanki Antakyalılar.

Annem ve babam da aynı duygularla "Devlet bizden nerede yararlanacaksa orası bizim yerimizdir" demişler. İlk durak Diyarbakır. Orada doğmuşum. Kardeşim beş yıl sonra Erzincan'da dünyaya geldi. Şimdi doktor, psikiyatrist.

Dedim ya dedem general o sırada. Ve hepsi üniversiteli beş kız kardeş ile damatların hiçbiri "Valla biz İstanbul'da otururuz" dememişler, bir torpil peşinde koşmamışlar, "Ülkeme hizmet her yerde gerekli" diye düşünüp "sıradan atanmalarını" beklemişler.

Ne diyordum ben, yazı birden hayat hikayemize döndü. Evet, Antakya'dayız.

O sıralar eski Antakya evleri soba ile ısınıyor. Kalorifer ise büyük resmi binalarda ya da "yeni moda" apartmanlarda var.

Teyzemin en büyük kızı bu apartmanlardan birinde oturuyor. Torun Ahmet, iki yaşında falan galiba, elinde ıslak çoraplarla geldi, büyük bir ciddiyetle cayır cayır yanan sobanın üzerine bu çorapları serdi. Tabii çoraplar anında büzüştü, bir duman çıktı, 10 saniyede ortada kavrulmuş bir siyahlık kaldı.

Küçük Ahmet hayretler içinde "Ama biz evde böyle yapıyoruz" dedi. Ahmet'in "Evde yapıyoruz" dediği, yıkanmış çorapların kalorifer peteklerinin üzerine serilmesi.

Küçük Ahmet ağlamaya başlarken, ki ben de o kadar büyük değilim o yıllarda herkeste bir kahkaha patladı. Teyzem Ahmet'e sarılıp öptü, anne ise yarı kızgın "Evladım burası bizim ev mi?" diye sorar halde.

Çok doğal değil mi? Ahmet kaloriferli evde doğdu, sobayı hiç tanımıyor. Eğer çoraplar evde kalorifer üzerinde kuruyorsa, anneannenin evindeki kalorifer de soba değil mi? O halde çoraplar onun üzerine konmaz mı?

Yıllar geçti. Geldik bilgisayar çağına. Büyük kent, metropol dünyasındayız şimdi.

Hürriyet Aile ekibinden bir grupla yemek yedik geçen hafta, kim anlattı hatırlamıyorum, öğretmen ilkokuldaki çocuklara "Haydi herkes tavuk resmi çizsin" demiş. Çocukların yarıdan fazlası marketten aldığımız gibi, kesilmiş, soyulmuş ve paketlenmiş tavuk resmi çizmişler.

Ne yapsın yavrucaklar, doğduklarından beri "canlı tavuk" hiç görmemişler ki.

Oysa bizim çocukluğumuzda da tam tersine paket tavuk yoktu. Tavuk canlı alınırdı, çoğu kez tavukçu hemen tezgah arkasında keserdi tavuğu, tüylerini de yolup verirdi. Babaannem yolunma işini tavukçuya bırakmazdı, tüylü tüylü eve getirirdi tavuğu, mutfakta yolardı tüyleri sonra da tütsülerdi.

"Tavukçular beceremiyor, tüy diplerini alamıyorlar sonra yerken ağzınıza takılıyor" derdi.

Şimdi kimileri "Nedir bu tütsülemek?" diye sorabilir, yazı çok uzayacak, bilmeyen annesine babasına ya da yaşlı birine soru versin lütfen.

Şimdi itiraf edeyim, bu yazıya başlarken aslında "Çocuklara hangi yaşlardan itibaren bilgisayar kullandırmalıyız?" diye sormak istiyordum. 4-5 yaşındaki çocukların bilgisayar başında olması, gerçek yerine sanal oyunlarla oynaması, pek çok şeyin gerçeğini hiç bilmemeleri üzerinde sizlerle sohbet etmek istiyordum.

Ama baktım ki yazı uzamış, sizi sıkmak istemem, ne diyeyim, artık haftaya pazartesi.

Bu yazı toplam 410 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2014 Esenyurt Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim