• BIST 102.270
  • Altın 149,304
  • Dolar 3,5481
  • Euro 4,2028
  • İstanbul : 24 °C
  • Ankara : 23 °C
  • İzmir : 25 °C

Balat

28.04.2014 22:15
Balat
Balat yazımızın ikincisi ile karşınızdayız. Bu yazının yazılması için yaptığım araştırmalarda çok ilginç bilgilerle karşılaştım. Bunları yeri geldikçe sizlerle de paylaşacağım.

Sokaklarında dolaşmadan bir yeri anlatmanın zorluğu ve yüzeyselliğine, Balat'ı anlatırken bir de 'tarihinde dolaşmadan' diye eklemek gerekiyor. Her yerine yaşanılan onca yüzyılın tortuları birikmiş olan bu semt, bizleri çok eskilere götürüyor.

 

Roma'nın ihtişamlı günlerinin sonlarındayız. Altı hırslı adam; batıda:Maksimian, Maksentius, Constantine, doğuda Galerius, Licinius, Maksimin Roma İmparatoru olmak için mücadele ediyorlar. Bu güç mücadelesi sırasında teki hayatta kalarak amacına ulaşıyor ve Büyük sıfatını alarak tarihe geçiyor. 

 

Bu sıralarda tarih M.S. 310 lu yılları göstermekte... Hıristiyanlar büyük eziyet görmekten bu şekilde kurtuluyorlar. Çünkü Konstantin 312 yılında bir ölüm kalım savaşından önce gördüğü bir düşün etkisinde kalarak ordusuna kalkanlarına haç işareti koymalarını istiyor ve bunun kendisine zaferi getireceğine inanarak savaşı kazanıyor. Tarihin bu ilk haçlı ordusu Konstantin önderliğinde, rakip pagan Roma lejyonlarını mağlup etmiş oluyor. Roma İmparatoru olduktan sonra herkesi şaşırtarak, Roma yerine yeni bir Roma kurmak fikrini benimseyerek eski bir grek kolonisi olan Bizantium u kendine başkent seçiyor. Sonraki yıllarda bu şehrin imarı için büyük emek ve para harcanıp Roma İmparatorluğu'nun ihtişamına yakışır bir başkent ortaya çıkarılıyor. Bu işe ön ayak olduğu için bu şehre Konstantin in kurduğu şehir manasındaKonstantinapolis ismi veriliyor. Hıristiyanlığın koruyucusu olan imparator sayesinde, sapkınlık olarak nitelendirilen görüşler ortadan kaldırılıp, din adamlarının ortak kararları doğrultusunda Hıristiyanlık şekillendiriliyor. Bu şekilde hıristiyan din adamları devlet içindeki etkinliklerini gittikçe arttırıyorlar. Roma Hıristiyan bir imparatorluk olmuştur artık. 337 yılında öldüğünde Roma'ya gömüleceği beklenen İmparator, pagan Roma yerine hıristiyan Konstantinapolis'e gömülmüştür. 

 

Hıristiyanlığın başkentidir artık bu şehir ...

Daha sonra gelişen siyasi olaylar İmparatorluğu parçalanmaya götürmüş, Germen ırkına mensup Franklar, başta eski başkent Roma olmak üzere Batı Roma eyaletlerini işgal etmişlerdir. Bu sıralarda Hıristiyanlığı kabul eden bu halklar, siyasi nüfuz sağlamak için Roma daki piskoposluğa kendi din adamlarını getirmişlerdir. Dini konulardaki farklı yorumlar da buna eklenince, bu süreç Batı Roma'nın, Doğu Roma ile olan siyasi ve dini bağlarının kopması ile sonuçlanmış, 1054 yılına gelindiğinde Roma Katolikleri ve Doğunun Ortodoksları yollarını ayırmışlardır. Dünya Hıristiyanlarının başkenti Konstantinapolis artık Ortodoksların başkenti olarak anılmaya başlanacaktır taki yeni bir çağ başlayana kadar...

 

1453 yılına gelene kadar şöyle yada böyle Doğu Roma İmparatorluğu yaşamış, bunu güçlü olmaktan daha çok politik olarak gösterdiği hünerlere borçlu olmuştur. Bunun için kah pagan savaşçı kabilelerle müttefik olmuş, paralı asker olarak kullanmış, kah Katoliklerle bir olup müslümanlara karşı kutsal bir savaş vermişlerdir. Bu kutsal savaşlardan birinde 1200 lü yıllarda müslümanlara karşı savaşmak için Konstantin'in şehrine gelen Katolik Latinler şehri yağma etmiş, halka kötülükler yapmıştır. Meşhur Pontus kırallığı bu sıralarda başkentten kaçan imparator sülalesi tarafından Trabzon da kurulmuştur. Hatta Konstantin'in şehrinde kısa süreli bir Latin kırallığı kurulmuş daha sonra İmparator mücadele ederek tahtını geri almıştır. Bazen de müslümanlarla iyi geçinmeye çalışmışlar, bu politikaların sonucu olarak 1453 yılına gelindiğinde Ortodoks dünyasının hamisi Doğu Roma bir şehir devletine dönüşmüş, Bizans ismini almasını bu anlamda hak etmiştir.Fatih Sultan Mehmet, Konstantinapolis'i aldığında şehirle birlikte yüzlerce yıla dayanan Ortodoksların hamisi ünvanını da almıştır. Bu sıralarda engizisyon mahkemelerinin insanları diri diri yaktığı katolik bir Avrupa'ya mensup olmayı hiç düşünmeyen kilise, hükümdarın bu konudaki teşfikleri sonucu zaman içinde İstanbul adını alan şehirde kalmaya devam edecektir. Fatih'in Otranto seferi ile İtalya yarımadasının çizme topuğuna çıkardığı askerler kaleyi almış fakat Fatih'in zehirlenerek ölmesi sonucu bu harekat sürdürülememiştir. Fatih, iki başkenti de alıp eski Roma İmparatorlarının gücüne ulaşmayı düşlemişti belkide. Balat'ın yaslandığı tepenin tam üstünde yer alan Fatih Camii bu düşün gerçekleşmesi için Ayasofya ayarında bir mabed yaptırmak isteyen Fatih'in düşlerinin büyüklüğünü anımsatmakta.

eski_bina.jpg

Bu uzun giriş için okuyucunun hoşgörüsüne sığınıyorum. Katolikler için Roma da Vatikan ne ise Ortadokslar için de Balat'ta Patrikhanenin bulunduğu Fener aynıdır. Bu sözü yukarıdaki uzun girişi yapmadan sarfetmek istememem, okuyucuya derinliği olmayan basma kalıp bir cümle yerine tarihi olan gerçek bir oluşu hatırlatmayı uygun gördüm. Patrikhane nin bütün yazışmalarında İstanbul yerine Konstantinapolis'i kullanmak istemesi şimdi sizlere daha anlamlı geliyor olsa gerek.

 

Şu anda Haliç'e bakan ve çok güzel işkembe çorbası ve kokoreçi olan Fener İşkembecisi'nin hemen arkasındaki sokağa düşen Patrikhane, Balat'ın en önemli binasıdır. 1800 lü yıllarda yapıldığı yada onarıldığı söylenen bu binaya taşınmasından sonraki yıllarda Fener, Osmanlının son yüzyılındaki çalkantıların aktörlerinden birisi haline gelmiştir. 1821'e kadar Rum Milleti olarak isimlendirilmiş olan Ortodoks Osmanlılarının temsilcisi ve bir devlet memuru statüsünde olan patrik, kilise işlerinde bağımsız hareket etme yetkisine sahipti. 25 Mart'ta çıkan Yunan ayaklanması iyi günlerin sonu oldu. Ayaklanmanın başarıya ulaşması ve denizlerdeki Yunan hakimiyeti Osmanlıyı çok güç durumda bıraktı. Binlerce Türk, yüzlerce yıldır birlikte yaşadıkları Yunanlı komşuları tarafından katledildi. Bu olaylar sırasında İstanbul Patriği olan V. Gregorius'un Patrikhane'nin kapısında asılması Türk ve Yunan milletinin günümüze kadar gelen ayrılış ve birarada yaşayamama trajedisinin habercisiydi. Bu olay Türk kaynaklarında Patriğin Rus çarına yazdığı ve Türkleri yok etmek için "Türkler'i maddeten ezmek ve yıkmak imkansızdır. Çünkü Türkler, Müslüman oldukları için çok sabırlı ve mukavemetlidirler. Bu hasletleri dinlerine bağlılıklarından, kadere rıza göstermelerinden, devlet büyüklerine itaat duygusundan gelmektedir. Türkler'de evvela itaat duygusunu kırmak, manevi bağlarını parçalamak, dini duygularını zayıflatmak icabeder. Bunun da en kısa yolu, milli geleneklerine ve manevıyatlarına uymayan yabancı fikirlere ve hareketlere onları alıştırmaktır. Yapılacak şey, Türklere birşey hissettirmeden bünyelerindeki tahribatı tamamlamaktır." Şeklinde ifade edilen bir mektuba dayanılarak vatana ihanet ettiği için denmekte, Yunan kaynaklarında ise Sultan'ın ayaklanmanın suçunu masum patriğe yükleyerek onu astırdığı ve üç gün asılı bıraktıktan sonra Yahudilere verdiği ve sokaklarda sürüklenen cesedin daha sonra denize atıldığı, bir tekne tarafından cesedin denizden alınarak Odessa limanına getirildiği, burada Ruslar tarafından kutsal ilan edildiği şeklinde aktarılmaktadır. Bu olayın gerçekte nasıl olduğu konusunda ciddi bir araştırma yapmadım, buraya bu bahsi almamın sebebi iki komşu milletin arasına giren düşmanlık tohumlarının sandığımızdan daha derinlerde filizlendiğini göstermektir. Patriğin asıldığı kapı halen kapalı tutulmakta girişler yan kapıdan yapılmaktadır. Patrikhane ve Fener çevresi ile ilgili basında ve televizyonlarda çıkan haberler Ekümenik yani Evrensel ilan edilen Patrikhane'nin Vatikan gibi bir din devleti yapılmak istenmesi ve bu konuda Patrikhane çevresinde arsa alındığı konusunda tartışmalara yol açmaktadır. Her ne kadar Patrikhane 1821 de temsil ettiği Rum Milletini artık temsil etmese de Ortodokslar için önemli bir merkez olduğunu kabul etmek gerekir.

 

Bulgarların 1870 li yıllarda milliyetçilik akımlarının şiddetini arttırdığı sıralarda Bulgarca ibadet isteyerek Rum Milletinden ayrılması ve Bulgar kilisesinin kurulması, bu kiliseden kopuşların başlangıcı olmuştur. Bu ayrılış Rum Patriğin bütün önleme çabalarına karşın gerçekleşmiş hatta Bulgarlar nasıl yaptık der gibi Fener sahiline Haliç'in kenarına dünyanın belkide ilk prefabrik kilisesini inşa ettirmişlerdir. Bu kilisenin yapılış hikayesi çok ilgi çekici. Ermeni bir mimar tarafından mimarisi çizilen kilise Avusturyalı bir şirket tarafından Viyana da yapılıyor ve şirketin bahçesine kuruluyor. Daha sonra dökme demirden yapılmış olan bu binayı söküp gemiyle Tuna nehri üzerinden Karadenize oradan da Haliç'e getirerek yeniden kuruyorlar. 1898 de yapılan bu mimari faaliyeti şaşkınlıkla takdir ediyoruz. İstanbul'un en güzel ibadethanelerinden olan sahildeki Bulgar Kilise'sini hala görmeyenler varsa görmelerini tavsiye ederim.

 

Kurtuluş Savaşı sırasıda Batı Anadolu'nun Yunan ordusu tarafından işgali sırasında Türkçe konuşan Ortadokslar da Fener Patrikhanesi'nden ayrılma sürecine girmişlerdir. 1922 yılında Türk Ortadoksları kendi patrikhanelerini kurmuşlardır. Fakat 1923 mübadelesi sırasında birçok Ortodoks Karaman Türkünün Yunanistan'a mecburi göç ettirilmesi ile sayıları çok az kalan cemaat, son zamanlarda kaybolmak üzeredir. Karaman Türklerinin mübadele sırasında ve gittikleri Yunanistan'da yaşadıkları konusunda çıkan yazılar kamuoyu tarafından ilgi ile takip edilmektedir.

 

Balat ta sahilden biraz yukarılara doğru tırmandığımızda yoldan da görülebilen fakat yakından ilk gördüğümde çok şaşırdığım ve sizin de şaşıracağınızı düşündüğüm kırmızı tuğlalı bina ile karşılaşıyoruz. Bu bina 1881 yılında Fener de yaşayan Osmanlı Rum vatandaşları tarafından yaptırılan Rum Erkek Lisesi binasıdır. 19 uncu yüzyılın sonlarında Osmanlı da yaşayan gayrimüslümlerin eğitim konusunda çok gayretli oldukları ve bu konuda yaptıkları hamlelerle müslüman nüfüsa göre büyük farkla öne geçtikleri bir gerçek. Bu konuda sarfedilen çabalar sonucunda yetişen birçok gayrimüslüm genç, değişik meslek dallarında uzman, birden fazla lisan bilen, entellektüel ve girişimci bir nesil olarak milletlerine hizmet etmişlerdir. Bunun somut örneğini burada Balat ta görebiliyoruz. Zengin ailelerin yaşadığı Balat'ta, gayrimüslüm çocuklarının görmüş olduğu eğitimin kalitesi, Avrupaya gidip yüksel tahsil gören ve mezun olduğu eski Fener Rum Lisesi binasının yerine şimdiki yeni binayı tasarlayan dünyaca meşhur olduğunu öğrendiğimiz Rum Mimar tarafından ispatlanıyor. Ayrıca yine bu liseden mezun olmuş ve geçen sayımızda kapakta yer alan ve bir dönem Osmanlı'ya bağlı olan Boğdan'a Prens yapılan Dimitri Kantemir'in de bu liseden mezun olduğunu söylemekle yetineceğiz. Kantemir'in iki özelliği onun siyasi macerası sonucu Rusların tarafına geçip vatan haini olmasını gölgede bırakıyor. Bu özelliklerden ilki onun muzik notasyonu geliştirme çabaları sonucu bulduğu kendi sistemi ile kaynaklarda bestelendiği söylenen eserlerin yarısının bize ulaşmasını sağlamasıdır. Bu çaba olmasa idi yaklaşık 500 ü bulan bu eserleri bugün dinleme olanağı bulamayacaktık. Ayrıca sanat müziğinde kendi eserleri de olan bir bestecidir. İkinci özelliği ise Osmanlı konusunda yayınlanmış ilk ansiklopediyi yazmış olmasıdır. Uzun yıllar Osmanlıyı tanımak isteyen yabancıların başucu kitabı olmuştur. Bu gibi öğrencileri yetiştiren lisenin geçenlerde beşyüzüncü kuruluş yıldönümü Milli Eğitim Bakanımızın da katıldığı bir törenle kutlanmıştır. Dünyada halen devam etmekte olan en eski eğitim kurumu olduğu söylenen lisenin bugünlerde on kadar öğrencisinin olduğu belirtilmekte. Balat ta Yahudilerin de yaşadığı söylenmekte ise de daha çok bugün Musevi Hastanesi olarak adı geçen ve Eyüp e doğru daha yakın sahilde yer alan kısımda yaşadıklarını düşünmekteyim. O kısmı yazı dizimizin üçüncü bölümüne bırakalım.

 

Balat'ın okulları, binaları, kilise, cami ve havraları ile yüzlerce yıllık Osmanlı idaresinin hoşgörü ve birlikte yaşamaya dair birikimlerini görmek için daha fazla beklemeyin. Binalar her nekadar Avrupa Birliği projeleri ile restore edilse de tarih makyajla güzelleştirilmeye çalışılan eskiden güzel olan bir kadının güzelleşmediğinin örnekleri ile doludur. Gayrimüslümlerin sayısının çok az olduğu bir yer haline gelen Balat tan göçenlerin anlattıkları, eski güzel günlere dair özlemlerle dolu. Hepsi o günlerin asla geri gelmeyeceğini ama her zaman hatırlanmaya değer olduklarını söylüyorlar.

Bu haber toplam 796 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2014 Esenyurt Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim